**İkinci Nefes**
Bülent, Alain Delon gibi yakışıklı değildi. Ekskavatör fabrikasında sıradan bir mühendis olarak çalışıyordu. İçki içmezdi, belki sadece bayramlarda bir kadeh. Sigara da kullanmazdı. Yirmi iki yıllık evliliğinde başka kadınlara asla göz kırpmamıştı.
Kızı evlenmiş, kocasıyla birlikte İstanbul’a taşınmıştı. Torun konusunda acele etmiyorlardı. Bülent de bu duruma üzülmüyordu. Çocuklar sorumluluk demekti, gürültü demekti, yerde dağılmış oyuncaklar demekti. O ise televizyon karşısında gazeteyle geçirdiği sessiz akşamlara alışmıştı. Yaşı neydi ki? Torunlarla oynamaya daha çok vakti vardı.
Eşi Gülşen her açıdan ideal bir kadındı: Bakımlı ve hoş görünümlüydü, evleri her daim temiz ve huzurluydu, lezzetli akşam yemeklerini eksik etmez, bayramlarda ev yapımı pasta ve etli sarma hazırlardı. Kısacası, hayatları kurulmuştu.
İşten çıkıp arabasıyla eve doğru giderken, batmakta olan güneşin ışıklarına kısılmış gözleriyle doyurucu bir akşam yemeği ve televizyon karşısındaki dinlenme anını düşlüyordu.
Bülent eve girdi, ayakkabılarını çıkardı ve kulak kabarttı. Genelde Gülşen mutfaktan başını uzatır, “Yemek neredeyse hazır,” derdi. Ama bugün sesini duymadı. Açıklanamaz bir endişe yüreğine çöreklendi. Oturma odasına yürüdü. Gülşen dolabın açık kapıları önünde duruyor, askılardan elbiselerini çıkarıp divanın üzerine atıyordu. Divanda kapağı açık bir bavul vardı.
“Nereye gidiyorsun? Kızımızın yanına mı, İstanbul’a mı? Yoksa hamile mi?” diye sordu Bülent.
Gülşen, eşine bakmadan bavula yaklaştı ve elbiselerini içine yerleştirmeye başladı.
“Ne oldu, sağır mı oldun? Soruyorum, cevap vermiyorsun. Nereye gidiyorsun?” diye tekrarladı Bülent, siniri yükseliyordu.
Gülşen odayı şöyle bir süzdü, bir şey unutmuş mu diye baktı, sonra bavulun kapağını kapatmaya çalıştı. Ama içindeki eşyalar fazla geldiği için fermuar zorlanıyordu.
“Boş boş sorular sormak yerine yardım etsen daha iyi olurdu,” dedi Gülşen, gözlerine düşen bir tutam saçı üfledi.
“Bütün kıyafetlerini alıp nereye gidiyorsun diye sordum! Bu boş bir soru mu?” Bülent, içinde kaynayan öfkeyi zorlukla bastırıyordu.
“Nereye mi? Senden ayrılıyorum,” diye meydan okurcasına cevap verdi Gülşen.
“Neden?” Bülent şaşkınlıkla kaşını kaldırdı.
“Bıktım. Yardım edecek misin?” Gülşen bavula doğru başını eğdi.
“Neden bıktın?” Bülent bavula yaklaştı, eliyle kapağa bastırdı ve hızlı bir hareketle fermuarı kapattı.
“Her şeyden bıktım! Senden bıktım, ocak başında saatlerce yemek yapmaktan bıktım. Her akşam evde oturup televizyon izlemekten bıktım!”
“Baştan söyleseydin. Biraz değişiklik olsun diye tiyatroya gidebilirdik,” dedi Bülent aklına gelen ilk şeyi söyleyerek.
“Orada horladığın için utançtan yerlere geçeyim mi? Bir gün diğerini kovalıyor, hayat geçip gidiyor!” Gülşen’in sesindeki umutsuzluk ve tatminsizlik Bülent’i şaşkınlığa uğrattı.
“Bu bizim elimizde değil. Biz ister hareket edelim ister durBülent, Gülşen’in gidişinin ardından durup düşündü ve sonunda gülümseyerek, “Belki de her şey tam da olması gerektiği gibi oldu,” diye mırıldandı.




