Bugünün günlüğü:
Okuldan çıkarken içim kıpır kıpırdı. Sınıfta öğretmenimiz için hediye ve çiçek topluyorduk. Cem, kadınların gül sevdiğini söylemişti. O an bana bakıyor gibiydi, kalbim yerinden fırlayacaktı.
İlk geldiği günden beri gözüm ondaydı. Geçen yıl askerî görevle babası bu şehre tayin olmuştu. Cem, özgüvenli ve bağımsızdı. Kim ne der diye düşünmezdi. Ben ise hep başkalarının fikirlerine takılırdım. Acaba komik mi görünüyorum diye endişelenirdim.
Şubat ayının sonuydu ama bahar kendini hissettiriyordu: Kuşlar ötüyor, güneş yüzünü gösteriyor, çatılardaki buzlar eriyordu. İçimde bir heyecan, bir şeyler olacakmış gibi bir his…
Eve geldiğimde yine kavga sesleriyle karşılaştım. Canım sıkıldı. Eskiden ne güzel günlerdi; birlikte tatile gider, yılbaşında eğlenirdik. Şimdi boşanacaklarsa, bunların hiçbiri olmayacak mı?
Sınıf arkadaşım Aslı’nın annesi, babası onları terk edince bileklerini kesmişti. Öte yandan Maya, ayrı yaşamanın daha iyi olduğunu söylüyordu. İki taraftan da hediye alıyordu. Ama mutluluk hediyelerde miydi?
Kavga sesleri kesildi. Mutfağın kapısından baktığımda babam pencereye dönük duruyordu. Annem ise masada, ellerine gömülmüş ağlıyordu.
“Yeterince dinledin mi?” diye sertçe sordu babam beni fark edince.
“Anlamak için yeterliydi,” dedim keskin bir sesle.
“Ne anladın?” diye sordu annem, gözleri kıpkırmızı, makyajı akmış bir halde. “Babamın telefonu tuvalete kadar takip edişini mi?” dedim içimden.
“Boşanmak istiyorsunuz, değil mi?” diye pat diye söyledim.
Babam kaşlarını çattı ama cevap vermedi.
“Peki ya ben? Kiminle kalacağımı bile düşündünüz mü? Sadece kendinizi mi düşünüyorsunuz? İkinizi de istemiyorum, başka aile istiyorum!” diye bağırdım.
Kapıyı çarparak çıktım.
Caddede yürürken bir markete girdim. Cebimdeki azıcık parayla bir poğaça aldım. Tam yerken, Koray belirdi.
“Tek başına gezme, gece oldu,” dedi.
“Seni ilgilendirmez,” diye çıkıştım.
Yine de eve kadar eşlik etti. Konuştuk. Ailesinin ayrılık hikâyesini anlattı. Babası gittiğinde o da kaçmıştı.
“Benimle gelmek ister misin? Çay içersin,” dedi.
Gittik. Evinde bana yemek verdi. Gece uyandığımda üstümü örtmüştü.
Sabah evden çıkarken, “Annem değil miydi?” diye şaşırdım.
“Seni korkutmak istemedim,” dedi.
Eve döndüğümde annemle babam korkudan neredeyse beyazlamıştı.
“Bir daha kavga etmezseniz…” diye başladım.
Sonraki günler sessiz geçti. 8 Mart’ta Koray’ın hediye ettiği bir kolyeyi taktım.
Sabah kalktığımda, annem saçlarını kesmiş, siyaha boyamıştı. Güzel görünüyordu.
“Bir planımız var,” dedi babam. “Paintbol oynamaya gidiyoruz. Arkadaşlarını da çağır.”
“Sen de gelir misin?” diye sordum anneme.
“Tabii ki. Oğlan arkadaşını da çağır,” dedi gülümseyerek.
“İkinizi de seviyorum!” diye sarıldım onlara.
Belki de her şey düzelecekti.




