Başka Birinin Annesi

“Yabancı dedi annem!”

“Ne saçmalıyorsun, anne?” diye haykırdı Ayşe, sandalyenin arkalığına yapışarak. “Nasıl yabancıyım? Senin öz kızın ben!”

“Bana bağırma!” diye karşılık verdi Hacer Hanım, başını gazeteden bile kaldırmadan. “Dedim ya işte. Hem sen kim oluyorsun da bana hesap soruyorsun?”

“Anne, ne yapıyorsun böyle?” içeri koşarak giren Mehmet, Ayşe’nin kocasıydı. “Komşular duvara vurmaya başladı bile!”

“Vursunlar!” diye homurdandı yaşlı kadın. “Kendi evimde istediğimi söylerim.”

Ayşe koltuğa çöktü, dizlerinin bağının çözüldüğünü hissediyordu. Her şey basit bir şeyle başlamıştı: annesine çorbayı dökmemesini söylemişti, ertesi gün ısıtacaktı. Ama duyduğu şeye hâlâ inanamıyordu.

“Anne, tansiyonun mu çıktı acaba?” diye ihtiyatla sordu. “İlaçlarını aldın mı?”

“Tansiyonun nesi?” Hacer Hanım sonunda gazeteyi bırakıp kızına buz gibi bir bakış attı. “Dediğim gibi, bana yabancısın. Hep yabancıydın zaten.”

Mehmet, karısıyla göz göze geldi. Kaynanasını otuz yıldır tanıyordu, her hâlini görmüştü, ama böyle bir nöbeti ilk defa yaşıyordu.

“Hacer Teyze, doktor çağıralım mı?” diye teklif etti. “Bugün hiç kendiniz değilsiniz.”

“Aklım başımda!” diye parlattı yaşlı kadın. “Rol yapmaktan yoruldum artık! Bu mutlu aile oyununa son!”

Ayşe, nefesinin kesildiğini hissetti. Boğazına bir yumruk oturmuştu, aklında tek bir düşünce vardı: annesi gerçekten böyle mi düşünüyordu? Bütün hayatı boyunca onu sevmediğini mi saklamıştı?

“Anne, ne diyorsun sen?” sesi titriyordu. “Hep yanında oldum. Hastayken baktım sana. Para verdim, alışveriş yaptım…”

“İşte bu yüzden!” diye sertçe ayağa kalktı Hacer Hanım, gazete yere düştü. “Acıdığın için yaptın hepsini! Kendini bana borçlu sandın! Oysa bana böyle merhamet niye?”

“Acıdığım için mi?” Ayşe kulaklarına inanamadı. “Anne, delirdin mi sen? Seni seviyorum ben!”

“Yalan söyleme!” diye bağırdı yaşlı kadın, pencereye yönelip bahçeye dikti gözlerini. “Beni kimse sevmiyor. Sen de sevmiyorsun.”

Mehmet sessizce karısının elini tuttu. Ayşe bembeyaz kesilmiş, tir tir titriyordu.

“Mutfakta bekleyelim,” diye fısıldadı. “Biraz sakinleşsin.”

“Hayır,” dedi Ayşe ayağa kalkarak. “Anne, açıkla bana ne oldu? Niye böyle konuşuyorsun?”

Hacer Hanım yavaşça döndü. Yüzünde garip bir sırıtış vardı.

“Ne anlatayım sana? Beni nasıl anlattığını bilmiyor muyum sanıyorsun? Yaşlı, hasta, herkese yük olduğumu?”

“Ben hiç öyle şeyler söylemedim!”

“Hadi canım!” elini savurdu yaşlı kadın. “Duydum sizi kocanla. Mutfakta fısıldaşıyordunuz, duymadığımı sandınız. Halbuki kulağım keskindir, haberiniz olsun.”

Mehmet kaşlarını çattı. Kaynanasını bu kadar üzecek ne konuşmuş olabilirlerdi?

“Ne konuştuk ki?” diye sordu.

“Sen hatırlamıyor musun?” Hacer Hanım gözlerini kısarak baktı. “Beni huzurevine koymamız gerektiğini. Size engel olduğumu.”

Ayşe’nin ağzı açık kaldı. Evet, bir ay önce Mehmet’le bunu konuşmuşlardı. Ama annelerinden kurtulmak için değil, onun için endişelendiklerinden. Hacer Hanım, ocağı açık unutuyor, birkaç gün önce gördüğü komşusunu tanıyamıyordu.

“Anne, seni huzurevine göndermek istemedik,” diye açıklamaya çalıştı Ayşe. “Sadece senin için endişe—”

“Yalanları bırak!” diye kesip attı yaşlı kadın. “Anladım ben sizi! Yapmacık ilginizden bıktım artık!”

“Hacer Teyze, biliyorsunuz ki sizi seviyoruz,” diye araya girdi Mehmet. “Hastayken Ayşe başından ayrılmadı. Geceleri uyumadı.”

“Zorunluluktan!” diye kesti Hacer Hanım. “Adettendir diye! Ama gerçek sevgiyi hiç görmedim ondan!”

Ayşe gözlerine dolan yaşları hissediyordu. Nasıl böyle konuşabilirdi? Bütün hayatı boyunca iyi bir evlat olmaya çalışmıştı. Zor zamanlarda bile, kendi çocukları ilgi beklerken bile, annesi için zaman ayırmıştı.

“Anne, neden bu hâldesin?” sesi kısıldı. “Sana ne kötülük yaptım ki?”

“İyilik mi yaptın peki?” diye karşılık verdi yaşlı kadın koltuğa çökerken. “Kendi hayatını yaşıyorsun, gerektiğinde geliyorsun, göstermelik ‘nasılsın’ diye soruyorsun. Bence bu yeterli, değil mi?”

“Ama her gün arıyorum! Alışveriş yapıyorum, doktor getiriyorum!”

“Şeklen yapıyorsun hepsini!” Hacer Hanım başını iki yana salladı. “Peki ruhun neredeydi? En son ne zaman böyle içten geldiğin için geldin, çay içip dertleştik?”

Ayşe düşündü. Gerçekten de son zamanlarda görüşmeleri hep iş üzerine olmuştu. İlaç almak, hastane işleri, ev tamiratları…

“Anne, kendi ailem var, işim var…”

“İşte!” diye bağırdı yaşlı kadın. “Senin her şeyin var, benim yanımda kim var? Kimsecikler! Dört duvar arasında oturup kızımın aklına gelmesini bekliyorum!”

“O zaman bize gel! Kaç kere teklif ettik!”

“Niye geleyim? Size yük olayım? Torunlarım yan gözle baksın, damadım iç çeksin?”

Mehmet bir şey söylemek istedi ama Hacer Hanım sözünü kO gün, üçü de anladı ki sevgi, sadece ihtiyaçları karşılamak değil, kalpten gelen bir sohbet ve samimiyetle beslenir.

Rate article
Lifequest
Başka Birinin Annesi