Aileyle Keyifli Bir Cumartesi

**Cumartesi Aile Buluşması**

“Bana diyet falan anlatma sakın!” diye bağırdı Sevim, elindeki çatalın üzerindeki baklava parçasını sallayarak. “Zaten biliyorum kilolu olduğumu!”

“Sevimcim, kim sana öyle bir şey dedi ki?” diye yatıştırmaya çalıştı ablası Leyla. “Lale sadece bir tarif paylaşmak istemişti…”

“Kimse sormadı!” diye kestirip attı Sevim. “Bıktım artık! Her hafta sonu aynı şey – ya kilolu olduğum, ya saçımın modası geçmiş, ya da kocam beceriksiz!”

Lale Hanım derin bir iç çekti ve çay bardağını kenara koydu. Cumartesi aile toplantıları, İstanbul’daki evinde adeta bir imtihana dönüşüyordu. Üç kızı da aileleriyle gelmişti, torunlar evin içinde koşturuyor, büyükler ise sohbet edeceklerine yeniden bir kavga çıkarmışlardı.

“Kızlar, yeter artık,” dedi yorgun bir sesle. “Komşular duyacak.”

“Duysunlar!” diye diretti Sevim. “Belki o zaman ne harika bir ailem olduğunu anlarlar!”

Tamara, ailenin en büyüğü, dudaklarını büzüp tabağını itti.

“Biz sana yardım etmeye çalışıyoruz,” dedi buz gibi bir tonla. “Ama sen istemiyorsan…”

“Vermeyin o zaman! Ben böyle mutluyum!”

Lale Hanım kızlarına baktı ve yine düşündü: Ne kadar farklılar. Tamara, kırk sekiz yaşında, disiplinli, her zaman makyajlı, hatta annesinin evinde bile. Büyük bir şirkette muhasebeci olarak çalışıyor, mühendis bir kocası, üniversitede okuyan bir oğlu var. Dışarıdan bakınca mükemmel bir aile.

Leyla, otuz dokuz, yumuşak başlı, herkesi uzlaştırmaya çalışan. Anaokulunda öğretmen, kocası tamirci, iki çocuklu bir ev. Mütevazı ama mutlu bir hayatları var.

Sevim ise, otuz beşinde ama hâlâ ergen gibi davranıyor. Sürekli şikâyet eden, herkesle çatışan. Geç evlendi, otuz iki yaşında bir kızı oldu, şimdi de hayattan dert yanıyor.

“Anne, dedemin fotoğrafları nerede?” diye sordu Murat, Tamara’nın oğlu, salona doğru koşarak. “Can’a göstermek istiyorum.”

“Kitaplıktaki büyük albümde,” diye cevapladı Lale Hanım. “Ama dikkatli ol, yırtma sakın.”

Murat başını sallayıp kuzenlerinin yanına koştu. Lale Hanım onu gülümseyerek izledi. Hiç olmazsa torunlar neşe kaynağıydı, kızları gibi değil.

“Kızlar, kavga etmeyelim artık,” diye önerdi Leyla. “Hadi güzel bir şeyler konuşalım.”

“Ne hakkında?” diye alay etti Sevim. “Tamara’nın ne kadar mükemmel olduğu hakkında mı? Üç odalı daire, yeni araba, oğlu üniversitede…”

“Benim evimle ne alakası var?” diye parladı Tamara. “Bunların hepsi için sabah akşam çalışıyorum!”

“Tabii, çalışıyorsun,” diye uzattı Sevim. “Bense çalışamıyorum, küçük çocuğum var.”

“Gamze beş yaşında, ne küçüğü?” diye dayanamadı Tamara.

“Senin için beş büyük mü? Senin Murat on yaşından beri kendi işini görüyor!”

Lale Hanım’ın başı ağrımaya başladı. Her Cumartesi aynı şey. Kızlar onun evinde ailecek vakit geçirmek için toplanıyor, ama sonu hep gerginlik oluyordu.

“Kızlar,” dedi sessizce, “babanız sizi böyle görmek istemezdi.”

Babanın bahsi geçince üç kız da sustu. Hasan Bey üç yıl önce vefat etmişti ve o günden beri bu buluşmalar hep gergin geçiyordu. Sanki o, aileyi bir arada tutan çimentoydu.

“Anne, lütfen,” diye fısıldadı Leyla.

“Lütfen değil,” diye diretti Lale Hanım. “O her zaman birbirinizi desteklemenizi isterdi. Peki siz ne yapıyorsunuz?”

Sevim gözlerini indirip tabağındaki baklavayı ezmeye başladı. Tamara saçını düzeltti ve camdan dışarı baktı.

“Anne, kavga etmek istemiyoruz,” dedi Leyla. “Sadece… karakterlerimiz farklı.”

“Karakter ha!” diye burun kıvırdı Sevim. “Onunki öğüt verme karakteri!”

“Öğüt vermiyorum! Sadece en iyisini söylüyorum!”

“İşte bu! Kim senden en iyisini sordu ki?”

Lale Hanım masadan kalkıp mutfağa geçti. Orası tam bir savaş alanıydı – lavaboda bulaşıklar, masada yemek artıkları, yerde kırıntılar… Suyu açıp tabakları yıkarken sakinleşmeye çalıştı.

Arkasından ayak sesleri geldi.

“Anne, yardım edeyim,” dedi Leyla.

“Gerek yok, hallederim.”

“Boş ver. Dört kişi daha çabuk biter.”

Leyla bir havlu alıp kurulamaya başladı. Arkasından Tamara da girdi.

“Anne, özür dileriz yine…” diye söze başladı, ama Lale Hanım elini salladı.

“Tamam, alıştım artık.”

“Alışmadın, katlanıyorsun,” dedi Tamara. “Hepimiz görüyoruz.”

Sevim de mutfağa girdi ama bir şey demedi, sadece masadaki kırıntıları silmeye başladı.

Bir süre sessizce çalıştılar. Lale Hanım bulaşıkları yıkarken düşündü: Her şey ne kadar değişmişti. Hasan Bey hayattayken Cumartesiler bayram gibi geçerdi. Torunlara hikâyeler anlatır, satranç oynar, kızlar da ev işlerine yardım eder, birbirlerine anılarını anlatırdı. Kavga yoktu, gerilim yoktu.

“Anne, babanın bizi Cumartesileri parka götürdüğünü hatırlıyor musun?” diye sordu aniden Leyla.

“Tabii hatırlıyorum,” diye gülümsedi Lale Hanım. “Salıncakta sallanırdık, dondurma alırdı.”

“Şelalenin önünde fotoğraf çektirirdi,” diye ekledi Tamara. “Her seferinde ‘Kızlar, gülümseyin, hatıra olacak!’ derO gün, akşam eve dönerken her biri içinde babalarının sevgisini ve birbirlerine olan bağlarını yeniden keşfettikleri sıcak bir huzur taşıyordu.

Rate article
Lifequest
Aileyle Keyifli Bir Cumartesi