Oğuz, Nadezhda ile bilerek evlendi — bunu Maria’ya zarar vermek için yaptı. Onun ihanetinden sonra acı çekmediğini kanıtlamak istiyordu…
Maria ile neredeyse iki yıl birlikte olmuşlardı. Ona deliler gibi âşıktı, dünyayı yerinden oynatmaya hazırdı, tüm hayatını onun hayallerine göre şekillendirmişti. Evliliğe giden yolda olduklarını düşünüyordu. Ama Maria’nın bu konuda sürekli kaçamak cevapları onu sinirlendiriyordu.
*Şu an niye evlenelim ki? Üniversiteyi bitirmedim, senin şirketin de pek bir şeye benzemiyor. Ne düzgün bir araban var ne de kendi evin. Üstelik kız kardeşinle aynı mutfakta yaşamak istemiyorum. O evi satmasaydın, şimdi rahat rahat otururduk.* Maria’nın bu sözleri Oğuz’un kulağının dibinde çınlıyordu.
Oğuz’un canı yanıyordu ama kızın haklı olduğunu da biliyordu. Kardeşi Pelin’le birlikte ailesinin dairesinde yaşıyorlardı, işi yeni yeni oturuyordu, üstelik kendisi de üniversitenin son senesindeydi. Mezun olmadan hayatın yükünü omuzlamak zorunda kalmıştı. Evi, Pelin’le ortak kararla satmışlardı — ailesinin işini kurtarmak gerekiyordu.
Altı ayda biriken borçların altından kalktılar, dükkânın stoğunu yeniledip kenara biraz para bile koyabildiler.
Maria ise anı yaşamanın peşindeydi, hayalî bir gelecek için beklemek istemiyordu. Ailesinin gölgesinde büyümüş biri için bu kolay bir tavırdı. Ama Oğuz bir anda büyümek zorunda kalmıştı — kardeşi, iş, hayat… İnanıyordu ki bir gün ev, araba, bahçe hepsi olacaktı.
Felaket hiç beklemediği bir anda geldi.
Sinemaya gitmek için sözleşmişlerdi, Maria onu almasını istememiş, kendisinin geleceğini söylemişti. Oğuz durağa geldiğinde, lütks bir arabanın içinde belirdi Maria. Kitabı uzatıp dedi ki:
*Üzgünüm, artık birlikte olamayız. Evleniyorum.* Sonra arabaya döndü.
Oğuz donakaldı. Birkaç gün içinde ne değişmişti ki? Eve döndüğünde Pelin, yüzünden anlamıştı her şeyi.
*Zaten biliyor musun?*
O sadece başını salladı.
*Zengin biriyle evleniyor. Beni de şahit olarak çağırdı ama reddettim. Sen *arkandan iş çevirmiş!*
Oğuz, kardeşinin saçlarını okşayarak onu kucakladı:
*Sakin ol. Mutlu olsun. Biz daha da mutlu olacağız.*
Sonra bir gün boyunca odasına kapandı. Pelin onu çıkarmaya çalışıyordu:
*En azından bir şeyler ye. Gözleme yaptım…*
Akşama doğru gözlerinde ateşle çıktı:
*Hazırlanmalıyız.*
*Neye hazırlanacağız? Aklına ne geldi?*
*Evleneceğim. İlk kabul edenle.* Soğuk bir ifadeyle konuşuyordu.
*Yapma! Bu sadece senin hayatın değil!* Pelin boşuna engellemeye çalıştı.
*Gelmezsen tek başıma da giderim.*
Parkta bir sürü insan vardı. Bir kız şakağına parmağını dayamıştı, bir diğeri korkup kaçtı. Ama üçüncüsü, gözlerinin içine bakarak *evet* dedi…
*Adın ne, güzelim?*
*Nazlı.*
*Nişanı kutlamalıyız!* Oğuz, Nazlı’yı ve Pelin’i bir kafeye sürükledi.
Masada ağır bir sessizlik çöktü. Pelin ne diyeceğini bilemiyordu. Oğuz’un aklındaysa intikam düşünceleri kaynıyordu. Zaten kararını vermişti: düğünlerini de 25’inde yapacaktı.
*Bir yabancıya evlenme teklif etmek için ciddi bir sebebin olmalı.* Nazlı sessizliği bozdu. *Anlık bir kararsa, gidebilirim.*
*Hayır. Söz verdin. Yarın nikâh başvurusunu yapar, aileni tanımaya gideriz.*
Oğuz göz kırptı:
*Önce senli benli konuşalım.*
Düğüne kadar geçen bir ayda her gün buluştular, konuştular, birbirlerini tanıdılar.
*Bana bunun nedenini söyler misin?* diye sordu Nazlı bir gün.
*Herkesin dolabında bir iskelet vardır.* Oğuz cevaptan kaçındı.
*Önemli olan, yaşamaya engel olmaması.*
*Peki sen neden kabul ettin?*
*Kendimi bir prenses gibi hayal ettim. Babası kral, onu çıkan ilk adama veriyor. Masallarda hep iyi biter: ‘Ve sonsuza dek mutlu yaşadılar.’ Kendim denemek istedim.*
Aslında durum o kadar basit değildi. Büyük bir aşk, kırık bir kalp ve ufak da olsa birikmiş paraların kaybıyla sonuçlanmıştı. Ama ona insanları anlamayı öğretmişti. Etrafında dolaşan hayranları ilk bakışta uzaklaştırıyordu.
Mükemmel erkek aramıyordu ama zeki, bağımsız ve harekete geçebilen birine ihtiyacı olduğunu biliyordu. Oğuz’da kararlılık ve işe ciddi yaklaşım görmüştü. Eğer yanında Pelin değil de arkadaşları olsaydı, Nazlı onu görmezden gelip yoluna devam ederdi.
*O zaman sen kimsin, prensesim?* Oğuz düşünceli bir ifadeyle ona bakıyordu. *Hüzünlü, güzel Ayşe mi yoksa kurbağa prenses mi?*
*Bir öpücükle anlarsın.* Nazlı gülümsedi.
Ama aralarında ne öpücük ne de başka bir şey oldu.
Oğuz düğün hazırlıklarını bizzat üstlendi. Nazlı’ya sadece onun sunduğu seçenekler arasından seçim yapmak düşüyordu. Hatta gelinliği ve duvağı bile kendisi almıştı.
*En güzel sen olacaksın.* diyordu sürekli.
Nikâh dairesinde töreni beklerken Maria ve nişanlısıyla karşılaştılar. Oğuz zoraki bir gülümsemeyle:
*Tebrik ederim.* diyerek eski sevgilisinin yVe o gün Oğuz, Nazlı’nın gözlerindeki derin sevgiyi görünce, bütün bu acı dolu oyunun aslında onu gerçek mutluluğa götüren bir yol olduğunu anladı.




