Yılbaşı İkramıyla Mutluluğun Peşinde

“Yeni Yıl Mutluluğu”

“Sağ ol, anne.” Alper masadan kalkıp gerindi. “Biraz araba süreceğim. Merak etme, dikkatli olurum. Zaten akşam saatinde trafik yok.”

“Arabayı aldığından beri onunla vakit geçiriyorsun. Evlenme vakti geldi. Erkeklerin arabalarıyla aşk yaşadığı doğruymuş.”

“Anne, lütfen başlama.” Alper annesine yaklaşıp sarıldı. “Kendi arabamı almak için ne kadar beklediğimi biliyorsun. Bir süre keyfini çıkarayım, sonra aile kurarım. Söz veriyorum.”

“Tamam. Otuzuna merdiven dayamışsın, hâlâ oyuncaklarla oynuyorsun.” Annesi onun saçlarını okşadı. “Haydi git artık.”

Alper apartmandan çıktı, arabasına yürüdü ve ön camdaki karları silkeledi. Ehliyetini yıllar önce almıştı, babası da ona eski “Anadol”unu kullanmasına izin vermişti—ta ki bir kaza yapana kadar. Tecrübesi vardı. Ama kendi arabasına sahip olmanın keyfini çıkarmak istiyordu.

Yıllarca para biriktirmiş, sonra uzun uzun araştırmıştı. Şimdi her akşam şehirde turlar atıyor, bazen de otobana çıkıyordu. Yolda otostop çeken olursa da ücret almadan götürüyordu.

Direksiyona geçti, kontağı çevirdi ve motorun hırıltısını dinledi. Radyonun sesini açtı, yavaşça apartmanın önünden ayrıldı.

Far ışıklarında kar taneleri pırıl pırıl parlıyordu. Bu yıl kış aniden bastırmış, birkaç günde her yeri örtmüştü. Alper rastgele sokaklarda dolaştı. Birinde, çocuklu bir kadının otostop çektiğini gördü. Radyonun sesini kıstı, durdu ve camını indirdi.

“İnönü Caddesi’ne gidebilir misiniz?” Kadın içeri baktı.

Genç ve güzeldi.

“Buyurun.” Alper yanındaki koltuğa işaret etti.

“Kaç lira tutar? Epey uzak.”

“Endişelenmeyin. Güzel hanımlardan para almam.” Kadının ürkekçe geri çekildiğini görünce lafını toparladı. “50 lira yeter mi? Hadi binin, ısırmam.” Gülümsedi.

Genç kadın arka kapıyı açtı, beş yaşlarındaki oğlunu içeri itti, sonra yanına oturdu. Alper ana yola çıktı.

“Bu arabanın kaç beygir gücü var?” diye sordu çocuk.

“Beygir mi?” Alper şaşırdı. “Hiç bakmadım.”

“Nasıl bakmadın?”

“Arabayı beğendiğim için aldım, motoruna çok dikkat etmedim. Sen galiba bu işlerden anlıyorsun, öyle mi?”

“Evet!” diye gururla cevapladı çocuk.

“Peki adın ne, küçük uzman?”

“Efe. Senin adın ne?”

“Ben Alper. El sıkışamayacağım için özür dilerim.” Alper çocuğun samimiyetine gülümsedi.

“Efe, yeter! Beyefendiyi rahatsız etme.”

“Önemli değil. Çok tatlı bir oğlunuz var. Efe… Efe gibi efe!” Alper dikiz aynasından kadına baktı. Kalbi ısınmıştı.

Şehir ışıklarla doluydu. Büyük alışveriş merkezlerinin önünde süslenmiş ağaçlar yanıp sönüyordu. Yılbaşına bir ay vardı ama hava şimdiden tatlı bir heyecanla dolmuştu.

“Şu evin önünde durur musunuz?” dedi kadın.

“Kapıya kadar bırakayım mı?”

“Burada iyi.” Kadın dikiz aynasına bakmıyordu.

Alper uzun apartmanın önünde durdu.

Kadın çıktı, kapıyı açık tuttu.

“Efe, hadi çabuk ol.”

“Yarın beni alacak mısın?” diye sızlandı çocuk.

“Pazar günü geleceğim. Ağlama, burnun tıkanır. Acelem var. Çık hadi.”

Efe ağır ağır kapıya doğru kaydı. Alper arabadan indi.

“Alın.” Kadın 50 lira uzattı.

Alper parayı aldı, katlayıp cebine koydu.

“Bunu bir şans tılsımı olarak saklayacağım.” Efe’nin elini sıktı. “Görüşürüz.”

“Görüşürüz.” Efe’nin minik, sıcak eli avucuna kaydı.

“Hadi gidelim. Büyükanne bekliyor.”

Birkaç adım sonra Efe dönüp el salladı. Alper de karşılık verdi. Park halindeki arabalardan birinden bir adam çıkmış, Efe’nin annesini öpüp elini uzatmıştı ama çocuk yüzünü çevirmişti.

“Demek randevusu varmış, çocuk da kıskanıyor,” diye düşündü Alper. Bu düşünce onu mutlu etti.

Arabaya bindi. Radyonun sesini açtı. Tarkan’ın “Kış Güneşi” çalıyordu. Arabanın içinde kadının parfümü hafifçe hissediliyordu. Dikiz aynasına baktı, sanki hâlâ oradaymış gibi. Ama tabii ki yoktu.

Artık gezmek istemiyordu. Şarkıyı kapatıp başka bir kanala geçti. Kadının bakışı aklından çıkmıyordu. Sıradan, şirin bir kadındı ama bir şekilde onu etkilemişti.

Yıllar önce kendinden büyük, çocuklu bir kadına âşık olmuştu. Evlenme teklif etmiş, annesiyle tanıştırmıştı.

“O senden büyük. Çocuğu var. Genç, yakışıklı bir delikanlısın, kendine daha genç bir kız bulamaz mısın?” demişti annesi.

Sonra annesi vicdan azabı çekmişti. Alper bir türlü ilişki kuramıyordu. Karşısındakiler onu beğeniyordu ama hiçbiri o kadın gibi hissettirmemişti.

Bugün yine…

Efe ve annesini bıraktığı eve sık sık gidip gelmiş, ama onları bir daha görmemişti. Belki de sorabilirdi. Apartmanda birine sorsa, büyükannenin evini bulabilirdi. Peki ya o adamla barışmışlarsa?

Alper şehirde dolanıyor, o kadını arıyordu.

Yılbaşı arifesi geldi. Annesi mutlaktaydı, televizyonda “Hababam Sınıfı” oynuyordu. Alper uyandı, salVe o gece, yeni yılın ilk ışıklarıyla birlikte, Alper, Efe ve Nazlı için yepyeni bir hayat başladı.

Rate article
Lifequest
Yılbaşı İkramıyla Mutluluğun Peşinde