Kayınvalideden Arkadaşlığa Uzanan Yol

**Kaynanamın Arkadaşım Olması**

– Sen ne yapıyorsun böyle?! – Zeynep Hanım’ın sesi öfkeden titriyordu. – Oğlum seni tanımadan önce çok mutluydu!

– Şimdi mutsuz mu yani? – Elif, mutfakta gözyaşları içinde bulaşık bezi sıkıyordu. – Bana açıkça söylesenize, sorun ne?

– Sorun şu ki, Alper tam on kilo vermiş! İşte senin yüzünden böyle oldu!

Alper masada başını öne eğmiş, tabağındaki yarısı yenmemiş mercimek çorbasına bakıyordu. Otuz iki yaşında olmasına rağmen, azar işiten bir çocuk gibi hissediyordu.

– Anne, yeter artık… – mırıldandı.

– Asla yeter değil! – Zeynep Hanım oğluna döndü. – Aynaya bir baksana! Yanakların çökmüş, gözlerinin altı morarmış. Sebep de seni doğru düzgün beslemeyen bu kadın!

– Ne demek beslemiyorum? – Elif patladı. – Her gün yemek yapıyorum! İşte sabah çorba kaynattım!

– Çorba ha! – kaynana burun kıvırdı. – Suya batırılmış mercimek. Peki et nerede? Peki tereyağı, ayran? Adam gibi yemek yok mu?

Elif’in yüreği sıkıştı. Alper’le evlendikleri günden beri, altı aydır, Zeynep Hanım’ın her gelişi kavgayla sonuçlanıyordu. Ya çorba tatsız, ya gömlekler ütüsüz, ya da ev düzensizdi.

– Zeynep Hanım, elimden geleni yapıyorum, – sessizce dedi Elif. – Ama bir de işim, bir de derslerim var…

– İş mi? – Zeynep Hanım ellerini açtı. – Ne işi? Kadının yeri evinde, kocasının yanındadır! Sen ise nerede takıldığın belli değil!

Sonunda Alper başını kaldırdı.

– Anne, aç değilim. Kilo vermemin sebebi de spor salonuna yazılmam.

– Spor salonu mu? – Zeynep Hanım oğluna küfür etmiş gibi baktı. – Spor ne yapıyorsun sen? Zaten dümdüz bir çocuksun!

Elif dayanamayıp mutfaktan çıktı. Yatak odasında ağlarken düşündü: Bu durum ne zaman bitecek? Ne yapsa doğru değildi kaynanası için.

Oysa başta her şey farklıydı. Alper, onu annesiyle tanıştırdığında Zeynep Hanım çok sıcak davranmıştı. Çay ikram etmiş, ailesini sormuş, hatta iltifat bile etmişti.

Ama “düğün” kelimesi geçer geçmez her şey değişti.

– Elif, nerdesin? – Alper yatak odasına girdi. – Annem gitti.

– Sonunda, – diye hıçkırdı Elif.

Alper yanına oturup onu sarıldı.

– Takma kafana. Alışmış bir kere.

– Neye alışmış? Otuz iki yaşına kadar seninle yaşamaya mı?

Alper iç çekti. Bu konu ikisi için de hassastı.

– Elif, o hep yalnızdı. Babam ben on beş yaşındayken vefat etti. Hayatını bana adadı.

– Anlıyorum. Ama artık karını benim. Biraz orta yol bulamaz mıyız?

– Bulabiliriz tabii. Sadece zamana ihtiyacımız var.

Zaman. Elif bu kelimeyi yüzlerce kez duymuştu. Acaba Zeynep Hanım, onu ailenin bir parçası olarak ne zaman kabullenecekti?

Ertesi gün Elif harekete geçti. İşten sonra alışveriş yapıp üç çeşit yemek hazırladı: Kıymalı pide, etli nohut ve cacık. Masayı beyaz bir örtüyle süsledi, kristal bardaklar koydu.

Alper akşam gelince şaşırdı.

– Vay be! Bugün ne var?

– Özel bir şey yok. Kocamı mutlu etmek istedim.

– Harika olmuş! Anneannemin yemekleri gibi kokuyor.

Mum ışığında yemek yediler. Alper her lokmayı övdü. Belki daha çok çabalarsa Zeynep Hanım’ın fikri değişebilirdi.

Ama ertesi gün kaynana yeni bir şikâyetle geldi.

– Alper, dün geç mi yattın? – Kapıdan girer girmez sordu. – Gözlerin kıpkırmızı.

– Normalde yattım. Gece yarısı gibi.

– Gece yarısı mı? – Zeynep Hanım’ın yüzü dehşetle buruştu. – Sabah yedide kalkıyorsun! Bu vücuda işkence ediyorsun!

Elif anladı ki sorun ne yemekteydi ne de uyku düzeninde. Sorun bendeydi. Onun “çaldığı” biricik oğluydu.

Bu kez başka bir yöntem denedi.

– Zeynep Hanım, – dedi bir sonraki ziyaretinde, – bana Alper’in çocukken sevdiği o nohut yemeğinin tarifini öğretir misiniz?

Kaynana şaşkınlıkla ona baktı.

– Niye?

– Onu mutlu etmek isterim. En iyi siz bilirsiniz ne sevdiğini.

Zeynep Hanım bir an düşündü, acaba bir oyun mu oynanıyordu?

– Peki… Dene bakalım. Ama seninki aynı lezzette olmaz.

– Deneyelim.

Ve denediler. Zeynep Hanım tarifi anlattı, Elif not aldı. Sonra birlikte pazara gittiler.

– Bak, eti böyle seçeceksin, – diyordu kaynana, tezgâhı göstererek. – Çok yağlı değil ama çok da kuru olmasın.

Elif dikkatle dinledi. Eve dönüp birlikte yemek yaptılar.

– Soğanı daha iri doğra, – diye düzeltiyordu Zeynep Hanım. – Ağlama yok, yoksa yemek tatsız olur.

– Nasıl ağlamayayım? Soğan göz yakıyor.

– Bıçağı soğuk suyla yıka. Ve ağzından nefes al.

Yavaş yavaş hava değişti. Zeynep Hanım Alper’in çocukluğundan hikâyeler anlatıyor, Elif de ilgiyle dinliyordu.

– Beş yaşındayken bu nohutu o kadar severdi ki üç tabak yerdi, – gülüyordu. – Bir gün patlayacak diye korkardım.

– Şimdi iştahı pek yok. Belki de yaşlandı.

– Yok canım, işten yoruluyor. Şu an zor bir proje üstVe o günden sonra, birbirlerine daha çok yaklaştılar, küçük mutlulukları paylaştılar, birlikte güldüler, birlikte ağladılar ve hiçbir zaman unutmayacakları bir aile oldular.

Rate article
Lifequest
Kayınvalideden Arkadaşlığa Uzanan Yol