**Yavru Köpek**
Şeref ile annesi Ayşe ikisi başbaşa yaşıyorlardı. Tabii ki Şeref’in bir babası vardı, ama onlara ihtiyacı yoktu. Henüz babası hakkında sorular sormuyordu. Okulda çocuklar, kimin ebeveynlerinin daha havalı olduğunu tartışırdı ama anaokulunda oyuncaklar, babanın varlığı ya da yokluğundan daha önemliydi.
Ayşe, Şeref’in babasına delicesine âşık olduğunu bilmemesinin daha iyi olduğuna karar vermişti. Hamile olduğunu söylediğinde adam, evli olduğunu itiraf etmişti. Eşiyle sorunları vardı ama ayrılamıyordu çünkü karısının babası onun patronuydu. Bir şey olursa, meteliksiz kalırdı ve Ayşe’nin böyle bir adama ihtiyacı yoktu. Çocuğu aldırmasını, nafaka alamayacağını söylemişti. Eğer ısrar ederse, sonuçlarının kötü olacağına dair de uyarmıştı…
Ayşe ısrarcı olmadı, hayatından çekildi ve Şeref’i tek başına büyüttü. Şeref sevimli bir çocuk olmuştu ve Ayşe için bu yeterliydi.
Ayşe ilkokul öğretmeniydi, beş yaşındaki Şeref de anaokuluna gidiyordu. Kimseye ihtiyaçları yoktu.
Yılbaşından sonra okula yeni bir beden eğitimi öğretmeni geldi. Uzun boylu, fit, güleryüzlü biriydi. Öğretmenler odasındaki bekâr kadınların çoğu hemen ona yakınlaşmaya çalıştı. Ama Ayşe onunla ilgilenmedi, şakalarına gülmedi. Belki de bu yüzden dikkatini çekmişti.
Bir gün, okuldan çıktığında bir SUV yanında durdu. Araçtan beden eğitimi öğretmeni indi ve Ayşe’ye yolcu koltuğunun kapısını açtı.
“Buyurun,” diyerek gülümsedi.
“Teşekkürler, ama çok yakındayız,” dedi Ayşe şaşkınlıkla.
“Biner misiniz? Yürümektense araba daha iyidir,” diye mantıklı bir açıklama yaptı.
Ayşe biraz duraksadı ama sonunda arabaya bindi. Öğretmen kapıyı kapattı, direksiyona geçti ve adresini sordu.
“Adresi bilmiyorum. Sadece anaokulunun numarasını biliyorum,” dedi utangaçça.
“Hangi anaokulu?” diye şaşkınlıkla baktı.
“Oğlumun gittiği anaokulu,” diye açıkladı Ayşe.
“Oğlun mu var? Kaç yaşında?” diye sordu ve birden “sen” diye hitap etmeye başladı.
“Şeref. Beş yaşında,” dedi Ayşe ve kapı koluna yapıştı. “Ben yürüyeyim daha iyi.”
“Bekle. Hadi gidelim,” diyerek kontağı çevirdi.
Ayşe kapıyı kapattı. Şeref’i almaya götürse ne olurdu ki? Zaten aralarında bir şey olamazdı. “Çocuklu kadın” kimin umurundaydı ki, etrafta bekâr ve çocuksuz bir sürü kadın varken?
“Eğer aceleniz yoksa…” diye iç çekti.
“Yok. Beni bekleyen kimse yok. Ne eşim var ne de çocuğum,” diyerek kendini açıkladı, Ayşe’nin sorularını beklemeden.
“Nasıl yani? Berbat bir karakteriniz mi var? Kadınlar dayanamıyor mu? Yoksa birisi sizi çok mu kırdı da ciddi ilişkilerden korkuyorsunuz?” diye sordu Ayşe.
“Ne çabuk çıkıştın. Oysa dışarıdan sessiz görünüyorsun. Aşk da yaşadım, kırgınlık da. Ama hiç evlenmedim, sadece benim suçum değil. Olmadı işte. Karakter meselesine gelince… Kimsenin karakteri mükemmel değildir, saygıdeğer Ayşe Hanım. Senin de göründüğün gibi değilsin.”
“Beni eve bırakmaya pişman mı oldunuz? Şu avluya sapın lütfen,” diye aceleyle söyledi.
Araba anaokulunun önünde durdu.
“Seni beklerim,” dedi öğretmen, Ayşe arabadan inerken.
O, arabadan uzaklaşmadan durdu. “Beklemeyin. Evimiz çok yakın. Oğlumun soru sormasını istemiyorum. Anlıyor musunuz, Volkan Bey?” diye sert bir ifadeyle baktı, ilk defa gözlerini dikerek. “Bizi beklemeyin.” Kapıyı çarptı ve anaokuluna doğru yürüdü.
Ayşe gitti, ama Volkan Bey arabada birkaç dakika düşüncelere daldı. Sonra motoru çalıştırdı ve uzaklaştı. On dakika sonra Ayşe, Şeref’in elini tutmuş anaokulundan çıkarken, hem rahatlamış hem de biraz hayal kırıklığına uğramış bir şekilde iç çekti. Her şey açıktı. “Çocuklu bir kadın ona göre değil.” İyiydi. “Zaten bize de o gerekmiyor,” diye düşündü.
Ama ertesi gün Volkan yine okul kapısında onu bekliyordu.
“Düşündün herhalde, oğlun olduğunu öğrenince kaçtım diye. Ama yanıldın. Bin. Anaokuluna mı?” diye sıradan bir şekilde sordu.
Ayşe gülümsedi ve başını salladı. Şeref’i arabaya götürdüğünde, çocuk Volkan’a sert bir bakış attı, tıpkı annesi gibi, sonra annesine baktı.
“Bu okuldan meslektaşım, Volkan Bey. Hadi, durma, bin,” dedi Ayşe zoraki bir neşeyle, oğlunun yanında hissettiği utancı gizlemek için.
Şeref sevinçle zıplamadı, arabaya koşmadı. Ciddi bir ifadeyle arka koltuğa tırmandı ve pencereye dikti gözlerini.
“Nereye gidelim?” diye sordu Volkan, ona dönerek.
“Çok uzak olmayalım. Çocuk koltuğu yok, ceza yazabilirler,” diye Şeref’in yerine cevap verdi Ayşe.
“O zaman eğlence merkezine gidelim. Gezmek için hava çok soğuk. Şeref, kabul mü?” diye yüksek sesle ve neşeyle sordu Volkan.
Şeref cevap vermedi, sanki pencereden bakmaktan daha önemli bir şey yokmuş gibi. Volkan gülümsedi ve arabayı hareket ettirdi.
Okulda Ayşe öğretmenler odasına girdiğinde herAyşe, Şeref’in gözlerindeki mutluluğu görünce anladı ki, asıl aradığı sevgi zaten hep yanındaydı.




