Kayınvalidenin Arkadaşlığı

Bugün günlüğüme yazmak istiyorum. Her şey nasıl değişti, nasıl dönüştü… Anlatayım.

“Ne cürret ediyorsun?” diye bağırdı Sevim Hanım’ın sesi titreyerek. “Oğlum seni tanımadan önce gayet iyi yaşıyordu!”

“Şimdi kötü mü yaşıyor?” Lale’nin gözleri doluydu, mutfak havlusunu sıkı sıkı tutuyordu. “Lütfen açıkça söyler misiniz, sorun ne?”

“Sorun şu ki kuzum Efe on kilo vermiş! Bak şu hâline, ne hâle getirmişsin!”

Efe masada tabağındaki yarısı kalmış çorbaya bakıyor, sanki yere geçmek istiyordu. Otuz iki yaşında, azarlanan bir ergen gibi hissediyordu.

“Anne, yeter artık…” diye mırıldandı, başını kaldırmadan.

“Yeter değil!” Sevim Hanım oğluna döndü. “Aynaya baksana! Yanakların çökmüş, gözlerinin altı mor! Çünkü bu kadın seni doyurmuyor!”

“Nasıl doyurmuyorum?” Lale patladı. “Her gün yemek yapıyorum! Bak, sabah çorba pişirdim!”

“Çorba!” diye burun kıvırdı kayınvalide. “Su gibi şey, içinde biraz havuç. Peki et nerede? Yoğurt nerede? Bir erkeğin yiyeceği gerçek yemekler nerede?”

Lale’nin kalbi sıkıştı. Evlendikleri altı aydır, Sevim Hanım’ın her ziyareti kavgaya dönüşüyordu. Ya çorba beğenilmiyordu, ya gömlekler ütülü değildi, ya da ev toz içindeydi.

“Sevim Hanım, elimden geleni yapıyorum,” diye fısıldadı. “Ama hem çalışıyorum, hem de açıktan okuyorum…”

“Çalışmak mı?” Sevim Hanım ellerini havaya kaldırdı. “Kadının yeri evdedir! Sen bilmem nerede koşturup duruyorsun, benim oğlum da aç aç oturuyor!”

Sonunda Efe başını kaldırdı.

“Anne, aç değilim. Kilo verdim çünkü spora başladım.”

“Spora mı?” Sevim Hanım oğluna öyle baktı ki sanki ahlaksız bir şey söylemişti. “Ne gerek var spora? Zaten yakışıklısın!”

Lale dayanamayıp mutfaktan çıktı. Yatak odasına gidip yatağa çöktü ve hıçkıra hıçkıra ağladı. Bu sürekli eleştirilerden ne kadar yorulmuştu! Ne yapsa Sevim Hanım için hiçbir şey doğru değildi.

Oysa başta her şey farklıydı. Efe onu annesiyle tanıştırdığında, Sevim Hanım sıcakkanlı bir kadın gibi görünmüştü. Çay ikram etmiş, ailesini sormuş, hatta iltifatlar bile etmişti.

Ama “evlilik” kelimesi geçer geçmez her şey değişti.

“Lale, neredesin?” Efe yatak odasına girdi. “Annem gitti.”

“Sonunda,” diye hıçkırdı Lale.

Efe yanına oturup omuzlarından tuttu.

“Takma kafana. Alışmış böyle şeylere.”

“Nelere alışmış? Otuz iki yaşına kadar seninle yaşamaya mı?”

Efe iç çekti. Bu konu ikisi için de hassastı.

“Laleciğim, o hayat boyu yalnızdı. Babam ben on beş yaşındayken vefat etti. Her şeyi benim için yaptı.”

“Anlıyorum. Ama artık ben senin eşinim. Bir orta yol bulamaz mıyız?”

“Buluruz tabii. Sadece zamana ihtiyacı var.”

Zaman. Lale bu kelimeyi yüzlerce kez duymuştu. Acaba Sevim Hanım’ın onu ailenin bir parçası olarak kabul etmesi için ne kadar zaman gerekecekti?

Ertesi gün Lale harekete geçti. İşten sonra alışveriş yapıp üç çeşit yemek hazırladı. Kıymalı mercimek çorbası, etli pide ve cacık. Masayı beyaz örtüyle kapladı, kristal bardakları çıkardı.

Akşam Efe eve gelince şaşkınlıktan dondu.

“Vay canına! Ne kutluyoruz?”

“Kutlama yok. Sadece kocamı mutlu etmek istedim.”

“Harika olmuş! Anneannemin yemeği gibi kokuyor.”

Işıklar sönük, mumlar yanıyordu. Efe her yemeği överek yedi, Lale de boşuna uğraşmadığını hissetti. Belki daha çok çabalarsa Sevim Hanım fikrini değiştirirdi.

Ama ertesi gün kayınvalide yine eleştirilerle geldi.

“Efe, dün geO günden sonra Lale ile Sevim Hanım arasında kurulan bu köprü, zamanla bir sevgi bağına dönüştü ve aile, birbirine kenetlenmiş bir şekilde yoluna devam etti.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidenin Arkadaşlığı