Elif sık sık saatine bakıyordu. Zaman sanki bir salyangoz gibi yavaş ve ağır ilerliyordu. İş gününün bitmesine daha bir saat vardı.
“Neden sürekli saate bakıyorsun? Bir yere mi yetişeceksin?” diye sordu baş muhasebeci Ayşe Hanım.
“Hayır, ama…”
“Bir erkek mi? Senin yaşında bir kadın ancak bir erkek yüzünden zamanı hızlandırmak ister. Benim yaşımda ise kadınlar saatin durmasını diler.” Ayşe Hanım derin bir nefes aldı. “Tamam, git. Zaten bugün verimli değilsin.”
“Teşekkür ederim!” Elif hızlıca bilgisayarını kapatmaya başladı.
“Seviyor musun?” diye merakla sordu Ayşe Hanım.
“Seviyorum.” Elif gözlerini kaçırmadan cevapladı.
Masası Ayşe Hanım’ın masasının tam karşısındaydı ve onu rahatça görebiliyordu. Ofisin darlığı farklı bir düzenlemeye izin vermiyordu. Elif, sanki sınavdaymış gibi hissetti, patronunun keskin bakışları altında.
“Nikâh niye kıymıyorsunuz? O mu istemiyor?” Ayşe Hanım gözlüklerini çıkarıp burnunu ovdu. “Anladım. Evli. Çocukları da var, değil mi? Klasik hikâye. Önce doğruyu söylemedi, sonra sen ona âşık oldun ve bırakamadın. ‘Çocuklar büyüsün, boşanacağım’ dedi, değil mi?”
“Nasıl anladınız?” diye şaşkınlıkla sordu Elif. Şimdi gözlerini Ayşe Hanım’dan alamıyordu.
“Ben de gençtim. Sadece senin başına gelmedi sanma. Kızım, eğer bir erkek ailesini hemen bırakmadıysa, asla bırakmaz. Bunu kabullen. Kendin çık git.”
“Ama… Ben onu seviyorum.”
“Ona yeterince sıkıcı gelirsen veya Allah korusun, karısı öğrenirse, çok daha kötü olacak. Şimdi gidersen en azından onurunu korumuş olursun. İnan bana. Bir de karmayı bozma.” Ayşe Hanım gözlüklerini geri taktı, aniden ciddileşti.
“Düşün. Pazartesi işe geç kalma,” dedi, başını kağıtlardan kaldırmadan.
“Seviyormuş…” diye iç çekti Ayşe Hanım, kapı kapandığında.
Elif koşarak merdivenlerden indi, güvenlik görevlisine el sallayıp binadan çıktı. Mayıs güneşi sokakları ışıldatıyordu. Hemen Tolga’nın arabasını gördü ve ona doğru yürüdü.
“Sonunda! Çıkacağını hiç sanmıyordum. Burası caddelere bakıyor, herkes görüyor,” diye söylendi Tolga, Elif yanına oturduğunda.
Hemen kontağı çevirdi, ofisten uzaklaştı ve trafiğe karıştı.
“Nereye gidiyoruz? Telefondaki konuşmadan hiçbir şey anlamadım,” diye sordu Elif.
“Sürpriz,” dedi Tolga, ona umut dolu bir bakış attı.
O bakış bile Elif’in kalbini yerinden oynatıp karnına sıcak bir dalga yaydı.
Araba şehirden çıktı, hızla otoyolda ilerledi. Sonra dar bir köy yoluna saparak ağaçların arasından geçti.
Elif yolu izlerken hiçbir yere varmasalar, sadece ikisi birlikte sonsuza kadar gitseler diye hayal etti. Bir süre sonra önlerinde bir yazlık evlerin bulunduğu site belirdi.
“Geldik,” dedi Tolga neşeyle.
“Senin yazlık evin mi var?”
“Yok, bir arkadaşımın. Karısı hamile, son aylarında. Buraya gelemezler. Yani bütün hafta sonu bizim olacak.”
“Ya senin eşin? İzin mi verdi?” diye kuşkuyla sordu Elif.
Tolga arabayı yüksek ahşap bir çitin önünde durdurdu.
“Önümüzde iki gece ve bir gün var.” Elif’i öpmek için eğildi.
“Sadece iki gece bir gün,” diye düşündü Elif iç karartıcı bir şekilde. “Sonra her şey eskiye dönecek…”
Tolga onun dudaklarından çekildi, arabadan indi, bagajdan çantaları çıkardı. Elif de dışarı çıktı, derin bir nefes aldı. Hava temizdi, çim ve yaprak kokuyordu, ona babaannesinin köyünü hatırlattı.
“İki gece bir gün! Bu kadar çok mu? Sadece ikimiz!” diye sevinçle düşündü, inanamıyordu.
“Beğendin mi?” Tolga yanında durmuş, sürprizin etkisini izliyordu. “Al bunu, hadi içeri girelim.” Bir çantayı uzattı, bahçe kapısına yöneldi.
“Daha önce geldin mi?” diye sordu Elif, kapıyı açmasını beklerken.
“Tabii ki. Zaten arkadaşım.”
“Eşinle mi geldin yoksa…”
“Elif, başlama. Keyfimizi kaçırma.” Kapıyı açtı, içeri girme sırası Elif’e verdi.
Küçük bir eve girdiler.
“Yerleş ben hazırlanıyorum.”
Evde çarpıcı bir sessizlik vardı, Tolga’nın sesi bile boğuk çıkıyordu. “Değiştiremeyeceğim şeyler için niye düşüneyim? Anın tadını çıkarayım,” diye geçirdi içinden Elif. Kurutulmuş çiçekler, basit perdeler, yeşil damalı bir örtü…
“Keşke hep burada kalabilsem,” dedi Elif gece Tolga’nın kollarında. “Sadece seninle.”
“Hmm,” diye mırıldandı Tolga uykulu bir sesle.
Elif sabah erken uyandı, kıpırdamadan Tolga’nın nefesini dinledi. “Pencereye bir sardunya lazım,” diye düşündü.
Sabah sessizliğini telefonun çalması bozdu. Tolga irkildi, gözlerini açtı, telefonuna uzandı.
“Evet… Hayır, ne sesi? Su içmeye girdim… Tamam, sonra konuşuruz.” Telefonu bıraktı, yastığa yaslandı.
Elif içinden Ayşe Hanım’ın haklı olduğunu düşündü. Bir gece daha geçecek, sonra her şey eskisi gibi olacak…
Telefon tekrar çaldı. Tolga acele etmiyordu.
“Çağrıyı aç,” dedi Elif.
Tolga ona baktı, sarılıp öpmeye başladı.
Telefon sustu, ama birkaç saniElif, Tolga’nın sarılışında kendini kaybetmeden önce şunu anladı: Gerçek aşk, hiçbir gölgenin olmadığı bir hayatla başlıyordu.




