“Onunla ilk sen tanıştın, onunla git o zaman,” dedi Emir köpeğe. “Seni özleyeceğim.”
Banliyö treni yavaşladı. Vagondaki insanlar çıkışa doğru sıraya girmişti bile. Pencerenin dışında, parlak ışıklar altındaki peronda yavaş yavaş geçen insanlar görünüyordu. Sonunda tren birkaç kez sarsılarak durdu. Kapılar gürültüyle açıldı, çantaları ve poşetleriyle yüklü yolcular vagonlardan fırlayıp binlerce ayak altında ezilmiş, küçük bir İstanbul banliyösündeki perona doluştular.
Yolcular sohbet ederek ve uyuşmuş bacaklarını açarak perondan aşağıya inmeye başladı. Emir vagonundan en son çıktı. Onu bekleyen kimse yoktu. Kendisi de yalnız yaşadığı kiralık eve dönmek için acele etmiyordu.
Birkaç ay önce karısından boşanmış, ona ve yeni doğan kızına evi bırakıp kendisi daha ucuza banliyöde bir yer tutmuştu.
Bir gün bir kızla tanışmış, kısa bir süre görüşmüşler, sonra karşılıklı anlaşarak ayrılmışlardı. Üç ay sonra kız birdenbire karşısına beliren bir göbeğiyle çıkageldi ve hamile olduğunu söyledi. Emir evlenmeyi teklif etti. Dört ay sonra kız sağlıklı bir bebek dünyaya getirdi.
Göz yaşları içinde, karısı itiraf etti: Emir’den önce bir erkekle çıkmış, adam hamile olduğunu öğrenir öğrenmez onu terk etmişti. Sonra Emir çıkmış karşısına. Kızın gidecek hiçbir yeri yoktu, memleketine dönmek istemiyordu. Emir onu sokağa atamadı, kendisi ayrıldı ve boşanma davası açtı.
Şimdi neredeyse hafta sonları dahil durmadan çalışıyor, yeni bir ev almak için para biriktiriyordu. Bir tanıdığı inşaat ekibi kurmuş, Emir’i de çağırmıştı. Ev ve villa tadilatları yapıyorlardı.
Emir ağır ağır, fenerle aydınlatılan merdivenlere doğru yürüdü. Aşağıda sarı bir köpek gördü. Köpek Emir’e baktı, sonra gözlerini yukarıya, perona çevirdi.
“Orada kimse kalmadı galiba. Sahibin gelmedi mi? Sorun değil, belki son trene gelir,” diye mırıldandı Emir ve uzaklaştı.
Birkaç adım sonra arkasına baktı. Köpek perona çıkmış, birini gözlüyordu. Giden trenin tekerlek sesleri duyuldu. Köpek inledi, treni gözleriyle takip etti, sonra merdivenlerden aşağı inerek Emir’e doğru koştu, karşısına oturdu ve sessizce yüzüne baktı.
“Ne yapmayı düşünüyorsun, kardeş? Bir sonraki treni mi bekleyeceksin, yoksa benimle mi geleceksin? Bak, ikinci kez sormayacağım,” dedi Emir ve dönüp yürümeye başladı, arkasına bakmadan.
Köpek bir süre ona baktı, sonra kalkıp peşine düştü. Önce geride durdu, sonra yanında yürümeye başladı.
“Yalnızlık mı çekiyorsun? Anlıyorum. Peki sen kiminsin? Daha önce görmedim seni. Ama ben de yeni taşındım zaten…”
Köpek yanında yürüdü, onu dinliyormuş gibiydi. Böylece ikisi dört katlı bir apartmana kadar geldiler.
Kapının önünde köpek durdu.
“Gir içeri,” dedi Emir, kapıyı ardına kadar açarak. “Karar ver, çünkü acayip acıktım ve uykum var.” Apartmana adım attı ama kapıyı açık tuttu.
Köpek yavaşça basamakları tırmandı, Emir’in yanından içeri geçti. “Sen kolay değilsin, dostum,” diye güldü Emir, kapıyı bırakarak.
Loş bir koridordaydılar, zayıf bir ampul ışık saçıyordu.
“Hadi, üçüncü kata çık. Kusura bakma, asansör yok,” diye şaka yaptı Emir.
Köpek basamakları zıplayarak çıktı, her katta durup yeni arkadaşını bekledi. Üçüncü kata çıkınca, Emir kapısının önünde durdu, cebinden anahtarını çıkardı.
“Geldik. Burası benim evim.” Işığı yaktı, içeri girdi. “Buyur. İki kere davet etmeyeceğim.”
Köpek bir an tereddüt etti, sonra sakin bir tavırla içeri girdi ve askılığın yanına oturdu.
“Terbiyeliymişsin. Saygı duydum. Ama madem geldin, devam et, etrafı incele,” diye konuştu Emir üstünü değiştirirken.
Köpek antrede yattı, kulaklarını dikmiş, sesleri dinliyordu. Bulaşıkların şıkırtısını duyunca ve yemek kokusunu alınca yutkundu, ayağa kalktı ve makarna ile et kokusuna doğru yürüdü.
“İşte böyle,” dedi Emir. Lavabonun yanına derin bir tabak koydu, içine yemek doldurdu.
Köpek yaklaştı, kokladı, burnunu şişirerek. Kısa sürede tabak pırıl pırıl yalandı. Köpek oturdu, Emir’e baktı.
“Üzgünüm, başka bir şey yok. Seni beklemiyordum.” Köpeğin lavaboya baktığını görünce su istediğini anladı. “Anlıyorsun, hiç köpeğim olmadı.” TabakEmir, İrem’in elini tutarak, “Belki de GEmir, İrem’in elini tutarak, “Belki de Gümüş bize yol gösteriyor,” dedi ve artık yalnız olmadıklarını hissederek yola devam ettiler.




