**10 Yıl Boşuna**
— Aklını mı kaçırdın sen, Aylin?! — diye bağırdı Sevda, masadan soğumuş kahve fincanını alırken. — On yıl! On yıldır seninle arkadaşız, ama sen…
— Ben ne yaptım ki? — diye sözünü kesti Leyla, kanatından fırlayarak. — Her adımımı sana mı bildirecektim? Kendin söylemiştin, artık Metin’e ihtiyacın olmadığını!
— Evet, söyledim! Ama senin ona koşman için değil! — Sevda fincanı o kadar sert bıraktı ki kahve tabağa sıçradı. — Allahım, şimdi nasıl bakacağım ikinize?!
Leyla yavaşça koltuğa çöktü, siyah saçlarını avuçlarına aldı. Bu konuşmanın kaçınılmaz olduğunu biliyordu, ama yine de böyle bir fırtınaya hazır değildi.
— Sevdacığım, dinle beni… — diye yumuşak bir sesle başladı. — Biz yetişkin insanlarız. Sen Metin’le bir yıl önce boşandın. Bir yıl! Bütün bu zaman boyunca özgür olduğunu, onunla bir daha asla bir şey yaşamayacağını söylüyordun…
— Evet, söyledim! Ne olacağını sanıyorsun? — Sevda mutfakta dolanıyor, dolapları açıp kapatıyordu. — Bu, onu en yakın arkadaşımla görmeye hazır olduğum anlamına gelmiyor!
— Eski en yakın arkadaşın, anlaşılan, — diye acı bir tebesseliyle karşılık verdi Leyla.
Üniversitede, iktisat fakültesinin ilk yılında tanışmışlardı. O zamanlar Sevda, kızıl bukleleriyle neşeli, parlak bir kızdı. Leyla ise gözlüklü, ciddi bir çalışkandı. Hiçbir ortak yönleri yokmuş gibi görünüyordu, ama bir nedenden birbirlerine hemen ısınmışlardı.
— Leyla, makyaj yapmasını biliyor musun? — diye sormuştu Sevda ilk dersten sonra, yeni tanıştığı kızı süzerken.
— Hayır, ne gerek var? — şaşırmıştı Leyla.
— Ben öğretirim! Sen de bana matematiği anlatırsın, tamam mı? Sayılarla aram hiç iyi değil.
Ve böyle başlamıştı arkadaşlıkları. Sevda, utangaç Leyla’yı gerçek bir güzelliğe dönüştürmüştü. Leyla da arkadaşını derslerden çekmişti. Birbirlerinden ayrılmaz olmuşlardı: birlikte ders çalışırlardı, birlikte randevulara çıkarlardı, birlikte hayaller kurarlardı.
— Biliyor musun, Leylacım, — diyordu Sevda yurt odasında dar yataklarında uzanırken, — ben gerçek bir erkekle evlenmek istiyorum. Güçlü, yakışıklı biri olsun. Tek bakışında dizlerimin bağı çözülsü**10 Yıl Boşuna**
— Aklını mı kaçırdın sen, Aylin?! — diye bağırdı Sevda, masadan soğumuş kahve fincanını alırken. — On yıl! On yıldır seninle arkadaşız, ama sen…
— Ben ne yaptım ki? — diye sözünü kesti Leyla, kanatından fırlayarak. — Her adımımı sana mı bildirecektim? Kendin söylemiştin, artık Metin’e ihtiyacın olmadığını!
— Evet, söyledim! Ama senin ona koşman için değil! — Sevda fincanı o kadar sert bıraktı ki kahve tabağa sıçradı. — Allahım, şimdi nasıl bakacağım ikinize?!
Leyla yavaşça koltuğa çöktü, siyah saçlarını avuçlarına aldı. Bu konuşmanın kaçınılmaz olduğunu biliyordu, ama yine de böyle bir fırtınaya hazır değildi.
— Sevdacığım, dinle beni… — diye yumuşak bir sesle başladı. — Biz yetişkin insanlarız. Sen Metin’le bir yıl önce boşandın. Bir yıl! Bütün bu zaman boyunca özgür olduğunu, onunla bir daha asla bir şey yaşamayacağını söylüyordun…
— Evet, söyledim! Ne olacağını sanıyorsun? — Sevda mutfakta dolanıyor, dolapları açıp kapatıyordu. — Bu, onu en yakın arkadaşımla görmeye hazır olduğum anlamına gelmiyor!
— Eski en yakın arkadaşın, anlaşılan, — diye acı bir tebesseliyle karşılık verdi Leyla.
Üniversitede, iktisat fakültesinin ilk yılında tanışmışlardı. O zamanlar Sevda, kızıl bukleleriyle neşeli, parlak bir kızdı. Leyla ise gözlüklü, ciddi bir çalışkandı. Hiçbir ortak yönleri yokmuş gibi görünüyordu, ama bir nedenden birbirlerine hemen ısınmışlardı.
— Leyla, makyaj yapmasını biliyor musun? — diye sormuştu Sevda ilk dersten sonra, yeni tanıştığı kızı süzerken.
