Kızımı Bana Bıraktı mı? – Korkunç Düşünceyle Bir An Sıcak Bastı. – Hayır, Bu Olmaz; Mutlaka Dönecek!

**Günlük**

Bugün bir kabus gibiydi. “Kızımı bana mı bıraktı?” diye geçirdim içimden. Bir an kalbim hızla çarptı, midem burkuldu. “Hayır, bu olamaz. Mutlaka geri dönecek.”

Sibel, her zamankinden erken gelmişti eve. İşten dönüp masanın üzerinde kısa bir not buldum. Onunla ilişkilerimiz hep inişli çıkışlıydı, ama böyle bir şey yapacağını hiç düşünmemiştim. Notu defalarca okudum, neredeyse ezberledim, ama yine de bir şeyleri kaçırdığım hissi içimi kemiriyordu.

Geceyi uyuyamadan geçirdim. Yastık sert, yorgan ağır, oda boğucu geldi. Bir ağladım, bir Sibel’le hayali konuşmalar yaptım. Kavgalarımız, güzel anılarımız, hepsi gözümün önündeydi. Sonunda, yorgun düşüp kalktım ve masanın başına oturdum. Lambayı yaktım. Not, çalışma kağıtlarımın üzerinde duruyordu, sık sık okuduğum için buruşmuştu.

Yüzüncü kez dikkatle okudum. Evet, her şey açıktı. Sibel’in öfkeli sesini duyar gibiydim:

“Senin kontrolünden bıktım… Çok katısın… Kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Artık büyüdüm… Zaten bırakmazdın beni, bu yüzden evde yokken gidiyorum. İyiyim. Yanımda biri var. Beni arama. Geri dönmeyeceğim…”

Ne bir hitap, ne de imza. “Peki ya ben?” diye sordum kendime, sanki duyup cevap verecekmiş gibi. “Bana bir şey olsa, haber bile veremeyeceksin. Hiç mi düşünmedin beni?”

Belki Sibel haklıydı kendince. Ama ben bir anne olarak onun iyi bir eğitim almasını, güzel bir iş bulmasını istemiştim. Aşk, tutku, plansız bir hamilelik… Bunların hepsi hayallerinin önüne geçebilirdi. Hiçbir şeye izin vermeyen anneler mi vardı?

Ben de öğrenciyken evlenmiştim. Aşkın ve tutkunun, parasızlığın, yurt odasının daracık duvarlarının, yorgunluğun altında nasıl eriyip gittiğini hatırlıyordum. Sibel doğduktan sonra işler daha da zorlaşmıştı. Benim gibi genç ve tecrübesiz olan eşimle anlaşamaz olmuştuk. Belki de annem haklıydı, o zaman kürtaj yaptırmalı mıydım? Ama ben aşkımızın her şeyin üstesinden geleceğine inanmıştım. Ne kadar da safmışım.

Üç ay sonra boşandık. Ben akademik izin alıp ailemin yanına döndüm. Annem, kürtaj için ısrar etmiş olmasına rağmen, Sibel’i görür görmez sevmişti. Hatta beni okula geri gönderip torununu kendi büyüttü, şımarttı.

Annem ve babam hayattayken hiç zorluk çekmedim. Sibel hep güvende, annemin gözetimindeydi. Üniversiteyi bitirdikten sonra iki yıl İngilizce öğretmenliği yaptım, sonra çevirmen olarak işe başladım.

Ama aşk hayatım hep talihsiz geçti. Annem, “Artık olgun, kendini idare edebilen bir adam bulmalısın,” derdi. Ama karşıma ya evli erkekler çıktı, ya da her şeyini eski eşine bırakmış, sığınacak liman arayan boşanmışlar. Böyle adamlarla ilişki kurmaya cesaret edemedim.

Annem ve babam vefat edince, Sibel’le baş başa kaldık. Benden başka kimsesi yoktu. Tüm sevgimi, emeğimi ona verdim. Ama o bunu istememişti. Büyükannesinin şımarttığı Sibel’e ben fazla katı gelmiştim. O, okuldan çok özgürlük hayalleri kuruyordu. Ve bugün evden gitti…

“Bekleyeceğim. Başka ne yapabilirim ki? Bir gün geri döneceksin. Ben senin annenim, seni seviyorum ve affedeceğim. Yeter ki başına bir şey gelmesin…” Lambayı söndürüp yatağa uzandım. Yarım saat kıvrandıktan sonra, huzursuz bir uykuya daldım.

Sibel’in gidişine alışamadım. Her kapı zili, her ses beni ürküttü. İşten arta kalan zamanlarda evde çeviriler yapmaya başladım. Geceleri bilimsel makaleler, dergilerle uğraşıyordum. Günde birkaç saat uyuyordum. Bu yoğunlukta kendime acımaya vaktim yoktu. Tabii ki Sibel’i düşünüyordum, kendimi avutuyordum: “Mutlaka iyidir,” diye.

Bir buçuk yıl sonra kapı çaldı. Gözlüklerimi çıkarıp yorgun gözlerimi ovuşturdum. Çeviri akıcı gidiyordu, ara vermek istemiyordum. İkinci kez çalınca masadan kalktım.

Kapıyı açtığımda karşımda zayıflamış, solgunlaşmış bir Sibel duruyordu. İçimden bir “Aman Allahım!” çıktı, ona sarılmak için adım attım.

“Sibel! Sonunda geldin. Seni çok özledim.”

Ama buz gibi bir bakışla karşılaştım. Eşikte donakaldım. Sibel içeri girdiğinde, kucağında bir çocuk olduğunu fark ettim.

“Bu senin mi? Ver bana.” Çocuğu kucağıma aldım. “Kız mı?” diye sevinçle sordum. “Onu odaya götüreyim, sen üstünü değiştir.”

Uyuyan çocuğu yatağa yatırıp tombul yanaklarına, kıvrılmış kirpiklerine baktım. Kapının çarpma sesiyle irkildim. Sibel gitmişti.

Girişte tek bir ses yoktu. Kapının önünde bırakılmış şişkin bir çanta duruyordu. Sibel’in geldiğine tek kanıt, yerdeki ıslak ayak izleriydi.

Pencereden baktım. Ne bir araba, ne de Sibel vardı.

“Sibel…” diye fısıldadım çaresizce.

Çocuğun yanına döndüm. Hiçbir şeyden habersiz, huzurla uyuyordu.

“Kızını bana mı bıraktı?” Bu düşünce içimi yaktı. “Hayır, olamaz. Mutlaka geri dönecek. Çanta! Çantayı bırakmış…” Koşarak çantayı getirdim. İçinde sadece çocuğun eşyal”Çocuğa baktım, Sibel’in küçük bir kopyasıydı, ve o an anladım ki, hayat bana ikinci bir şans vermişti — bu kez her şeyi doğru yapacaktım.”

Rate article
Lifequest
Kızımı Bana Bıraktı mı? – Korkunç Düşünceyle Bir An Sıcak Bastı. – Hayır, Bu Olmaz; Mutlaka Dönecek!