“Pişman olma. Demek ki sevmiyormuş,” dedi yaşlı bir kadın, anılarını gözlerinin önünden geçirirken.
“Bu elbiseyle üşümez misin? Dışarıda sıcaklık eksi yirmi derece, gece daha da düşecekmiş,” diye seslendi annesi, Elif’in odasına hafifçe dokunarak.
“Üşümem, hemen yakında zaten. Doğum gününe kot pantolonla mı gideyim?” diye karşılık verdi Elif, aynanın karşısında dönerek eteğinin bel kısmını düzeltiyordu.
“Kemal seni alacak mı?” diye sordu annesi, endişeyle.
“Hayır, biraz gecikecekmiş. Arkadaşının bilgisayarı bozulmuş, tamir ediyormuş,” diye kayıtsızca cevapladı Elif.
“Yarın da tamir edebilirdi. Nasıl gideceksin tek başına? Hoş değil,” diye tekrarladı annesi.
“Anne, kimse buna takılmıyor artık. Ne var yani? Birlikte gitmesek ne olur? Tamam, geç kalıyorum zaten.” Elif ayakkabılarını çantasına koyarak çıkışa yöneldi.
Annesinin Kemal’i sevmediğini biliyordu. Çünkü bir keresinde Kemal, Elif’i onun gözü önünde öpmüştü. “Bu hoş değil. Sonuçta bazı incelikler olmalı,” diye serzenişte bulunmuştu annesi, Kemal gittikten sonra.
Elif, yumuşak botlarını giydi, uzun montunu üzerine geçirdi ve kalın atkısını boynuna doladı.
“Hiç şapkasız mı?” diye ellerini çırptı annesi.
“Saçlarımı yaptırdım, şapka mı giyerim? Gidiyorum ben.” Kapıyı açıp hızla çıktı evden.
Annesi ardından bir şeyler söylediyse de, merdivenlerden hızla iniyordu, keyifli bir akşam ve Kemal’le buluşmanın heyecanı içinde.
Aralarındaki ilişki hızlı ve tutkulu ilerlemişti. Elif, onun kısa sürede evlenme teklif edeceğini umuyordu.
Dondurucu soğuk, yüzünü ve ellerini yakıyor, geniş montunun altına sızmayı deniyordu. Elif atkısını biraz daha yukarı çekti, burnunu sokarak hızlı adımlarla arkadaşı Didem’in evine doğru yürüdü. “Keşke Kemal bir an önce gelse,” diye geçirdi içinden. Yarım saat önce aramıştı onu. “Karışma, o zaman daha çabuk gelirim,” diye kısa bir cevap vermişti. Bir daha da aramadı.
Apartman girişinde atkısını yüzünden çekti. Isınmak için asansör yerine merdivenleri tercih etti. Didem’lerin evi iki sokak ötede olmasına rağmen, iyice üşümüştü.
Kapı aralıktı, içeriden müzik sesi geliyordu. Sigara için dışarı çıkanlardan biri kapatmamış ya da Didem bilerek açık bırakmıştı geç kalanlar için. “İyi oldu. Fazla dikkat çekmeden girerim,” diye düşündü Elif ve loş koridora adım attı. Yüksek sesli müzik ve gürültülü konuşmalar kulağını tırmaladı.
Montunu çıkardı, atkısını da koluna sıkıştırdı. Askıda üst üste asılı kışlık ceketler vardı. Didem kalabalık bir davet demişti. Elif, zorlukla montunu bir askıya yerleştirdi. Soğumuş ayakkabılarını giydi, ürpererek salona doğru ilerledi.
Koridorun karanlığından sonra parlak ışık gözlerini kamaştırdı. Müziğin ritmiyle kalbi daha hızlı attı. Yaklaşık on genç, masanın etrafında dans ediyordu. Kimse Elif’i fark etmedi. Didem’i aradı gözleri ama göremedi.
Dans edenlerin arasından sıyrılarak mutfağa doğru ilerlerken, cam kapı aniden açıldı. Yüzü kızarmış, gözleri ateş gibi parlayan Didem, tam önünde belirdi. Şaşkınlık, Didem’in yüzündeki zafer ifadesini siliverdi.
Didem’in arkasında Kemal belirdi. Dağınık saçlarını düzeltmeye çalışıyordu.
“Sen burada mısın?” diye sordu Elif, sonra gözlerini Didem’e çevirdi.
Didem şaşkınlığını atlatmış, hiçbir şey olmamış gibi tekrar gülümsüyordu.
“Doğum günü şimdiden kızıştı. Neden geç kaldın?” diye sordu. “Hadi dansa. Yoksa bir şeyler mi içmek istersin?” Didem, Elif’in yanından geçerek uzaklaştı.
“Aramadın. Beni özlemedin mi yoksa?” diye sesini titreterek sordu Elif.
“Vaktim olmadı. Ben de yeni geldim,” dedi Kemal ve onu öpmek için eğildi, ama Elif geri çekildi.
Didem’in parfümünün kokusunu almıştı.
“Elif, ne oldu? Sadece sohbet ediyorduk,” diye savunmaya geçti Kemal.
“Yanağındaki ruju silseydin. Ona selam söyle.” Hediyeyi sertçe uzattı. Kemal zorlukla tuttu, ama Elif çoktan çıkışa doğru yürüyor, dans ediyormuş gibi yapan diğer misafirleri iterek ilerliyordu.
Girişte ayakkabılarını çıkardı, botlarını giydi, montunu kaparak dışarı fırladı. Merdivenlerde atkısı koluAtkısı kolu arasından merdivenlere düşüp kaldı, ama hiç durmadan koşmaya devam etti, çünkü artık geriye dönüş yoktu ve hayatının aşkıyla karşılaşması için önünde uzun bir yol vardı.