— Hayır, ne gerek var? — şaşırmıştı Leyla.
— Ben öğretirim! Sen de bana matematiği anlatırsın, tamam mı? Sayılarla aram hiç iyi değil.
Ve böyle başlamıştı arkadaşlıkları. Sevda, utangaç Leyla’yı gerçek bir güzelliğe dönüştürmüştü. Leyla da arkadaşını derslerden çekmişti. Birbirlerinden ayrılmaz olmuşlardı: birlikte ders çalışırlardı, birlikte randevulara çıkarlardı, birlikte hayaller kurarlardı.
— Biliyor musun, Leylacım, — diyordu Sevda yurt odasında dar yataklarında uzanırken, — ben gerçek bir erkekle evlenmek istiyorum. Güçlü, yakışıklı biri olsun. Tek bakışında dizlerimin bağı çözülsün.
Metin hayatlarına üçüncü sınıfta girmişti: uzun boylu, spor yapan, gülüşü sıcak ve hareketleri özgüven dolu bir adam. Başka bir şehirden transfer olmuş ve fakültenin tüm kızlarının dikkatini çekmişti.
— Tamam kızlar, ben bittim! — diye dramatik bir iç çekişle itiraf etmişti Sevda onu ilk gördüğünde. — İşte benim prensim!
Leyla sadece gülümsemişti. Metin gerçekten yakışıklıydı, ama bir şeyler fazla “kurgulu” gelmişti ona. Sanki ne diyeceğini ve nasıl davranacağını her zaman biliyor gibiydi.
— Sevda, merhaba! — diye seslenmişti onlara bir dersten sonra. — Bana bu civarda güzel bir yemek yiyebileceğimiz bir yer gösterebilir misin?
— Tabii ki! — diye kıkırdamıştı kızıl saçlı kız. — Leyla, bizimle gelir misin?
— Hayır, ben hocayla görüşeceğim, — diye yalan söylemişti Leyla.
Sevda ilk görüşte aşık olmuştu. Metin de enerjik ve neşeli Sevda’ya kayıtsız kalmamış gibi görünüyordu. Bir ay sonra çıkmaya başlamışlardı ve zamanla Leyla “üçüncü tekerlek” rolüne itilmiş, her ne kadar ikisi de bunu belli etmemeye çalışsa da…
— Leylacığım, surat asma! — diye yalvarmıştı Sevda bir gün. — Biz seninle kardeş gibiyiz! Metin de seni aileden biri gibi seviyor!
— Sorun yok, — diye geçiştirmişti Leyla. — Sadece sınavlar yaklaşıyor, çalışıyorum.
Ama aslında hiçbir şey yolunda değildi. Çünkü Metin gerçekten özeldi. Leyla’nın düşüncelerini ciddiye alan, onunla kitaplar ve filmler hakkında saatlerce sohbet edebilen tek kişi oydu. Onunla, Sevda’yla asla konuşamadığı şeyleri konuşabiliyordu.
— Leyla, hiç akademik kariyer yapmayı düşündün mü? — diye sormuştu bir gün üçü bir kafede otururken. — Senin analitik bir zekan var!
— Ah, hadi ama! — diye gülmüştü Sevda. — Leyla bizim pratik kızımız, iş dünyasında para kazanacak!
— Bilmiyorum, — diye mırıldanmıştı Leyla. — Belki.
Metin ona dikkatle bakmıştı ve Leyla yüzünün kızardığını hissetmişti. Gözlerinde bir şey vardı… anlayış mı? İlgi mi? Tam olarak ne olduğunu çözememişti ama kalbi deli gibi çarpıyordu.
— Sevda, bir şey sorabilir miyim… — diye başlamıştı Metin, ama Sevda sözünü kesmişti:
— Ah, kızlar, unuttum! Dişçi randevum vardı! Leyla, Metin’i yurda kadar götürür müsün?
Ve cevap bile beklemeden koşarak uzaklaşmıştı.
Üniversite parkında sessizce yürümüşlerdi. Ekim başıydı, ayaklarının altında hışırdayan yapraklar ve havada yağmurlu bir sonbahar kokusu vardı.
— Leyla, — diye durmuştu Metin aniden. — Çok güzel olduğunu biliyor musun?
— Ne? — neredeyse tökezlemişti. — Neyden bahsediyorsun?
— Dediğim şeyden. Sevda tabii ki göz alıcı, fark edilesi biri ama sen… sen özelsin. Gözlerin, bakışın öyle ki…
Leyla başını ç**10 Yıl Boşuna**
(…)
Metin ona dikkatle bakmıştı ve Leyla yüzünün kızardığını hissetmişti, gözlerindeki o derin bakışın altında eriyor gibiydi, kalbi öyle hızlı atıyordu ki sesinin duyulacağından korktu.
“Beni sevdiğini biliyorum,” dedi Metin, ona uzanan elini tutarken, “ve bu sefer asla vazgeçmeyeceğim.”




