Deniz Kenarındaki Kasaba

Deniz Kenarındaki Kasaba

Akşam, deniz kenarındaki küçük kasabaya yavaş yavaş çöktü. Sonbahar henüz kendini hissettirmiyordu, sadece tatilciler azalmıştı. Emre, kalabalık plaj gürültüsü ve sıcağı sevmeyenlerdendi. Bu yüzden deniz tatili için ekim ayını seçmişti. Hâlâ sıcaktı, yüzmek mümkündü, geceler ise serin ve tazedi. Buraya gelmesinin bir sebebi daha vardı.

Yavaş adımlarla yürüyor, evlerin üzerindeki sokak adlarını dikkatle okuyordu. Gelince her şeyi hatırlayacağını sanmıştı ama hiçbir şey tanıdık gelmiyordu. Aradığı evin önünde durdu, cebinden bir kağıt çıkarıp adresi kontrol etti. Aynı yerdi, ama eskiden tek katlı olan evin yerinde şimdi sivri çatılı iki katlı bir konak duruyordu. Demir parmaklıkların arasından bakınca, bakımlı bahçede limon, hurma ve elma ağaçlarını görebiliyordu.

Emre omzundaki spor çantayı yere koydu, pantolonundan çıkardığı mendille terli yüzünü sildi. Bahçenin derinliklerinde bir kadın çamaşırları ipten topluyordu. Sırtını görebiliyordu. “Acaba annesi hâlâ hayatta mı?” diye düşündü. Kadın çamaşır sepetini kaldırıp gitmek üzereydi. Emre derin bir nefes aldı ve ona seslendi:

“Hanımefendi! Oda kiralıyor musunuz?”

Kadın başını çevirdi, ona baktı ve bahçe kapısına yürüdü. Yakından görünce yanıldığını anladı. Kadın kendi yaşındaydı.

“Oda mı kiralamak istiyorsunuz?” diye sordu, gözlerini kısarak yüzüne baktı.

“Evet. Yazın tanıdıklarım burada kalmış, sizi önerdiler,” diye yalan söyledi.

“Niye bu kadar geç geldiniz? Sezon neredeyse bitti.”

“Benim için tam zamanı. Sıcağı hiç sevmem.” Emre gülümsedi. “Peki, oda verir misiniz?”

“Tabii, hepsi boş,” dedi kadın, çamaşır sepetini yere bırakıp kapıyı açtı. “Buyrun, eve girin, kapı açık.”

Emre çantasını alıp kadının yanından geçti.

“Buyurun,” diye tekrar davet etti kadın, Emre kapı önünde tereddüt edince.

Geniş bir antreye girdi, burası aynı zamanda oturma odasıydı. Tertemiz, aydınlık, şık ve rahat bir düzen vardı, hatırladığından çok farklıydı.

“Odanız üst katta, gelin göstereyim,” dedi kadın.

Merdivenler ağırlığı altında hafifçe gıcırdadı. Eskiden üst kat yoktu. Yoksa yanlış eve mi gelmişti?

“Sağdaki oda,” diye yönlendirdi kadın. “Ne kadar kalacaksınız? Neyse, fark etmez. Banyo yandaki odada. Üç odanın ortak kullanımında, ama şimdi sadece siz varsınız, rahatça kullanabilirsiniz.”

Emre küçük ama şirin odaya girdi. Pencereden kızıl ateş gibi yanan bir gün batımı ve deniz görünüyordu.

“Masal gibi,” diye mırıldandı Emre, hayranlığını gizleyemeyerek.

“Tanıdıklarınız ücret konusunda sizi uyardı mı? Şimdi sezon değil, fiyatı düşürdüm. Yemek ayrı ücret.”

“Bana uyar,” dedi Emre, kadına dönüp gülümsedi. “Sizi nasıl çağırayım?”

“Ayşe diyebilirsiniz. Ya siz?”

“E… Emre,” diye kekeledi.

“Ayşe. Acaba aynı Ayşe mi? Ne kadar değişmiş. Ne bekliyordum ki? Kırk yıl sonra hâlâ genç bir kız mı kalacaktı? Zaman her şeyi değiştiriyor. Beni tanımadı galiba,” diye düşündü, ona bakarken.

“Daha önce buraya gelmiş miydiniz?” diye sordu Ayşe, sanki düşüncelerini duymuş gibi. “Öyle bir bakıyorsunuz ki…”

“Sanmıyorum, bu evde daha önce kalmadım,” dedi Emre, odanın etrafına hızlıca göz atarak.

“Akşam yemeği yiyecek misiniz?” diye sordu Ayşe.

“Zahmet olmazsa,” dedi Emre, eski halinden bir iz ararcasına.

“Hiç değil. Yirmi dakika sonra aşağı inin.” Ve odadan çıktı.

Emre yatağın kenarına ağırlıkla oturdu. Yatak ne çok sert ne de çok yumuşaktı, altında gıcırdamadı. Kırk yıl önce aşağıda, küçük dar bir odada kalıyordu. Üst kat henüz yoktu.

“Beni tanımadı. Kırk yıl geçmiş, normal. Beni unutmuştur bile. Şişmanlamış, yaşlanmış. Sokakta görsem tanımazdım. Ah Ayşe, ne çok su aktı…”

***

Üç arkadaş Karadeniz kıyısındaki bu küçük kasabaya gelmişlerdi. Onunla birlikte sevgilisi Aslı da gelecekGözlerini kapatıp o eski yaz günlerini düşündüğünde, Ayşe’nin gülüşünün hâlâ deniz kadar berrak olduğunu fark etti.

Rate article
Lifequest
Deniz Kenarındaki Kasaba