“Demek düğünüme çağırmayacaksın, kızım? Beni utandırıyor musun?”
Gülnur, lise son sınıfta sınıf arkadaşı Yılmaz’a âşık olmuştu. O zamanlar sıradan, göze batmayan bir çocuktu. Yaz tatilinden sonra bir anda boy attı, omuzları genişledi. Bir beden eğitimi dersinde ayağını burkmuştu. Yılmaz onu kucağında revire kadar taşıdı. Gülnur ona sarılırken ne kadar güçlü ve yakışıklı olduğunu fark etti.
O günden sonra ayrılmadılar. İlkbaharda Gülnur hamile olduğunu anladı. Liseden mezun olunca düğün yaptılar. Yılmaz üniversiteye gitmedi, inşaatta çalışmaya başladı. Yılbaşına doğru Gülnur, Elif adında bir kız çocuğu doğurdu. Yılmaz genç eşine yardım ediyordu: Gülnur çamaşır yıkarken, yemek yaparken ya da uyurken o kızıyla gezmeye çıkarırdı. Baharda askere gitti.
Derken yeni bir bela: Gülnur’un babası, annesini bırakıp başka bir kadınla kaçtı. Annesi bu durumu kaldıramadı. İçine kapandı, hayattan soğudu. Hızla ilerleyen bir kansere yakalandı ve iki ay içinde vefat etti. Gülnur küçük kızıyla tek başına kaldı. Kaynanası ara sıra uğrar, Gülnur’u ihmal ettiği, evin dağınık olduğu, çocuğun bakımsız kaldığı için eleştirirdi. Ama hiç yardım teklif etmezdi.
Yaşlı komşusu Hatice Teyze, Gülnur’a acıdı. Ona evini temizlemesi ve alışveriş yapması karşılığında az bir para verdi. Bu arada küçük Elif’e de bakmayı kabul etti.
Gülnur elinden geldiğince hayata tutunmaya çalıştı. Sonunda Yılmaz askerden döndü. Ama ona geliş sebebi, evliliklerinin bir hata olduğunu, çocukluk aşkının bittiğini, gençliklerinde aptallıklar yaptıklarını söylemekti. Onu hamile kalarak kendisini bağladığını iddia etti. Oysa kendisi okumak istiyordu.
Gülnur, küçük Elif’le tek başına kaldı. Derdini anlatacak, yardım isteyecek, ağlayacak kimsesi yoktu. Kızını tek başına büyütmek için çırpınıp durdu. Elif ise gerçek bir güzelliğe dönüştü, sınıfının en iyisi oldu. Erkekler peşini bırakmıyordu. Ama Elif hiçbirinin ilgisine karşılık vermedi.
“Hiç mi beğenmiyorsun?” diye sordu Gülnur.
“Neden? Volkan’ı beğeniyorum. Barış da fena değil. Ama onlar da bizim gibi. Aileleri ay sonunu zor getiriyor. Ben öyle bir hayat istemiyorum. Fakirlik içinde yaşamak istemiyorum. Güzelim, güzelliğin de bir değeri var.”
“Güzellik çabuk geçer kızım. Ben de gençliğimde güzeldim, şimdi halime bak. Seni doğurduktan sonra hepsi gitti.”
“Beni niye kendinle kıyaslıyorsun anne? Ben doğurmak istemiyorum, en azından şimdilik. Önce iyi bir evlilik yapmalıyım, zengin ve başarılı bir koca bulmalıyım,” diye kesti annesinin sözünü Elif.
“Nerede bulacaksın öyle zenginini? Bizim küçük kasabada zenginler bir elin parmaklarını geçmez. Üstelik mutluluk parayla değil. Zenginler kendilerinden biriyle evlenir, senin gibilerle ilgilenmez bile,” diye açıkladı Gülnur.
“Ben de burada kalmayı düşünmüyorum zaten. Liseyi bitirince İstanbul’a üniversiteye gideceğim. Orada fırsatlar daha fazla. Bu arada anne, yeni bir elbiseye ihtiyacım var. Ayakkabı da. Bir de mağazada güzel bir manto gördüm. Böyle döküntülerle gidemem ya,” diyerek Gülnur’un aylardır biriktirdiği parayla almayı planladığı elbiseyi gösterdi.
Gülnur ek iş buldu. Eve bitkin döner, hemen uykuya dalardı. Kendisine hiçbir şey almaz, Elif’in her şeye sahip olması için çabalardı. Komşular Gülnur’u, kocasız tek başına ne kadar akıllı ve güzel bir kız yetiştirdiği için övüyordu. Gülnur kızıyla gurur duyuyor, bunun kendisine neye mal olduğunu kimseye söylemiyordu. Kızıyla araları gittikçe açılıyor, aynı çatı altında yaşasalar da birbirlerini anlamaz olmuşlardı.
Liseden sonra Elif, annesinin son parasını da alıp İstanbul’a gitti. Üniversiteyi kazandı. Eve nadiren arar, Gülnur aradığında ise kısa kısa “Her şey yolunda, vaktim yok, derslerle meşgulüm,” deyip para isterdi. Tüm üniversite hayatı boyunca iki hafta bile annesinin yanında kalmadı. Son sınıfta bir gün ansızın çıkageldi.
“Anne, evleniyorum. Emre’nin babası iş adamı. Kocaman bir evleri var. Ehliyet aldım. Evlendikten sonra Emre bana araba alacak…” diye heyecanla anlatıyordu. Gülnur, kızının gerçekten iyi durumda olduğunu görüp sevindi.
“Senin adına çok mutlu oldum kızım. Peki nişanlınla beni ne zaman tanıştıracaksın? Düğüne giyecek bir şeyim bile yok. Neyse, beşinci kattaki Neriman’dan bir elbise diktiririm. Terzide çalışıyor. Düğün ne zaman? Yetiştirebilir miyim acaba?” diye telaşlandı Gülnur.
Elif gözlerini kaçırdı, duraksadı.
“Anne, Emre’nin ailesine senin yurtdışında yaşadığını, gelemeyeceğini söyledim,” diye dikkatle başladı söze. Ama annesinin şaşkınlıkla açılan gözlerini görünce bağırmaya başladı: “Onlara senin basit bir temizlikçi olduğunu, fakir olduğumuzu söyleyemezdim ya! Emre’nin ailesi anlamazdı, düğün falan da olmazdı o zaman. Anlamıyor musun?”
“Yani düğününe çağırmayacak mısın? Benden utanıyor musun?” diye üzüntüyle sordu Gülnur. “Bu nasıl olur? Hiç hoş değil. İnsanlara neGülnur o gece gözyaşları içinde uykuya dalarken, aslında hayatının en büyük hatasının kızını her istediğini yaparak büyütmek olduğunu fark etti.




