Gizlice Boşandı

*Gizlice Boşandım*

Telefonun öbür ucundan Nazlı’nın çığlığı yankılandı: “Ayşe, sen delirdin mi? Nasıl farkına bile varmadan boşanırsın? Niye kimseye söylemedin?”

“Kısık sesle konuş,” diye mırıldandı Ayşe, telefonu kulağından uzaklaştırıp mutfak kapısına baktı. “Çocuklar evde.”

“Hangi çocuk? Otuzunu geçtiler bile! Yirmi sekiz yıllık evlilik, bir de baktım boşanmışsın! Anlamıyorum seni!”

“Nazlı, lütfen bağırma. Zaten yeterince zor.”

“Peki niye sustun? Üniversiteden beri dostuz! Yardım edebilirdim, yanında olabilirdim…”

Ayşe telefonu göğsüne bastırıp gözlerini kapattı. Tanrım, bu konuşmalardan ne kadar yorulmuştu. Önce işten Merve, sonra hala Sevgi, şimdi de Nazlı… Sanki herkes, dedikodularına malzeme çıksın diye fırsat kolluyordu.

“Ayşe, orada mısın?” diye seslendi Nazlı.

“Buradayım,” diyerek telefonu tekrar kulağına götürdü. “Sadece konuşmak istemiyorum.”

“Nasıl istemezsin? Bu büyük bir olay! Aramızda boşanan ilk sen oldun. En azından bir sebep söyle. Aldattı mı?”

“Hayır.”

“İçiyor muydu?”

“O da değil.”

“Peki ne? Lütfen bir şey söyle!”

Ayşe derin bir nefes aldı. Nazlı’ya nasıl anlatsaydı? Yorgundu, evet. Gri geçen günlerden, aynı laflardan, hep başkalarının hayatını yaşıyormuş gibi hissetmekten…

“Bıkkınım, Nazlı. Anlıyor musun?”

“Neyden? Mehmet iyi bir adam. İçki içmiyor, şiddet uygulamıyor, düzenli maaşı var.”

“İşte. İyi bir adam. Ama benim adamım değil.”

“Ne saçmalıyorsun? Nasıl ‘senin adamın’ olmaz? Yirmi sekiz yıl beraber yaşadınız!”

Korudan gelen seslerle irkildi. Aceleyle Nazlı’yla vedalaşıp telefonu kapattı. Kızı Elif, kolunda market poşetleriyle mutfağa girdi.

“Anne, merhaba,” dedi, poşetleri masaya bırakırken. “Neden bu kadar solgunsun?”

“Öyle işte, başım ağrıyor.”

“Yine Nazlı Teyze mi aradı? Bir şeyler savunmaya çalıştığını duydum.”

Ayşe başını salladı. Elif, poşetlerden aldıklarını yerleştirirken sormadan edemedi: “Anne, pişman mısın?”

“Ne için?”

“Babaannemle boşandığın için.”

Ayşe kızına baktı. Elif, gençliğindeki haline çok benziyordu—aynı koyu saçlar, aynı ela gözler. Ama Elif’in bakışlarında bir kararlılık vardı; kendisinde hiç olmayan bir şey.

“Bilmiyorum, kızım. Henüz emin değilim.”

“Peki babam pişman mı?”

“Onunla bunu hiç konuşmadık.”

Elif dönüp annesine baktı. “Anne, bir şey sorabilir miyim?”

“Tabii.”

“Sen hiç babamı seviyor muydun?”

Ayşe elindeki fincanı düşürecek gibi oldu. Kızı bunu nereden çıkarmıştı?

“Neden böyle düşünüyorsun?”

“Hayatınız boyunca izledim sizi. Hiç sarılmadınız, öpüşmediniz. Öyle iki ev arkadaşı gibi yaşadınız.”

“Elif, böyle konuşma. Baban iyi bir insan.”

“İyi, evet. Ama onu sevmedin. Sanırım o da seni sevmiyordu.”

Ayşe fincanı masaya koydu. Kızı haklıydı. Mehmet’i hiç sevmemişti. Evlenmişlerdi çünkü “evlenmek lazımdı”, çünkü arkadaşları evliydi, çünkü ailesi ısrar etmişti.

“Anne, sen hiç sevdin mi?” diye fısıldadı Elif.

“Bunu neden soruyorsun?”

“Merak ettim. Herkesin hayatında bir aşk olmalı.”

Ayşe pencereye döndü. Tabii olmuştu. Mahallenin karşı apartmanındaki Onur, tıp öğrencisi. Yakışıklı, zeki, hayalleri olan biri. Gizli gizli buluşurlardı çünkü Ayşe’nin ailesi ona “uygun eş” gözüyle bakmazdı.

*Doktorluk meslek değil, bir çağrıdır,* derdi Onur. *İnsanları iyileştireceğim.*

*Ben de sana yardım edeceğim,* diye yanıtlardı Ayşe.

Ama ailesi Mehmet’le evlenmesi için diretmişti. İstikrar, ev, güvenli bir aile… Onur ise tayinle ücra bir Anadolu kasabasına gitmişti. Mektuplar, telefonlar, hatta birkaç kez ziyaret… Ama Ayşe evliydi artık, ilk çocuğunu bekliyordu.

“Anne, ağlıyor musun?” diye ürkerek sordu Elif.

“Yok canım. Gözlerim yoruldu.”

Kızı omzuna sarıldı. “Biliyor musun, seni anlıyorum. Mutlu olmayacağın bir evlilikse, yalnız kalmak daha iyi.”

“Öyle mi düşünüyorsun?”

“Tabii. Bak, boşandıktan sonra nasıl değiştin. Zayıfladın, saçını kestirdin, yeni kıyafetler aldın. Sanki yeniden doğdun.”

Ayşe camdaki yansımasına baktı. Hakikaten değişmişti. Eskiden hep aynı gri kazakları giyer, saçlarını topuz yapardı. Şimdi renkli giymeye başlamıştı, modern bir saç kesimi yaptırmıştı.

“Oğlan ne dedi?” diye sordu Elif.

“Pek iyi karşılamadı. ‘Bencilsin, aileyi dağıttın,’ dedi.”

“Boş ver. Barış hep babacı oldu. Ama zamanla anlar.”

Ayşe başını salladı. Oğlu gerçekten de babasına daha yakındı. Balığa giderler, arabayla uğraşırlar, maç izlerlerdi. Kızı ise hep annesinin yanındaydı.

“Anne, tekrar evlenmeyi hiç düşündün mü?” diye sordu Elif, çaydanlığı ocağa koyarken.

“Elif, elli üç yaşındayım. Kim benimle evlenir?”

“Neden olmasın? Hala Vildan, elli beşinde evlendiAyşe, gülümsemesini gizleyemediği halde, telefonu kapatıp pencereden süzülen yağmura bakarken içindeki huzuru hissetti ve ilk kez gerçekten kendisi için yaşayacağı günlerin hayalini kurdu.

Rate article
Lifequest
Gizlice Boşandı