Bugün doğum servisindeki günlüğüme yazıyorum. Sabahın erken saatlerinde odamıza giren kadın doğum uzmanı Dr. Aylin Hanım, bembeyaz önlüğü ve düzgün duran kepiyle çok şık görünüyordu.
“Günaydın anneler, nasılsınız?” diyerek odadaki ilk yatağa yöneldi. Yatağında duvara dönük yatan genç anneye seslendi: “Demirci, uyuyor numarası yapma. Sırtüstü dön, karnını kontrol edeceğim.”
Zeynep Demirci isteksizce döndü. Yanımdaki yatakta doğum yapan bu kızı tanıyordum. Doktor eğilip battaniyeyi kaldırdı, hastane gömleğini yukarı çekti ve karnını kontrol etti.
“Güzel. Bebeğinizi emzirmek için getirecekler. Hazır mısınız?” diyerek battaniyeyi tekrar örttü.
Zeynep gözlerini korkuyla açtı:
“Ben onu emzirmeyeceğim.”
“Neden?”
“Lütfen getirmeyin,” diye yalvardı.
“Demirci, oğlunu görmek istemiyor musun? Onu reddetmek mi istiyorsun?”
Genç kız başını salladı. Doktor sert bir ifadeyle baktı:
“Tamam, turumu bitirip seninle konuşacağım. Düşünmek için zamanın var.”
Sonra bana döndü: “Siz nasılsınız?” Karnımı kontrol ettikten sonra, “İkinci doğumunuz, değil mi? Bebeği emzirmek için getirelim mi?”
“Tabii,” diye hemen cevap verdim.
Doktor bir an duraksadı, sanki bir şey söylemek istiyordu. Sonra Zeynep’e baktı, derin bir nefes alıp çıktı.
Kapı kapanınca yatağımda doğruldum:
“Adın ne?” Cevap gelmedi. “Gece birlikte doğum yaptık. Çocuğunu neden görmek istemiyorsun?”
Genç anne hâlâ konuşmuyordu.
“Benim oğlum beş yaşında…” Duraksadım ve birden sordum:
“Çocuğun babası mı terk etti seni? Kürtaj için geç mi kaldın? Tek başına büyütemeyeceğini mi düşünüyorsun? Allah verirse, rızkını da verir derler. Göreceksin.”
Zeynep’in gergin sırtına konuşuyordum.
“Bebeğini doğumdan sonra yetimhaneye götürecekler. Hiçbir zaman annesinin kokusunu, sıcaklığını bilemeyecek. Yabancı kadınlar bakacak ona. Hangisinin annesi olduğunu merak edecek. Ama o kadınlar gelip geçecek. Onların kendi çocukları var seninkinin yok. O hep ağlayıp seni arayacak.”
“Sonra çocuk yuvasına verilecek. Ömrü boyunca seni bekleyecek. Sanıyor musun ki unutacaksın onu? Zaman geçince pişman olacaksın. Belki de başka biri evlat edinecek, başka bir kadına anne diyecek…”
“Neden bana bu kadar yükleniyorsunuz? Beni tanımıyorsunuz bile!” diye hıçkırarak söyledi.
“Haklısın, tanımıyorum,” dedim. “Ama öyle kolay değil çocuğunu bırakmak. Doğum acısını çektin, onun ağlamasını duydun. Biliyor musun, iyi ki terk etmiş seni. Zayıf bir adamdı, seni sevmiyorsa çocuğunu da sevmezdi. Resmiyette evli olsan da yalnız bir anne olabilirdin.”
“Biz üçüncü sınıfta evlendik. Üniversite sınavlarına karnım burnumda girdim. Stresten erken doğum yaptım. Kocamın gözüne girmiştim diye düşündüm. Erkekler hep oğul ister ya. Ama onda babalık içgüdüsü hiç uyanmadı. Ben de beceriksiz ve tecrübesiz bir anne oldum.”
“Taburcu olunca yeni beşik, yürüteç, kıyafetler bekliyordum. Ama kayınvalidem yeğenlerinden kalma eşyaları getirdi. Kocam da tanıdıktan ikinci el bir bebek arabası bulmuş. ‘Yeniye paramız yok’ dedi.”
“Oğlumun kız kıyafetleriyle büyüyecek olması içimi acıtıyordu. Sonradan para kazanmaya başladı ama yine de yeğenlerinden gelen giysileri giydirdi. Eşime söylendiğimde, ‘Bebeği şımartacaksan, sen çalış’ dedi. Sanki çocuk sadece benimdi.”
“Sürekli evde oturduğum için eleştirirdi. Ama ben iki elim yetmiyormuş gibi koşturuyordum. Yemek, temizlik, bebek derken kendimi unuttum. Kilo aldım, üstüme hiçbir şey olmuyordu. Eşim bu konuda hiç destek olmadı.”
“Oğlum iki yaşına gelince kreşe vermek zorunda kaldım. Babası hayattayken böyle olacaktı aklıma gelmezdi. Ama ne yapardım? ‘Para lazım’ diye tutturuyordu.”
“Çalışmaya başlar başlamaz kocam kredi çekip lüks araba aldı. Yine de para yetmiyordu. İşe giderken üstüme olmayan kıyafetler giyiyordum, utanıyordum. Çocuk eski kıyafetlerle, ben perişan haldeyken o araba aldı.”
“Parktaki anneler, birinin doğum hediyesi olarak pırlanta yüzük, diğerinin kürk manto aldığını anlatıyordu. Ben ise yeni bir elbiseyi bile hak edememiştim. Kendimi avutuyordum: ‘Üniversiteyi yeni bitirdik, çocuk da erken oldu’ diye.”
“Annem bir gün iş kıyafetlerimi görünce bana yeni giysiler aldı. Eşimle sık sık kavga ediyor, ağlıyordum. Sonunda onun bir sevgilisi olduğunu öğrendim.”
“‘Ne bekliyordun ki? Kendine bir bak,’ diyerek kilomu ve basit kıyafetlerimi eleştirdi.”
“Dayanamayıp oğlumu alıp anne evine döndüm. Eşim beni geri istedi ama pek de hevesli değildi. Taşındığımız gün sevgilisini eve getirmiş. O kadar üzüldüm ki… Ama atlattım.”
“Boşanma aşamasında nafaka istememem için yalvardı. ‘Mahkemeden fazla veririm’ dedi. İnanmadım, iyi ki de inanmamışım.”
“İşte tanıştığım yaşlıca bir adam bizi birkaç kez hastaneye götürdü. Benden hoşlandığını anladım ama yeni bir ilişkiye hazır değildimZeynep’in gözlerindeki korku yavaş yavaş yerini bir umut ışığına bıraktı ve bebeğini kucağına aldığında, hayatının en büyük mucizesine sarılıp “Teşekkür ederim” diye fısıldadı.




