**24 Haziran 2023**
Bugün pazardan dönerken komşumuz Şükran Hanım’la karşılaştım.
“Selam Şükran, nasılsın? Kızın hâlâ evlenmedi mi?” diye sormaz mı? Sanki başka derdi yokmuş gibi.
“Sağlık olsun. Senin ne işin var kızımla? Damat adayı mı buldun? Bizim Elif öyle her önüne gelene bakmaz. Okuyor, kültürlüdür,” dedim, içimden gelen bir sıkıntıyla.
“Şükran Hanım, fazla kitapla işin yok, gün gelir başın ağrır. Seçip beklersiniz, kızınız elde kalır, sonra bana deme!”
“Kara kara konuşma. Yoksa senin oğlunu mu düşürüyorsun?” diye çıkıştım.
“Aman Şükran, ne sertsin!” diye iç geçirdi.
“Kitap okusun, gece kulüplerinde sürünmesin iyi bence. Hatice’nin kızına bak, çocuğunu bırakıp kaçmış.”
“Ama sen de kızını fazla sıkıyorsun. Hiç mi gençliği yok?” diye diretti.
“Sen kendi oğluna baksana, her akşam meyhaneden çıkmıyor!” diyerek çantamı alıp uzaklaştım.
Eve geldim, Elif’in odasına girdim.
“Hâlâ kitap mı okuyorsun? Ne demiş atalar, çok bilen çok yanılır.”
“O atalar değil, Molière,” diye düzeltti Elif.
“Ne fark eder? Markete git, süt bitti. Ya da biraz hava al, sürekli kitap okuyorsun, gözlerin bozulacak.”
“Anne, bu ne hâl? Bazen dışarı çıkma diyorsun, şimdi de kovuyorsun.”
“Canım sıkıldı işte. Elif, evlenmenin vakti geldi, ama kiminle?” diyerek odadan çıktım.
Elif kitabını kapattı, düşüncelere daldı. Onu tek başıma büyüttüm. Bazen kızardım, “Baban gibisin,” derdim. Küçükken babasının fotoğrafını sorardı.
“Bilmiyorum nerede, bir kenara koymuştum,” diye geçiştirirdim.
Büyüdüğünde anladı ki babası belki de onun varlığından bile habersizdi.
Belki gerçekten de ona çekmişti. Ben iri yarıyken, Elif narin, sarışın, soluk tenliydi. Lisede ilk kez bir arkadaşının evinde rimel sürmüştü.
“Arkadaşların mı öğretti bunu? Hemen sil!” diye bağırdım.
Erkekler Elif’e bakmazdı. Üniversitede gözlüklü, sessiz bir çocuk olan Volkan sinemaya davet ettiğinde sevinmişti. Bir gün annem işteyken onu eve çağırdı.
Ne yazık ki rahatsızlanıp erken döndüm. Hiçbir şey yoktu aralarında, ama ben bayılır numarası yaptım. Volkan tüydü, Elif de bir daha erkek çağırmadı.
Mezun olunca kütüphanede işe girdi.
“Orda kimseyle tanışamazsın. Erkekler doktorları sever, keşke tıp okusaydın,” diye söylendim.
Ama Elif kitapları seviyordu. Orada kahramanların hayatlarını yaşıyordu. Bir gün kütüphane müdürü Ayşe Hanım çay içerken sordu:
“Kaç yaşındasın?”
“Otuz dört.”
“Artık annenden ayrılmalısın. Deniz kenarına git, belki birisi çıkar.”
Ayşe Hanım bir yol buldu, İstanbul’da yaşayan kuzeni Selma’nın yanına yerleşti Elif. Ama ben habersizdim.
Bir gün aniden İstanbul’a gittim. Karnı iyice belli olmuştu.
“Bu ne hâl? Denizde mi oldu bu?” diye bağırdım.
Yıllar geçti. Elif İstanbul’da kaldı. Torunum Mete büyüdü.
Bir gün parkta düşüp kaşını yardı. Hastaneye koştuk. Doktor Mete’yi aldı, ameliyathaneye götürdü.
Çıktığında, maskesiz yüzünü gördüm. O muydu?
“Evet, benim,” dedi gülümseyerek.
Sonra eve geldi. “Mete benim oğlum, değil mi?” diye sordu.
Eşi ve kızı bir kazada vefat etmişti. Kader, Elif’e ikinci bir şans vermişti.
**Bugün anladım ki beklenmedik karşılaşmalar, tam da ihtiyaç duyduğumuz anda gerçekleşir. Deniz kenarındaki rüzgâr, yalnız kalpleri birleştirmek için eser.**




