Bugün günlüğüme yazıyorum, içimdeki hikayeyi artık paylaşma zamanı geldi.
Eda, öğretmen okulunu birincilikle bitirmiş, üniversiteye gitmeyi hayal eden bir kızımızdı. Ancak hayat onun için farklı planlar yapmıştı. Babası ağır bir trafik kazası geçirmiş, uzun süre hastanede yatmıştı. Taburcu olduğunda annesi, ona bakmak için izin alıp evde kalmıştı.
Şehirlerinde üniversite yoktu, gidecek olsa büyükşehre taşınması gerekiyordu. Eda, bir yıl daha beklemeye karar verdi. Ailesini böyle zor bir dönemde yalnız bırakamazdı. Hemen bir okulda öğretmenliğe başladı.
Doktorlar, babasının fizik tedavi ve ilaçlarla zamanla ayağa kalkabileceğini söylüyorlardı. Annesi, tedavi masraflarını karşılamak için yazlıklarını sattı. Fakat babası bir türlü sandalyesinden kalkmadı.
“Yeter, boşuna para harcamayın. Benden geçti,” dedi bir gün.
Zamanla huysuz, her şeye kusan bir adam olmuştu. En çok da annesine çıkışıyordu. Bir çağırsa, hemen koşmasını beklerdi. O sırada yemek tencereye yapışsa bile.
“Mehmet, mutfağa kendin gidemez misin? Yemek yandı,” diye sitem ederdi annesi.
“Benim hayatım yandı, sen hâlâ yemeği düşünüyorsun. Ayağın üstünde gezmek kolay tabii. Bir bardak su getirmek bu kadar mı zor?” diye kızardı babası.
Bazen öfkeyle annesine tabak bile fırlatırdı. İçki isteği de gitgide artmıştı. Sarhoş olduğunda, kazayı sanki annesinin yaptırmış gibi ona bağırıp çağırıyordu.
“Baba, içme, düzelmez. Kitap oku, satranç oyna,” diye yalvarırdı Eda.
“Sen ne anlarsın? Son keyfimi de mi elimden alacaksın? Sen oku kitaplarını. Hayat o kadar kolay değil,” diye homurdanırdı.
Annesi, “İçki almasam, bağırıp durur. Çok zor durumda,” diye iç çekerdi.
Bir gün Eda okuldan yorgun argın dönmüş, boğazı ağrıyordu. Babası sürekli sesleniyordu. Sonunda artık dayanamadı.
“Yeter! Yorgunum, ayakta duramıyorum. Sen tekerlekli sandalyedesin, kendin mutfağa gidebilirsin. Binlerce insan senin gibi yaşıyor, hatta çalışıyor. Sen bir mutfağa gidemiyor musun? Hazırlanmam lazım,” diye çıkıştı ve odasına çekildi.
Tekerleklerin hışırtısını duydu. Mutfaktan bardağı masaya koyuşunu, sonra koridorda durup kapısı önünde bekleyişini hissetti. Bağırmasını bekliyordu, ama sandalye yavaşça uzaklaştı. O günden sonra babası biraz daha kendine geldi.
Eda, balkon kapısını açık bırakırdı. Babası orada oturur, “dışarı çıkmış” gibi hissederdi. Dar kapıdan geçemezdi. Tabii genişletmek gerekirdi, ama parayı nereden bulacaklardı?
“Beni huzurevine bırakın,” diye sızlanırdı içkili babası.
“Ne diyorsun sen? Sen yaşıyorsun, bu en önemlisi,” diye teselli eder annesi.
“Şimdi öyle diyorsun. Sonra bıktığın zaman ne yapacaksın? Niye bana katlanasın ki?”
Böyle geçti gitti zaman. Bir sonbahar günü Eda, okuldan çıkmış, durağa yetişemeden yağmura yakalandı. Camlı çatının altına sığındı, ama rüzgâr yağmuru oraya da savuruyordu. Arabalar hızla geçerken çamur sıçratıyor, Eda üşümüş, ıslanmış bir serçe gibi bekliyordu.
Derken bir kamyon yanaştı. İçinden bir genç çıktı, ceketini başına siper ederek Eda’nın yanına koştu.
“Bin, seni evine bırakayım.”
Eda titriyordu. Ceketin benzin kokusuna aldırmadan altına sığındı. Kamyonun kabini kuru ve sıcaktı.
“Murat,” dedi genç.
“Eda.”
“Eda mı? Güzel isim. Nereye gidiyoruz Eda?”
Eda adresini verdi. Murat, şoför olma hikâyesini anlattı:
“Ana beni tek başına büyüttü. Komşunun tamirhanesinde çalışmaya başladım. Askerden sonra direksiyona oturdum. Para iyi, ek iş de yapıyorum. İşin olursa ara beni.”
Sonra Eda’ya sordu: “Sen okuyor musun, çalışıyor musun?”
“Öğretmenim.”
“Güzel,” dedi onaylayarak. “Okuluna kadar getiririm, seni görsünler. Kocaman kamyonum var, kimsenin yok.”
O kadar rahat konuşuyordu ki. Belki ihtiyacı olur diye telefon numarasını verdi. O akşam Murat aradı, sinemaya davet etti.
“Gelemem, babam hasta.”
“Evin önüne gelsem çıkar mısın?”
“Neden geleceksin?”
“Seni görmek istiyorum. Hoşuma gerek,” dedi açıkça.
“Ya benim beğenime uymazsam?”
“Yüzüm mü çirkin? Yoksa şoför diye mi utandın?”
“Özür dilerim, incitmek istemedim. Tamam, çıkarım.”
Ertesi gün korna sesini duyunca baktı. Murat kamyonuyla bekliyordu.
“Kime böyle telaşlandın? Âşık mı geldi?” diye takıldı annesi.
“Âşık değil. Tanıdık. Çıkabilir miyim?”
“Çık, yoksa mahalleyi ayağa kaldıracak.”
Murat neredeyse her gün geliyor, okuldan alıp evine bırakıyordu. Kamyonun içinde çay içip sohbet ediyorlardı. Termostan çay, annesinin yaptığı sandviçler…
“Bak, ne sık geliyor. Damat adayı,” dedi gülerek annesi.
“Damat falan değil.”
“Gençlik bir çırpıda geçer. Arkadaşların bir bir evleniyor. Sen ne bekliyorsun?”
“Anne, ders hazırlamam lazım,” diyerek odasına kaçtı.
Murat birkaç kez evlenme konusunu açtı, ama Eda acele etmemek istEda, bir süre sonra babasının yeniden yürümeye başlamasıyla ailenin yükünün hafiflediğini gördü ve kendini öğretmenlik mesleğine adayarak mutlu bir hayat kurdu.




