“Gizlice Boşandım”
“Leyla, aklını mı kaçırdın?” diye bağırdı telefondaki Aslı. “Nasıl gizlice boşanırsın? Neden hiçbir şey söylemedin?”
“Kısık sesle konuş,” diye fısıldadı Leyla, telefonu kulağından uzaklaştırıp mutfak kapısına baktı. “Çocuklar evde.”
“Hangi çocuklar? Onlar otuzunu geçti bile! Leyla, ne yaptığının farkında mısın? Yirmi sekiz yıllık evlilik, bir anda boşanma!”
“Aslı, lütfen bağırma. Zaten yeterince zor durumdayım.”
“Peki neden sessiz kaldın? Üniversiteden beri arkadaşız! Sana destek olabilirdim…”
Leyla telefonu göğsüne bastırıp gözlerini kapattı. Tanrım, bu konuşmalardan ne kadar yorulmuştu. Önce işyerinden Mine aramıştı, sonra hala Neriman, şimdi de Aslı. Sanki herkes onun dedikodularına bahane bekliyordu.
“Leyla, orada mısın?” diye duyuldu telefonun diğer ucundan.
“Buradayım,” dedi Leyla, telefonu tekrar kulağına götürdü. “Sadece bunun hakkında konuşmak istemiyorum.”
“Nasıl istemezsin? Bu büyük bir olay! Bizim gruptan boşanan ilk kişi sensin. En azından bir şeyler anlat. Aldattı mı?”
“Hayır, aldatmadı.”
“İçki içiyor muydu?”
“O da değil.”
“Öyleyse sebep ne? Leyla, bir şeyler söylesene!”
Leyla derin bir nefes aldı. Aslı’ya nasıl anlatsaydı ki sadece yorgun olduğunu? Gri geçen günlerden, hep aynı konuşmalardan, başkasının hayatını yaşadığını hissetmekten yorulmuştu.
“Yoruldum, Aslı. Anlıyor musun?”
“Neden yoruldun? Volkan iyi bir adam, içki içmiyor, şiddet göstermiyor, düzgün para kazanıyor.”
“İşte tam da bu. İyi bir adam. Ama benim değil.”
“Ne diyorsun sen? Nasıl senin değil? Yirmi sekiz yıl birlikte yaşadınız!”
Koridordan gelen sesler Leyla’yı irkiltti. Hemen Aslı ile vedalaşıp telefonu kapattı. Mutfağa kızı Ayşe elinde bir poşetle girdi.
“Anne, merhaba,” dedi, poşeti masaya bırakıp annesine dikkatle baktı. “Neden bu kadar solgunsun?”
“Öyle işte, başım ağrıyor.”
“Yine Aslı teyze mi arıyordu? Sana bir şeyler açıklamaya çalıştığını duydum.”
Leyla başını salladı. Ayşe poşetteki yiyecekleri çıkarmaya başladı.
“Anne, pişman mısın?” diye sordu, arkasını dönerek.
“Ne konuda?”
“Babanla boşandığına.”
Leyla kızına baktı. Ayşe gençliğindeki haline çok benziyordu—aynı koyu saçlar, aynı ela gözler. Ama kızının gözlerinde bir kararlılık vardı, onun hiç sahip olmadığı bir şey.
“Bilmiyorum, Ayşe’ciğim. Henüz bilmiyorum.”
“Peki baba pişman mı?”
“Onunla bunu konuşmadık.”
Ayşe annesine döndü.
“Anne, bir şey sorabilir miyim?”
“Tabii ki.”
“Sen babanı hiç sevdin mi?”
Leyla elindeki fincanı bırakmak üzereyken donup kaldı. Kızı bunu nereden çıkarmıştı?
“Neden böyle düşünüyorsun?”
“Hayatım boyunca sizi izledim. Hiç sarılmazdınız, öpmezdiniz. Hatta el bile tutmazdınız. Sanki aynı evi paylaşan yabancılardınız.”
“Ayşe, böyle konuşma. Baban iyi bir insan.”
“İyi, evet. Ama sen onu sevmedin. O da seni sevmedi, bence.”
Leyla fincanı masaya bıraktı. Kızı haklıydı. Volkan’ı hiç sevmemişti. Onunla aile baskısı yüzünden, “herkes evleniyor” diyerek evlenmişti.
“Anne, peki sen kimi sevdin?” diye fısıldadı Ayşe.
“Bunu neden bilmek istiyorsun?”
“Sadece merak ettim. Herkesin hayatında bir aşk olmalı.”
Leyla pencereden dışarı baktı. Elbette bir aşk yaşamıştı. Nasıl olmasın? Tıp öğrencisi İlhan, sokaktaki komşuları. Yakışıklı, zeki, hayalperest. Gizlice buluşurlardı, çünkü Leyla’nın ailesi ona uygun görmezdi.
“Doktorluk meslek değil, bir yaşam biçimidir,” derdi İlhan. “İnsanları iyileştireceğim.”
“Ben de sana yardım edeceğim,” derdi Leyla.
Ama ailesi Volkan’la evlenmesini istemişti. Güvenli bir gelecek, ev, iyi bir aile. İlhan ise doğudaki küçük bir kasabaya tayin edilip gitmişti. Mektuplar yazardı, arardı, hatta birkaç kez ziyarete bile geldi. Ama Leyla çoktan evliydi, çoktan ilk çocuğuna hamileydi.
“Anne, ağlıyor musun?” diye telaşlandı Ayşe.
“Yok, öyle bir şey. Gözlerim yoruldu sadece.”
Kızı annesinin omzuna dokundu.
“Biliyor musun anne, seni anlıyorum. Mutlu olmadığın bir evliliktense, yalnız olmak daha iyi.”
“Öyle mi düşünüyorsun?”
“Tabii ki. Bak, boşandıktan sonra nasıl değiştin. Zayıfladın, saçını kestirdin, yeni kıyafetler aldın. Sanki yeniden doğdun.”
Leyla camdaki yansımasına baktı. Gerçekten de değişmişti. Eskiden hep aynı gri kazakları giyer, saçını topuz yapardı. Şimdi rengarenk giyiniyor, modern bir saç modeli yaptırmıştı.
“Peki Selim nasıl karşıladı bu haberi?” diye sordu Ayşe.
“Pek iyi değil. ‘Bencilce davrandın, aileyi dağıttın’ dedi.”
“Boş ver. Selim hep babasına daha yakındı. Ama zamanla anlar.”
Leyla başını salladı. Oğlu gerçekten de babasına daha yakındı. Balığa giderler, arabalarını tamir ederler, maç izlerlerdi. Kızı ise hep annesinin yanındaydı.
Leyla gülümsedi ve “Hayat ancak kendi kararlarını verdiğinde anlam kazanır,” diyerek telefonu eline aldı ve İlhan’ı aramak için numaraları tuşladı.




