İkinci Şans
“Elif, eve mi gidiyorsun?” diye sordu arkadaşı Selda, tırnaklarını masaya tıkırdatarak.
“Hayır, biraz daha kalacağım. Kocam beni alacak,” dedi Elif, hiç utanmadan yalan söyleyerek.
“Peki, sen bilirsin. Yarın görüşürüz.” Selda kalçalarını sallayarak ofisten çıktı.
Çalışanlar birer birer iş yerini terk ediyordu. Kapıdan acele adımlar ve topuk sesleri duyuluyordu. Elif telefonunu eline aldı ve düşüncelere daldı. “Muhtemelen biraya vurmuştur, televizyon karşısında karnı açıkta uzanıyordur.” Derin bir nefes alıp arama tuşuna bastı. Üç uzun çaldıktan sonra televizyonun uğultusunu duydu, ardından Tolga’nın sesi geldi:
“Alo?”
“Tolga, dışarıda yağmur yağıyor, ben süet botlarımla geldim. Beni alır mısın?”
“Elifciğim, affet, senin arayacağını bilmiyordum, biraz içtim. Taksiye bin lütfen,” dedi kocası.
“Her zamanki gibi. Senden başka bir şey beklememeliydim zaten. Ayrıca bana evlenme teklif ederken beni kollarında taşıyacağını söylemiştin.”
“Elifciğim, tatlım, maç var…” Telefondan taraftarların bağrışmaları duyulunca Elif telefonu kapattı.
Artık kocasının ofisin önünde onu beklediği günler geride kalmıştı. O zamanlar arabası yoktu ama her gün onu almaya gelirdi. Elif iç geçirdi, bilgisayarını kapattı, üstünü giyip ofisten çıktı.
Koridorun sessizliğini topuklarının tıkırtısı bozdu. Herkes çoktan gitmişti. Girişte güvenlik kulübesinin yanında müdür yardımcısı Deniz Bey telefonla konuşuyordu. Uzun boylu, fit, siyah pardösüsüyle Hollywood yıldızını andırıyordu. Kadınlar onun evlenmemiş olması hakkında dedikodu yapıyordu.
Elif’in keskin bir dili vardı ve bu kadar yakışıklı birinin hâlâ bekar olmasını garip bulurdu.
“Mankenlerle çıkıyor. Adını unuttum, dergi kapaklarında sık görülüyor,” demişti bir keresinde sosyetik dedikodulara hakim olan Selda.
Tolga da gençliğinde kötü değildi. Her gün parktaki barfikste otuz çekerdi. Sonra… Sonra tembelleşti, biraya düşkün oldu, göbeği çıktı. Ve her akşam işten döndüğünde aynı manzarayla karşılaşırdı: Tolga, televizör karşısında uzanmış, yerde bir bira şişesi…
Tam kapıya yöneldiğinde, ardından gelen o kadifemsi bariton ses tüylerini diken diken etti.
“Elif Hanım, biraz geç kalmışsınız.”
“Kocamın beni alacağını düşünmüştüm, ama gelemedi,” dedi gülümseyerek dönüp baktı.
Deniz Bey telefonunu pardösüsünün cebine koyup ona yaklaştı.
“Sizi eve bırakayım,” diyerek kapıyı itti ve öne geçmesi için yol verdi.
“Hayır, lütfen, gerek yok. Taksi çağırırım,” diye nazikçe reddetti Elif, dışarı adım atarken.
Merdivenlerin önünde durdu, asfaltın üstündeki su birikintilerine, şık süet botlarına baktı. Bahardı, karlar erir ermez yağmurlar başlamıştı.
“Taksiyi şimdiden çağırmış sayın,” dedi Deniz Bey koluna hafifçe dokunup arabasına yönlendirdi.
Nasıl reddedebilirdi ki? Keşke ofisteki kimse görmeseydi, kıskanırlardı. Bu yakışıklı adam için pek çok talip vardı zaten.
Deniz Bey alarmı kapatıp SUV’un kapısını açtı. Elif yüksek koltuğa atlayıverdi, hafifçe “Aman!” diyerek eteğini düzeltti. Deniz Bey kapıyı usulca kapattı, arabayı dolaşıp direksiyona geçti.
“Sizi bir süredir gözlemliyorum. Ölçülü, dengeli birisiniz, kimseye fırsat vermiyorsunuz. Sanırım pazarlama departmanını yönetebilirsiniz.”
“Peki Yaşar Hanım?” diye şaşırdı Elif, bu teklifi beklemiyordu.
“Emeklilik vakti geldi. Güvenilir bir çalışan ama yeni programlara ayak uydurmakta zorlanıyor.”
Elif koltuğunda hafifçe kıpırdandı. Yaşar Hanım’a acıdı. Bir zamanlar ona işin inceliklerini öğreten oydu. Ama bu cazip teklifi de reddetmek istemedi.
“Torunu evlenecek, ona yardım etmek için biraz daha çalışmak istiyor,” dedi Elif hüzünlü bir tonla.
“Sizi ilgilendirmemeli, saygıdeğer Elif Hanım. Eğer sadece buysa, yeterli tazminat alacaktır. Peki, kabul mü?”
Deniz Bey’in onun profiline bakan bakışlarını hissetti. Bir an önüne baktı, düşünüyor gibiydi. Başını çevirdiğinde Deniz Bey ön cama bakıyordu.
Elif birden arabasının evinin önünden geçmek üzere olduğunu fark etti.
“Sağa dönün, işte benim evim,” dedi uzun sessizliği bozarak. “Şu girişin önünde durun.”
Araba durdu ama Elif hemen inmedi. Teşekkür etmek için doğru sözleri bulamıyordu.
“Belki bir gün öğle yemeği yiyebiliriz?” diye büyüleyici bir teklifte bulundu Deniz Bey.
Kalbi bu yeni cazip fikre hızla çarptı.
“Belki,” dedi, hafifçe gülümsedi ve kapıdan hızla çıkıp ıslak zemine adım attı.
“Yarın görüşürüz,” diyerek parlak bir gülümsemeyBir ay sonra Tolga, parktaki barfikste yine otuz çekiyordu, Elif ise balkondan onu izlerken gülümsüyordu, çünkü aşk ikinci bir şansı hak etmişti.




