Mavi Damar
Ne kadar da severdi Kerem onu. Deli oluyordu, gece geç saatlerde penceresinin altında bekler, bir anlık silüetini görebilirse dünyalar onun olurdu. Ona ulaşılmaz, erişilmez bir hayal gibi gelirdi. İncecik, solgun teni, derisinin altından belli olan mavimsi damarları onu çıldırtırcasına etkilerdi. Öyle bir sevgiyle doluydu ki, nefesi kesilirdi.
Okulun yılbaşı balosunda, Kerem onu dansa davet etti. Aylin ondan daha kısaydı, dans etmek pek de kolay değildi. Elleri terliyor, alnından damlayan terlerle küçük küçük titriyordu. Ellerini beline koyduğunda, sanki ateşe dokunmuş gibi yanıyordu. Heyecanını kontrol edemiyor, Aylin’in bunu hissettiğini bilerek utançtan kıvranıyordu. Müzik bittiğinde, Kerem geri çekildi ve nihayet rahat nefes alabildi.
Diğer erkeklerin ona âşık olmamasına şaşırıyordu.
Mesela Serkan, uzun bacaklarıyla gösterişli olan Esra’yı seviyordu. Beden eğitimi derslerinde Esra koşarken, diğer kızların bir baş üstünde, yüksek bağlanmış at kuyruğu bir uçtan bir uca savrulurdu.
Ama Kerem’in gözünde kadın güzelliğinin tek örneği zayıf, narin Aylin’di. Onun için bir takıntıydı, bir hastalık gibiydi. Annesi ise oğlunun bu kıza olan ilgisini hiç anlamıyordu: “Güzel ama çok cılız. Böyle kızla ne yapacak oğlum?” diye endişeyle babasına açıldı.
“Bir şeyler yapmalıyız. Onu bu sıska kızdan uzaklaştırmalıyız. Bana göre değil. Ne düşündüğü belli değil. Sanki bu dünyadan değil. Ne evliliğe uygun ne de ev işlerine. Adı bile bize yabancı. Konuş çocukla, başka bir şehire gitsin, İstanbul’a mesela. Uzak düşsün bu kızdan.”
Babası destek oldu; oğluyla erkek erkeğe konuştu. İstanbul’da daha fazla fırsat olduğunu, prestijli bir üniversiteden sonra parlak bir gelecek beklediğini anlattı. Hatta bursu kazanamazsa masraflarını karşılayacaklarını söyledi. Kerem de kabul etti.
Yurttaki yatağının üstüne, sınıf fotoğrafından büyüttüğü Aylin’in resmini astı. Ama Aylin evde kalmıştı, Kerem ise gençti. Yeni tecrübeler ediniyor, başka kızlarla görüşüyordu. Ama o narin sınıf arkadaşının hayali hâlâ zihninde ve rüyalarındaydı.
Sonra Deniz’le tanıştı. Ona dokunduğunda tüyleri diken diken olmuyor, aklı başında kalıyordu. Birbirlerini anlamak için çaba harcamaları gerekmiyordu. Deniz’le her şey kolay ve güvenliydi. Aylin’in hayali ise hafızanın derinliklerine itildi.
Mezun olduktan sonra Deniz’le evlendi ve İstanbul’da kaldı. Annesi oğlunun seçimine sevindi. “Her şey o anlaşılmaz Aylin’den iyidir.”
Bir yıl sonra Deniz ve Kerem’in kızları İpek doğdu. Kerem, kızına delicesine âşıktı. Hapşırsa tüm İstanbul’daki doktorları ayaklandıracak kadar tedirgin oluyordu. Aylin ise artık uzak bir okul hayalinin hatırasıydı.
“Babanı hastaneye yatırdılar. Ameliyat olacak. Gelirsen iyi olur,” diye aradı annesi.
İpek hasta olduğu için Deniz ve kızı evde kaldı. Kerem, kendi iznini kullanıp tek başına yola çıktı.
İstanbul soğuk bir yağmurla onu uğurlarken, memleketi güneşli ve sıcak bir hava, altın yapraklarla karşıladı. Babası güçlü durmaya çalışıyordu, panik yoktu.
Ameliyat başarılı geçmişti. Annesi bütün gün babasının başında beklediği için Kerem kendi kendine vakit geçiriyordu. Tehlike geçmiş, artık evine, kızına ve eşine dönebilirdi.
Hastaneden eve yürürken, ayaklarının altında hışırdayan sarı yapraklara basarak ilerliyordu. Babası için duyduğu endişe dağılmış, ruh hali düzelmişti.
Önünde genç bir kadın durdu, bebek arabasındaki çocuğa bir şeyler düzeltmek için eğildi. Kalbi heyecandan yerinden çıkacak gibi oldu, Kerem’den önce tanıdı onu.
“Merhaba,” dedi yaklaşarak.
Aylin doğruldu, onu tanıdı ve gülümsedi. Kerem, ince, saydam teninden damarların göründüğü o tanıdık yüzü, yine o uzak ve hüzünlü bakışları inceliyordu.
“Selam. Ailene mi geldin? Tatil için mi?” diye sordu Aylin.
“Babam hastanede, ameliyat oldu.”
“Ciddi bir şey mi?” Aylin’in gözlerinde endişe belirdi.
“Artık iyi. Ya sen? Bu senin mi?” diyerek bebek arabasına baktı.
“Benim.” Cevabındaki tondan, evlenmediğini anladı.
O kadar içi acıdı ki, o daracık yüzünü avuçlarına alıp oracıkta öpmek istedi. Ona evine kadar eşlik etti, eski sınıf arkadaşlarını sordu. Kendi hayatından bahsetti, Aylin sormadan anlattı. Bebek arabasını apartmana taşımaya yardım etti. Aylin hâlâ aynı yerde oturuyordu. Ailesi ona bu evi bırakmış, köydeki evlerine taşınmışlardı.
“Ara sıra uğra,” dedi vedalaşırken.
Kerem, şimdi çıkıp gidebileceğini düşündü ama ses çıkarmadı. Tıpkı eskisi gibi, ona ulaşılmaz görünüyordu.
Ertesi sabah annesiyle hastaneye gittiler. Babası daha iyi görünüyor, şakalar yapıyordu. Annesi yanında kalırken, Kerem bir demet gül alıp Aylin’e gitti. Şaşırmadı, sadece kızının uyuduğunu söyleyerek sessiz olmasını rica etti.
“Bir şeyler yiyelim mi? Çay içer misin?” diye sorKerem o gece Aylin’in kapısını çalmadı, çünkü ailesine olan bağlılığının, geçmiş bir aşkın cazibesinden daha güçlü olduğunu biliyordu.




