Bu hikâye, göründüğü kadar sıradan olmasa da ders çıkarılacak cinsten. Elli yaşını aşmış ve gümüş yıldönümlerini kutlamış bir çiftin hikâyesi. Evde büyümüş, kendi ayakları üzerinde duran iki çocukları var. Evlilikleri, ne büyük aşklar ne de kavgalarla dolu; sessiz sedasız, dingin geçmiş. Fakat her zaman suratı asık duran Murat, 56 yaşında olmasına rağmen yüzündeki ifadeyle neredeyse on yaş daha yaşlı gösteriyordu.
Değişim, Murat’ın hayatına ansızın girdi. Yeni bir iş arkadaşı, Seher, ofiste belirdi. Genç denemezdi ama Murat’tan en az yirmi yaş küçüktü. Bir anda, Murat’ın yüzünde yıllardır görülmeyen pozitif bir enerji belirdi. Kısa sürede tüm ofis, Murat’ın Seher’le olan ilişkisini konuşur oldu.
Murat, bazı mesai arkadaşlarıyla dertleşmeye başladı, hatta bir ara Seher’in onu boşanmaya zorladığını bile ağzından kaçırdı. Konuşmalardan sonra boşanma gerçek oldu. Murat evi terk etti ve Seher’le birlikte bir daire kiraladı. Onlarca yıllık evliliğinin hürmetini korumak adına, tüm mal varlığını ailesine bıraktı, sıfırdan başlamaya karar verdi.
Zaman geçti, genç eş artık çocuk istiyordu. Murat da ailelerini büyütmek için hevesliydi. Ne var ki Seher’in kısırlığı yüzünden taşıyıcı annelik masraflarına katlanmak zorunda kaldılar. Ama bebekler daha doğmadan, Seher anneliğin ona göre olmadığını fark etmişti bile.
Murat için hikâye, bir ayrılıkla son buldu. Şimdi, yabancı bir evde, iki küçük çocukla yaşıyor. Genç eşin vaat ettiği o “yeni ve renkli duygular” uğruna, hem malını mülkünü hem de sağlam ailesini kaybetti. Ne yazık ki, kadın bunun kıymetini hiç anlamadı…




