Gidiyor musun canım, beni hatırla…
Ömer, yüksek metal çitin yakınında arabayı durdurdu. Eskiden bu çit tahtadan dardı. Yanlış eve mi geldim diye düşündü. Hayır, dönüşten önceki ikinci evdi. Bunu hatırlıyordu, çünkü sık sık aklına geliyordu. Arabadan bakınca evin çatısı bile görünmüyordu.
Aynalara sık sık bakıyor, biri geliyor mu diye kontrol ediyordu. Issız sokakta bekleyen bir araba fazla dikkat çekebilirdi. “Burada ne yapıyorum? Neden?” diye soruyordu kendine. Çite bakıp oturdukça, içindeki cesaret de eriyordu.
Tam o sırada, kapıdan bir genç kız ve bir labrador çıktı. İlk bakışta bunun Elif olduğunu zannetti. Aynı kestane rengi kıvırcık saçlar, aynı ince bel. Yüzünü göremedi. “Bu olamaz. On beş yıl geçti. Kırk yaşında olmalı, bu kız en fazla yirmi. Gençleştirme yöntemleri mucizeler yaratıyor. Yoksa kızı mı? Ama onun çocuğu yoktu. Peşinden gidip sorsam mı? Ne diyeceğim? Kırk yaşındaki bir adamın genç bir kızı takip etmesi tuhaf görünür…”
Koltuğa yaslandı, radyoyu açtı ve beklemeye başladı. Yirmi dakika sonra köşeden aynı kız ve köpek göründü. Yaklaştıkça, bunun Elif olmadığını anladı. Aramızda yüz metre kala arabadan çıktı.
Labrador, tasmayı çekerek Ömer’e doğru atıldı.
“Sakin ol, Pasa,” dedi genç kız, köpeği çekerek.
“Özür dilerim. Burada Elif yaşıyordu. Ya da evi karıştırdım…” Ömer, soyadını bile bilmediğini o an fark etti.
“Elif annem. Siz kimsiniz?” dedi kız, dikkatle yüzüne bakarak.
“Şehre yeni döndüm. Kızı olduğunu bilmiyordum.” Ömer, köpeğe baktı ve yaklaşmaktan vazgeçti.
“Kaç yıldır şehirde değildiniz?” diye sordu kız, gözlerini kısarak.
“On beş yıl.”
“O zaman kesinlikle babam olamazsınız,” dedi kız, kendi şakasına gülerek. “Aslında öz kızı değilim. Annemle babam birazdan gelir. Beklemek ister misiniz?” Dar bir kapıya doğru yürüdü.
Ömer omuz silkti.
“Korkmuyor musunuz? Tanımadığınız bir adam…” diye mırıldandı.
Kız ciddileşti.
“Hayır, korkmuyorum. Evde kimse yok mu sanıyorsunuz? Pasa bana bir şey yaptırmaz. Üstelik kameralar var. Geliyor musunuz?” Kapıyı açarak bekledi.
Ömer, arabayı kilitleyip peşinden gitti. Kız kapıyı tutmuş, onu bekliyordu.
Bahçe bakımlıydı ama fazla titizlenmemişti. Çitler düzgün kesilmemiş, çimler biçilmeyi bekliyordu. Gri taşlarla döşenmiş geniş bir yol, kapıdan eve kadar uzanıyordu.
Ev yıllar içinde değişmişti ama aynı evdi. On beş yıl önce Ömer’e koskocaman görünmüştü. O zamanlar yurtta küçük bir odada yaşıyor, daha önce de anne babası ve küçük kız kardeşiyle daracık bir evde sıkışıp kalmıştı. Şimdi ise böyle bir evde, hatta daha büyüğünde yaşıyordu.
Eski mobilyalar sadeydi. Şimdi her şey pahalı ve zarifti, duvarda büyük bir televizyon asılıydı. Yumuşak halı, ayak seslerini yutuyordu.
“Bir şeyler içmek isterseniz, bar şurada,” dedi kız, merdivene doğru yönelerek.
“Arabayla geldim,” dedi Ömer. “Adınız neydi?”
“Defne. Üstü…Kapıyı kapatıp bahçeden çıkarken, Ömer yıllar önce bıraktığı o eski aşkın artık sadece bir anı olduğunu ve hayatının geri kalanında taşıyacağı bu anının aslında onu değil, geçmişte kalan genç halini sevdiğini fark etti.




