**Dönüş**
“Gülşen! Neredesin Gülşen!” diye bağırarak evin içine daldı Zeynep. Boş odayı şöyle bir süzdü, ardından kapıyı çarparak kapı önüne çıktı, topuklarının sesi sert adımlarla karışıyordu. “Nerede arasam onu?” Çaresizlikle ayağını yere vurdu.
Evin köşesinden elinde plastik bir leğenle Zeynep’in arkadaşı Gülşen çıktı.
“Sonunda! Saatlerdir seni arıyorum.” Zeynep hemen yanına koştu.
“Çamaşır asıyordum bahçede. Ne oldu ki?” Gülşen leğeni duvara dayadı.
“Oldu işte!” Zeynep’in koyu renk gözleri, kara saçlarının altından ışıldadı.
Arkadaşına söylemeden önce biraz bekletmek istedi, ama dayanamadı, soluğu kesilmiş bir sesle patladı:
“Tolga döndü!”
“Gerçekten mi?” Gülşen’in gözlerinde şüphe, sonra sevinç, ardından yine şüphe belirdi.
“Yemin ederim yalan değil! Kendim gördüm. Annesi kolay kolay bırakmaz zaten, o da çok özlemiş.”
“Hadi gidelim!” diye güldü Gülşen ve ilk o fırladı bahçeden.
Güneş köyü sıcak bir ışıkla yıkıyor, dere yemyeşil kıyılarında kıvrılıyor, dünya bir masal kadar güzeldi. Ama Gülşen hiçbirini görmüyordu. Kalbi coşkuyla çarpıyordu: “Tolga! Tolga!”
“Bak, işte o!” Zeynep Gülşen’in kolunu kavradı.
Asker üniforması içinde Tolga onlara doğru yürüyordu. Kızları görür görmez koşmaya başladı.
Gülşen’in kalbi sevinçle doldu, yerinden fırladı, ona yöneldi, kendini onun kollarına attı, titreyen bedeniyle ona sarıldı.
Zeynep bir kenarda durmuş, kıskançlıkla sevgililerin buluşmasını izliyordu. Tolga’yı o da beğenirdi ama o sadece Gülşen’i görürdü. Okulu erkenden bitirmiş, köyde ailesine yardım ediyordu. Bir yıl sonra askere alınmıştı.
“Bu Gülşen’de ne buldu ki? Ben daha güzelim. Neden hep ona?” diye düşündü Zeynep, dudaklarını ısırarak. Gözlerine ihanet eden yaşlar doldu. Koşarak eve gitti, yatağa atıp kendini yastığa gömdü, hıçkırıklara boğuldu.
“Ne oldu?” Annesi mutfaktan çıktı.
“Hiç,” diye tersledi Zeynep.
“Hadi canım! Kıskanıyorsun, değil mi? Senin için de talip mi yok? Bak şu Levent’e, gözünü senden alamıyor, çalışıyor, evi var.”
“Anne!” Zeynep daha da hızlı ağlamaya başladı. “Gideceğim. Okulu bitirip gideceğim. İzmir’e.”
“Ne saçmalıyorsun? Seni orada kim bekliyor? Hayır kızım, doğduğun yerde yaşa. Gidersen, onlar kalır…” diye üstü kapalı konuştu annesi.
“Yok öyle!” Zeynep yastıktan başını kaldırdı. “Ben daha güzelim, vücudum daha iyi. Gülşen doğurursa şişer kalır. Bir şeyler yapmam lazım. Önemli olan onları yalnız bırakmamak.” Gözyaşları kurumuştu.
“Hah işte,” dedi annesi onaylayarak mutfağa geri döndü.
Kısa süre sonra Gülşen geldi. Zeynep onun gözlerindeki mutluluğu görünce kalbi yine kıskançlıkla sıkıştı. Zoraki gülümsedi.
“Niye bu kadar çabuk ayrıldınız?” diye sinsi bir sesle sordu.
“Şimdi tüm akrabalar toplanacak, onun dönüşünü kutlayacağız. Bu akşam da Tolga dansa gelecek. Ah, Zeynep, çok mutluyum! Sen niye böylesin?” diye sordu Gülşen, arkadaşının halini anlamadan.
“Size engel olmayayım. Hem dansa gidecek bir şeyim de yok. Annemden yeni elbise için para istesem vermez.”
“Ben sana kendiminkini vereyim, beğendiğin o beyaz olanı. Ben kilo aldım, bana dar geldi, sana tam olur. Gel, dene,” diye teklif etti Gülşen.
Zeynep sevincini zor bastırdı. Gülşen’in odasında aynanın karşısında uzun süre kendine baktı, elbise üzerinde sanki dökülüyordu.
“Vazgeçtiğine emin misin?” diye kuşkuyla sordu.
“Hiç de bile,” diye rahatça cevapladı Gülşen ve arkadaşını kucakladı. “Al gitsin. Bana da akşam yemeği hazırlamam lazım.”
“Görüşürüz akşam!” Zeynep Gülşen’in yanağına bir öpücük kondurup koşarak evine gitti.
Akşam Gülşen Zeynep’i aldı, beraber kulübe gittiler.
Tuğla binadan canlı ışıklar sızıyor, müzik yükseliyordu. Salonun ortasında birkaç kız dans ediyordu. İki erkek köşede bilardo oynuyordu. Gülşen Tolga’yı aradı.
“Yok. Hadi dans edelim.” Zeynep salona girdi, neşeyle döndü, ellerini havaya kaldırdı, bir yandan da kapıya Tolga’nın gelip gelmediğine bakıyordu.
Müzik susunca, sıcaktan kızarmış yüzünü yelpazelemek için dışarı çıktı. Haziran başıydı ama akşamlar hâlâ serindi. Zeynep üşüdü. Biraz ötede Levent sigara içiyordu.
Zeynep loşluğa bakarken Tolga’yı gördü. Üniformasından tanımıştı. Hiç düşünmeden merdivenlerden indi, Levent’e yaklaştı, kollarını onun boynuna doladı. Beyaz elbisesi karanlıkta iyice göze çarpıyordu.
“Ne yapıyorsun Zeynep?” diye şaşkınlıkla sordu Levent.
Zeynep cevap vermek yerine aniden onun dudaklarına yapıştı. Levent şaşırmadı, kızı kucakladı. Zeynep onu itip geri çekildiğinde, Tolga’nın hızla uzaklaştığını gördü.
“Bırak beni!” diye bağırdı Zeynep, Levent’in kollarından kurtulup kulübe koştu.
Planladığından bile iyi olmuZeynep o gece gülümseyerek uykuya daldı, rüyasında mutlu bir gelecek gördü, ama sabah uyandığında her şeyin bir hayal olduğunu anladı.




