— Bu da neyin nesi şimdi? — diye öfkeyle haykırdı Ayşe, salonun ortasında durarak.
Sesi öfkeden titriyordu. Oturma odasını şöyle bir süzdü, sanki duvarlarda ya da eşyalarda sorunun cevabını bulacakmış gibi.
— Yine mi? Bu ay üçüncü defa! Daha ne kadar böyle devam edecek?
Kanepeye yaslanmış, rahat bir pozisyonda oturan Mehmet, bir elinde telefon, diğerinde kumandayla televizyonu seyrediyordu. Yavaşça karısına baktı, ama gözleri her zamanki gibi kayıtsızdı. Konu annesi olduğunda hep böyleydi.
— Ne “yine” mi? — diyerek kaşlarını çattı. — Hemen tansiyonu yükseltme. Daha yeni geldim, biraz dinlenmek istiyorum.
— Tansiyon mu? — Ayşe bir adım öne attı, sesi daha da inceldi. — Sen buna tansiyon mu diyorsun? Beş bin lira! Hiçbir açıklama yapmadan, sormadan! Ne için istediğini bile sormadın! Direkt gönderdin!
Mehmet telefonunu yanına koydu, hafifçe iç çekti. Yüzündeki ifade şaşkınlıktan çok yorgunluk yansıtıyordu.
— Ne olmuş yani? Benim annem sonuçta. Paraya ihtiyacı var, ben de yardım ettim. Sorun ne?
Ayşe daha da yaklaştı, yanakları kıpkırmızı olmuştu.
— Sorun şu ki biz yazlık bir ev için birikim yapıyoruz! Anlaşmıştık! Her kuruş ortak hayalimize! Sen ise her ay bir şekilde parayı boş yere harcıyorsun! Ya ilaç, ya tamirat, şimdi de bu “beklenmedik masraflar”! Belki de yeni bir telefon almıştır kendine?
Mehmet burnunu ovuşturarak tekrar iç çekti.
— Yaşlı bir kadın, Ayşe. Tek başına idare etmesi zor. Bazen açıklamaktansa yardım etmek daha kolay.
— Yaşlı mı? Daha altmış beşinde! Senden daha çok koşturuyor! Tiyatroya gidiyor, kulüpte vakit geçiriyor, sürekli gezilere katılıyor! Peki ya biz? On yıldır bir kere bile tatile çıkmadık!
— Ayşe! — Mehmet’in sesi ilk kez sertleşmişti. — Annem hakkında böyle konuşma. Bizi o büyüttü.
— Seni büyüttü, Mehmet, beni değil. Evet, bunun için minnettarım. Ama bu demek değil ki sürekli para talep etsin! Biz tek maaşla geçiniyoruz. Benim işlerim düzensiz. Bunu biliyorsun!
Gerçekten de biliyordu. Reklam ajansı kapandığında, Ayşe serbest çalışmaya başlamıştı. İşleri vardı, ama gelirleri düzenli değildi. Bütçeleri cam gibi kırılgandı. Her fazladan harcama, onlara bir darbe vuruyordu.
Yazlık bir ev hayal ediyorlardı. Üç yıldır bu hayalle yaşıyorlardı — şehir dışında küçük bir ev, sarmaşık gülleriyle kaplı bir veranda, dostlarla mangal keyfi, şömine başı sıcak akşamlar. Ama ne zaman birikimleri hedefe yaklaşsa bir şey çıkıyordu: Kayınvalidesinin ev tamiratı, diş tedavisi, yeni duvar kağıdı, yeni beyaz eşya… Ve yeniden sıfıra dönüyorlardı.
— Çok yoruldum, — diye fısıldadı Ayşe, pencereye yaklaşarak. — Hep birinin ardından ikinci planda kalmaktan yoruldum. Kendimizden kısarken, senin annenin rahatını düşünmekten yoruldum.
Mehmet arkasından yaklaştı, ama sarılmadı.
— Hastalanıyor, Ayşe. Yardıma ihtiyacı var.
— Neye hastalanıyor? Almak ve gezmek istediği şeylere mi? Hiç bu paraların nereye gittiğini kontrol ettin mi? Deniz tatillerine çıkıyor, yeni şeyler alıyor, restoranlara gidiyor. Bizse on yıldır tatil bile yapamıyoruz!
— Yeter, — diye kesin bir tavırla konuştu Mehmet, sesi yine duygusuzdu. — Bunu konuşmak istemiyorum.
— Tabii, istemezsin! — Ayşe hızla ona döndü. — Annenden bahsedilince asla konuşmak istemezsin! Senin için o kutsal, bense kötü kalpli bir üvey evlat gibi davranıyorum. Ama ben ona kötülük istemiyorum! Adalet istiyorum! Ve bizim yazlık evimizi istiyorum!
Mehmet sustu. Omuzları gergindi, gözleri yere dikilmişti. Ayşe bu bakışı tanıyordu. Tartışmayacaktı. Her zamanki gibi sessiz kalacak, birkaç saat sonra hiçbir şey olmamış gibi ortadan kaybolacaktı.
— Tamam… — diyerek boğuk bir sesle mırıldandı. — Ben uyuyacağım.
Ve onu odanın ortasında bırakarak çıktı.
Ayşe pencerenin önünde kaldı, karanlık gökyüzüne bakarak. Yıldızlar soğuk ve kayıtsız parlıyordu. Biliyordu ki Mehmet kendi kararını vermediği sürece hiçbir şey değişmeyecekti. Oğul olmaya fazla alışmıştı, koca olmayı unutmuştu. Ve annesini fazla seviyordu, karısını duymuyordu.
Sabah kahve ve koşuyla birlikte ağır bir yorgunluk getirdi. Ayşe, temiz havanın zihnini berraklaAyşe nefesini derin çekti ve içinde biriken öfkeyi dizginleyerek Mehmet’e döndü, çünkü artık biliyordu ki bu mücadeleyi kazanmak için ilk adımı kendisinin atması gerekiyordu.




