Demek ki düğününe çağırmayacaksın, kızım? Beni mi utandırıyorsun?

“Demek düğünüme çağırmayacaksın, kızım? Benden utanıyorsun öyle mi?”

Aslı, lise son sınıfta sınıf arkadaşı Emre’ye âşık olmuştu. O zamanlar sıradan, göze batmayan bir çocuktu. Yaz tatilinden sonra bir anda boyu uzamış, omuzları genişlemişti. Bir beden eğitimi dersinde ayağını burkmuştu. Emre onu kollarında taşıyarak revire götürdü. Başını onun göğsüne yaslarken ne kadar güçlü ve yakışıklı olduğunu fark etti.

O günden sonra ayrılmadılar. Baharda Aslı hamile olduğunu anladı. Mezuniyet sonrası düğün yaptılar. Emre üniversiteye gitmek yerine inşaatta çalışmaya başladı. Yılbaşına doğru Aslı, kızları Elif’i dünyaya getirdi. Emre, genç eşine yardım ediyordu: Aslı çamaşır yıkarken, yemek yaparken ya da uyurken o kızıyla gezintiye çıkıyordu. Baharda askere gitti.

Derken yeni bir dert çıktı: Aslı’nın babası, annesini terk edip başka bir kadınla yaşamaya başladı. Annesi bu durumu kabullenemedi. Yavaş yavaş içine kapandı, yaşama sevincini kaybetti. Hızlı ilerleyen bir kanser teşhisi kondu, iki ay sonra hayatını kaybetti. Aslı, küçük kızıyla tek başına kaldı. Kayınvalidesi ara sıra uğruyor, Aslı’yı “kendine hiç bakmıyorsun, ev perişan, çocuk bakımsız” diye eleştiriyor ama yardım teklif etmiyordu.

Komşu yaşlı kadın Aslı’ya acıdı. Ona biraz para karşılığında evini temizleme ve alışveriş yapma işi verdi. Üstelik küçük Elif’e de göz kulak olmayı kabul etti.

Aslı, elinden geldiğince hayata tutunmaya çalışıyordu. Sonunda Emre askerden döndü. Ama ona söyleyeceği tek bir şey vardı: Evlilikleri bir hataydı, çocukluk aşkı bitmişti, gençlik heyecanıyla saçma şeyler yapmışlardı. Onu hamile kalarak hayatına pranga vurmakla suçladı. Kendisinin okumak istediğini söyledi.

Aslı, küçük Elif’le baş başa kalmıştı. Artık ne dertleşecek ne yardım isteyecek ne de gözyaşı dökecek kimsesi yoktu. Tek başına kızını büyütmek için didiniyordu. Elif ise güzelliği ve zekâsıyla herkesin dikkatini çekiyordu. Erkekler peşini bırakmıyordu ama Elif hiçbirine yüz vermiyordu.

“Hiç mi beğenmiyorsun?” diye sordu Aslı.

“Neden beğenmeyeyim? Mesut da güzel çocuk. Tolga da fena değil. Ama onlar da bizim gibiler. Aileleri ay sonunu zor getiriyor. Ben öyle yaşamak istemiyorum. Güzelliğim var, biliyorum, ve güzelliğin de bir bedeli var.”

“Güzellik geçicidir kızım. Ben de gençken güzeldim, şimdi halime bak. Seni doğurduğumda her şey bitiverdi.”

“Beni neden kendinle kıyaslıyorsun anne? Ben senin gibi hemen çocuk doğurmak niyetinde değilim. Önce iyi bir evlilik yapıp zengin ve başarılı bir koca bulmam lazım,” diye kesip attı Elif.

“Peki nerede bulacaksın öyle birini? Bu küçük kasabada zenginO gün Aslı, kızının gözlerindeki pişmanlığı görünce yıllardır unuttuğu bir şeyi hatırladı: Sevginin en büyük güç olduğunu.

Rate article
Lifequest
Demek ki düğününe çağırmayacaksın, kızım? Beni mi utandırıyorsun?