Bir zamanlar köyün sonundaki terk edilmiş bir eve genç bir kadın yerleşti… Köyde yabancıları sevmezlerdi. Halk telaşlandı, karakola haber verdi. Polis geldi, belgelerini kontrol etti, herkesi sakinleştirdi; bunun, birkaç yıl önce doksan altı yaşında ölen Zeynep nine’nin uzak bir akrabası olduğunu söyledi. “Zeynep nine’nin ömrü boyunca ne akrabası ne de çocuğu oldu,” diye şaşırdı köylüler.
Genç kadın evine yerleşmeye başladı. Bakımsız bahçede birkaç sebze yatağı kazdı, bir şeyler ekti. İnsanlar gülüştüler. Kim yaz ortasında bahçe eker? Ama kısa sürede filizler yeşerdi, hem de nasıl! “Bunda kesin bir uğursuzluk var,” dedi köylüler. Böylece ona “büyücü” lakabı yapıştı.
İnsanlardan uzak duruyor, kendisi hakkında hiçbir şey anlatmıyordu. Gizem ise merak uyandırır, dedikodulara yol açar. Kısa sürede köyde söylentiler yayıldı: Zengin bir aşığının mücevherlerini alıp kaçmış, ıssız bir köye saklanmıştı.
Sonra bir kadının çocuğu morardı, nefesi kesildi. Hastane on kilometre uzaktaydı, gündüz vakti araba da bulunmazdı. Kadın çocuğu alıp Fatma Büyücü’ye koştu. O, çocuğu kaptı, baş aşağı salladı, sırtına vurdu ve çocuğun ağzından bir oyuncağın parçası fırladı.
Bundan sonra Fatma’ya saygı duydular ama aynı zamanda korktular. Fakat Mehmet ona âşık oldu. Annesi ağlıyordu: “Genç kızlar dururken gidip olgun bir kadına mı vuruldu bu çocuk?” Bir gün Mehmet’in annesi Fatma’nın evinin önünde durup bağırmaya başladı: “Oğlumu büyüledin, iksir içirdin!” Mehmet ağlayan annesini eve götürdü, sonra yine Fatma’ya döndü.
Âşıklar, dedikodulara aldırmadan yaşadılar. Bir yıl sonra Fatma, kızı Ayşe’yi doğurdu. Üç yıl sonra bir kız daha, Zeynep. İnsanlar onları rahat bıraktı, herkesin kendi derdi vardı.
Bir gün şiddetli bir fırtınadan sonra çatı aktı, Mehmet tamir etmek için çıktı. İnerken ayağı kaydı, düştü, ağır yaralandı. Fatma, ilçeden doktor getirdi. Doktor “Hemen şehre götürülmeli,” dedi. Fatma bir araba ayarladı, Mehmet’i hastaneye bıraktı, kendisi çocukların yanına döndü.
Bir ay sonra evinin önüne bir araba durdu, içinden tekerlekli bir sandalye çıkarıp Mehmet’i oturttular. Omurgası kırılmıştı, yürüyemiyordu. Biri, “Bu, Fatma’nın büyüsünün cezası,” dedi.
Fatma, Mehmet’i her gün kapı önüne çıkarır, ona sarılırdı. Terk etmedi, baktı, sevdi. Böyle bir sevginin karşısında dedikodu güçsüzdü. Hatta onu iyileştirdiği, Mehmet’in ayağa kalkmak üzere olduğu bile söylenirdi.
Mehmet, kapı önünde oturur, çocuklar için tahtadan hayvanlar oyar, sepetler örerdi. Elleri çok hünerliydi. Köyün erkekleri ona gıpta ederdi. “Kadın onu kollarında taşıyor, etrafında dönüyor. Biz de böyle bir şey istiyoruz,” derlerdi.
Aşk mucizeler yaratır. Gerçekten de Mehmet yavaş yavaş ayağa kalkmaya başladı. Bir gün kapı önünde bir şeyler yontarken bıçağı düştü, merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Fatma o sırada bahçedeydi. Mehmet bıçağı almak için merdivenden inmeye karar verdi. Ayağa kalktı ama dengede duramadı, düştü. Kapının yanında bir tırpan duruyordu. Fatma bahçedeki otları biçmiş ama tırpanı kaldırmamıştı. Mehmet düşerken ona çarpmış olmalı ki, tırpan boynuna saplandı.
Fatma, Mehmet’in ölümüne çok üzüldü. Mezara onunla girecek sandılar. Kızları zorla tabuttan çektiler.
Yalnız kaldı. Ne kocasının emekli maaşı ne de sepet ve oyuncaklardan kazandığı para kalmıştı. Ama dilenmeden yaşadılar. Fatma’nın çalıntı mücevherleri sattığı söylentisi yayıldı.
Okul bitince büyük kız Ayşe şehre gitti, kuaför oldu. Hafta sonları köye geldiğinde ona saçını kestirmeye gelenler, çocuklarını getirenler olurdu. Karşılığını yiyecekle verirlerdi.
Köyde kocasız yaşamak zordu. Hele Fatma’nınki gibi eski bir evin bakımı zordu. Erkekler bazen çitleri tamir eder, bazen çatıyı onarır, karşılığında şefkat umarlardı. Ama Fatma yardımlarını kabul eder, onları doyurur, rakı ikram eder, fakat yatağına almazdı.
Kıskanç kadınlar bir gün Fatma’nın evine gelip gençlik sırlarını paylaşmasını istediler. Yıllar geçmişti ama o hiç değişmemişti. “Elmasları da paylaş, yoksa seni evinle birlikte yakarız!” dediler.
Yalan mı gerçek mi bilinmez, ama anlattıklarına göre Fatma kapıya siyahlaşmış, beyaz saçlı çıkmış. Kadınlar ürperdi. Nasıl bir anda yaşlanabilirdi? Büyücü işte… Korkup uzaklaştılar.
Sevdiğini kaybetmek Fatma’nın sağlığını bozdu. Sık sık hastalanır oldu. Bahçeden öteye gitmezdi. Bakkala küçük kızını yollardı.
Zeynep ise güzel ve hareketli biri olmuştu. Mezuniyet sınavları yaklaşmıştı ama onun aklı fikri danslardaydı. Bir akşam kulübe gitmek istedi, Fatma kızdı, izin vermedi. Komşular kavgalarını duydu.
Nihal, Zeynep’in sudan fırlayan bir top gibi evden fırlayıp kulübe koştuğunu gördü. Gece yarısı camın tıklamasıyla uyandı. Fatma’nın komBir sabah köy halkı, Zeynep’in evinin önünde duran boş sandalyeyi ve üzerine bırakılmış eski bir sepeti gördü, içinde ise sadece küçük bir tahta kuş ve bir avuç toprağın karıştığı küller vardı.




