Beni bekleyecek misin?
Ne çabuk geçiyor zaman. Daha dün gibiydi, şimdi neredeyse elliye merdiven dayamışım. İnsan hep genç kalacağını sanıyor ya… Ayşegül aynaya baktı. Başını sağa çevirdi, sola çevirdi. İçi burkuldu. “Her halinle kendini seveceksin,” diyorlar ya. Peki, tamam da… Neyimi seveyim? Göz altı morluklarını mı, dudak kenarlarına çökmüş çizgileri mi, yüzümdeki kırışıklıkları mı, hüzünlü gözlerimi mi? Of, böyle güzelliği görmeyeyim daha iyi.
Hayat boyu ağır işlerde çalışmadım ki! Fabrikada ter dökmedim, tuğla taşımadım. Hep sıcacık bir ofiste oturup kağıtları düzenledim. Ama yüzümde geçen yılların izi var.
Ayşegül derin bir nefes aldı. “Neden bu kadar takıyorum ki? Kim bana bakıyor ki? Şimdi bir sürü genç kız var. Rahat ol,” dedi kendi kendine. Bir nefes daha çekti. “Mete geri döndü diye panik yapıyorum. Beni çoktan unutmuştur. Aradan ne sular geçti…”
***
“Ayşe, sinemaya gidelim mi?” diye sordu Mete, kulakları kıpkırmızı olana kadar kızarmış.
“Hangi film?” diye sordu Ayşe, umursamaz görünmeye çalışırken içi içinden çıkıyordu.
“Adını unuttum ama arkadaşlar izlemiş, beğenmişler.”
“Ben aşk filmlerini severim, ya da macera,” dedi Ayşe hayalperest bir tavırla. Mete’nin suratının asıldığını görünce, “Tamam, hadi gidelim. Ne zaman?” diye ekledi.
“Hemen şimdi olur,” dedi Mete sevinçle.
Ayşe düşündü. Annesinin bir işi yoktu, derslerini de sonra yapabilirdi. Annesi işteydi, izin almaya gerek yoktu.
“Olur,” dedi.
Salon boş gibiydi, hafta içiydi çünkü. Işıklar söndü, kovalamacalı bir aksiyon filmi başladı. Ayşe, Mete’nin profiline göz ucuyla baktı. Dikkatle ekrana kilitlenmişti. Filmde kahraman, kötü adamların elinden kızı kurtardı ve öpüşmeye başladılar. Ayşe gerildi, yüzü kızardı çünkü yanında Mete oturuyordu ve bu sahneyi görüyordu.
Birden, kızaklı koltuğun izin verdiği kadar yanaştı ve elini tuttu. Ayşe’nin kalbi yerinden fırlayacak gibi oldu, kıpırdamaya korktu. Şimdi yanağına dokunacak mıydı acaba? Ama hayır. Kahramanlar tekrar kaçmaya başlamıştı, Mete yeniden ekrana dalmıştı. Ayşe ise filmin sonuna kadar nefesini tutarak oturdu.
Film bitti, ışıklar yandı, Mete elini bıraktı. Ayşe bir anda üşüdü. Çıkışa giderken montunu ilikledi, bereyi giydi, keşke film biraz daha uzun sürseydi diye düşündü.
Dışarıda kış güneşi çoktan batmıştı. Eve doğru yürürken Mete, filmdeki sahneleri anlatıp durdu, sanki Ayşe onunla birlikte izlememiş gibi. Susunca garip bir sessizlik oluyordu. Ayşe bir şeyler soruyor, o da yeniden anlatmaya başlıyordu. Ayşe elini tutacağı anı bekliyordu ama Mete bir elinde onun çantasını taşıyor, diğeriyle filmi anlatıyordu.
Evlerinin önünde Ayşe durdu, gözlerini yere indirdi. Mete de susmuştu.
“Gideyim mi?” dedi çantasını alıp bahçe kapısını açarken.
“Ayşe, bir daha sinemaya gider miyiz?” diye seslendi Mete.
Döndü. Alacakaranlıkta yüzünü göremiyordu ama reddedilme korkusunu hissediyordu.
“Olur!” diye gülerek cevap verdi ve koşarak uzaklaştı.
Birkaç kez daha sinemaya gittiler. Mete, ışıklar söner sönmez hemen elini tutuyor, film bitene kadar bırakmıyordu. Bazen sadece geziyorlardı. Mete geçen yıl liseden mezun olmuştu, baAyşegül evine vardığında balkona çıktı ve sokak lambalarının altında duran gölgelere baktı, belki de bir sonraki tramvayda Mete tekrar karşısına çıkardı, kim bilir…




