Dimo’nun Amcasına Duyduğu Nefretin Hikayesi

Amca Hasan’ı Mehmet ilk görüşte sevmedi, hatta daha da ileri giderek ondan nefret etti.

Annesi, ellerini huzursuzca birbirine kenetleyerek o akşam sekiz yaşındaki oğluna dedi ki:
“Mehmet, tanış, bu Amca Hasan. Birlikte çalışıyoruz, artık birlikte yaşamaya karar verdik.”

Mehmet kaşlarını çattı, hiçbir şey anlamamıştı. Bu yabancı adam onlarla birlikte burada mı yaşayacaktı?
“Peki ya babam?” diye sert bir bakış fırlattı Mehmet, sonra göz ucuyla kapıda duran Amca Hasan’a baktı.
“Mehmet, başlama şimdi!” Annesi daha da gerildi ve sesini yükseltti.

“Babam gelecek! Mutlaka gelecek! Sana ihtiyacımız yok!” diye bağırdı Mehmet bu yabancı adama. Gözlerinden yaşlar boşandı ve odasına koştu.
“Mehmet, canım oğlum. Kaç defa söyledim sana, baban bizi terk etti. Beni terk etti, seni terk etti. Artık gelmeyecek. Bir daha asla gelmeyecek. Ama Amca Hasan iyi biri. Göreceksin, o bize bakacak, seninle arkadaş olacaksınız.” Annesi yatağa atılan Mehmet’in yanına oturdu. Onun saçlarını okşuyor, omuzlarına dokunuyor, yumuşak bir sesle konuşuyordu, ama Mehmet duvara dönük yatıyor, annesine inanmıyor ve onu dinlemek istemiyordu. Babası eskiden de sık sık uzun yolculuklara çıkardı, o koca kamyonuyla, ama hep geri dönerdi. Neşeli, Mehmet ve annesi için hediyelerle. Kapıdan girer girmez bağırırdı: “Hadi karşılayın bakalım! Bakın kim geldi!” Mehmet de kollarını açarak koşardı: “Baba, baba! Bana ne getirdin?” Babasının bu son gidişinden önce, annesiyle mutfakta uzun uzun konuşmuşlardı. Annesi hıçkırıyor, babası ise tekrar ediyordu: “Ayşe, sahne yapma, benim başka bir ailem olduğunu biliyordun. Onları düşünmem lazım.” Mehmet o zaman altı yaşındaydı, annesinin neden ağladığını anlamamıştı. Babası onlardan, kendi ailesinden bahsediyordu değil mi? Öyle başka bir aile olamazdı ya… Mehmet uykuya dalmıştı ve sabah uyandığında babası gitmişti. “Ne zaman gelecek?” diye sormuştu o sabah dalgın dalgın oturan ve sık sık iç çeken annesine. Annesi babasının bir daha asla gelmeyeceğini, başka bir ailesi, başka bir eşi ve çocukları olduğunu, artık onlara ihtiyacı olmadığını söyleyince Mehmet inanmamıştı. Annesine çok kızmış, ağlamış, bağırmıştı: “Yalan söylüyorsun! Babam beni seviyor, mutlaka gelecek!” Mehmet çok uzun süre beklemişti, ama babası bir türlü gelmemişti. Annesi babasını sorduğunda ona kızıyordu. Şimdi de evlerine bu Amca Hasan gelmişti.

Annesi odadan çıktı. Mehmet mutfaktan Amca Hasan’ın sesini duydu:
“Ayşe, böyle yapmamalıydın. Ona biraz hazırlıklı olması için zaman vermeliydin.”
“Bir şey olmaz. Alışır. Her şey yoluna girer.” diye kesip attı annesi.

Sabah kahvaltısında Amca Hasan onlarla birlikte oturuyordu. Tereyağında kızartılmış yumurtayı övüyordu, sanki çok özel bir şeymiş gibi. Annesi gülümsüyor, ona sıcak çay dolduruyordu.
“Mehmet, seni okula ben götüreyim mi? Direksiyona da geçiririm seni.” diye teklif etti Amca Hasan.
“Kendim giderim.” diye homurdandı Mehmet. Babası da ona kamyonun direksiyonuna geçmesine izin verirdi, tabii motor çalışmıyorken. Ama Mehmet direksiyonu çevirmeyi, düğmelere basmayı seviyor, ufuklara doğru yol aldığını hayal ediyordu. Bu Amca Hasan’dan hiçbir şey istemiyordu. Amca Hasan ısrar etmedi, annesi de Mehmet’in kaba davrandığı konusunda uyarmadı. Mehmet okula uzun zamandır kendi başına gidiyordu, annesi yakındaki kasabadaki fabrikada çalışıyordu ve kapıdan çıkarken koşar adımlarla bağırırdı: “Mehmet, kalk! Kahvaltın masada!” Birlikte kahvaltı yaptıkları tek zamanlar haftasonlarıydı. Mehmet Amca Hasan’a kızgın olsa da merak etmişti: Acaba onun arabası nasıldı? Komşu dede Ahmet’in ayda bir çalıştırdığı o eski şahin gibi miydi? Ama hayır, Amca Hasan’ın arabası gümüş renkli, yeni bir arabaydı. Annesiyle birlikte arabaya bindiler, kasabanın yolunu tuttular, annesi el salladı, Amca Hasan da kornaya bastı. Mehmet el sallamadı, gülümsemedi, suratını ekşiterek ters yöne yürüdü. İki ev ötede, bankta en yakın arkadaşı Cemal onu bekliyordu.

“Vay, sana da denk gelmiş. Şimdi sana terbiye vermeye başlar.” diye geveledi Cemal, ensesini kaşıyarak. Bu hareketi tamamen otomatikti, üvey babası Emmi Veli’yi hatırladığı anlarda hemen ensesini kaşımaya başlardı. Emmi Veli dört yıldır onlarla yaşıyordu. Çok içiyor, sürekli Cemal’e bağırıyor, her fırsatta tokat atıyordu. Annesi hiç müdahale etmiyor, kendisi de Emmi Veli’yle birlikte içki içiyor ve “Erkek erkeğe anlaşırlar,” diyerek kenara çekiliyordu. Mehmet, acaba Amca Hasan da böyle mi olacak diye düşünüp daha da suratını astı. Annesi içki içmezdi, hep neşeli ve iyi kalpliydi, sadece babasından bahsettiğinde yüzü asılırdı.
Ama Mehmet’in endişeleri boşunaydı. Amca Hasan içki içmiyordu. İşten sonra ve haftasonları ıslık çala çala bir şeyler tamir ediyor, uğraşıyordu. Her seferinde Mehmet’i yardıma çağırıyor, ama Mehmet homurdanarak cevap veriyordu:

“İhtiyacım yok!” diyerek uzaklaşıyor, sonra gizlice Amca Hasan’ı izliyor, onun nasıl ustalıkla işlerini hO gece, Mehmet uykuya dalıp rüyasında Amca Hasan’la birlikte balık tutarken güldüğünü gördü ve sabah uyandığında artık içindeki öfkenin yerini sıcacık bir huzurun aldığını fark etti.

Rate article
Lifequest
Dimo’nun Amcasına Duyduğu Nefretin Hikayesi