**Karabaş**
“Karabaş, buraya gel çabuk!” diye bağırdı Veysel, arabadan fırlayıp yolda yatan köpeğe koştu. Ama Karabaş kalkmadı, kuyruğunu sallamadı… Anladı ki artık geri dönüş yoktu. Köpek ölmüştü. “Şimdi anneme ne diyeceğim?” diye geçirdi içinden Veysel, Karabaş’ın cansız bedeni üzerine eğilirken, gözyaşları sakallı suratına damladı.
***
Valide Hanım’ın yaşlı köpeği, gelini Rukiye’yi ilk gördüğü andan itibaren sevmemişti. Her geçişinde derin bir hırıltıyla tepki verir, tahta sundurmada kuyruğunu huzursuzca yere vururdu. Rukiye ise Karabaş’tan hem korkar hem de içten içe nefret ederdi.
“Şu işe yaramaz yaratık! Benim elimde olsaydı, çoktan göndermiştim onu!” diye söylenirdi.
“Rukiye, ne diyorsun öyle! Belki de parfümünün kokusunu sevmiyor, ya da topuklu ayakkabılarının sesi rahatsız ediyor onu. O artık yaşlı bir köpek, yaşlıların huyları biraz değişik olur,” diye yatıştırmaya çalışırdı Veysel karısını.
Valide Hanım ise sadece sert bir bakış atardı. Keşke şu kendini beğenmiş kadın Karabaş’ın gerçek değerini bilseydi! O, Rukiye’den çok daha fazlasını hak ediyordu.
***
Valide Hanım, oğlunun hayatına karışmamaya çalışırdı. Hatta Veysel, bir gün nişanlısı Rukiye’yi tanıştırdığında tek kelime etmemişti. Gerçi, gönlü bu kızı hiç sevmemişti. Rukiye’nin yapmacık bir havası, samimiyetsiz bir gülüşü vardı. Sırıtır gibi güler, ama gülüşü hiç ısıtmazdı insanı. Veysel dayanamayıp sorduğunda:
“Anne, beğendin mi Rukiye’yi? Güzeldir, değil mi?”
Valide Hanım, “Sen kendine eş seçiyorsun… Önemli olan senin mutlu olman. Ben sadece hayır dua ederim,” deyip oğlunu sıkıca sarılmış ve alnından öpmüştü.
Düğünden sonra gençler, Rukiye’nin miras kalan şehirdeki evine yerleşmişti. Veysel artık köydeki anneyi nadiren ziyaret ediyordu, hasret çekse bile. Rukiye oralara gitmekten hoşlanmazdı; rahat bir tatili tercih ederdi. Ancak o yaz, aniden köyde bir “doğa tatili” yapma fikrine kapıldı.
“İnternette okudum, eko-turizm sağlığa çok iyi geliyormuş. Şehir hayatı stres dolu, bir de hareketsizliğin getirdiği dertler… Üstelik şimdi çok moda! Tabii bunun için fazla para harcamak istemiyorum, o yüzden senin annenin köyü aklıma geldi,” diyerek bavullarını hazırlamaya başladı.
Veysel sevindi. Uzun zamandır köyüne gitmemişti. Eko-turist olmak gerekiyorsa, buna hazırdı. Zaten işini uzaktan yürütebilirdi. Birkaç gün içinde yola çıktılar.
Valide Hanım, misafirlerini içtenlikle karşıladı:
“Sonunda geldiniz! En azından insan gibi dinlenirsiniz. Bizim köy, o Antalya’ların, Mısır’ların aşağı kalır yanı yok!”
“Eh, karşılaştırmak doğru olmaz,” diye burun kıvırdı Rukiye. “Bu arada Valide Hanım, sizde evcil hayvan var mı? Köy turizmi, otantik hayata tamamen adapte olmayı gerektirir.”
Kayınvalide pek anlamamıştı, ama cevap verdi:
“Karabaş var, bir de birkaç tavuk. Eskiden bir keçimiz vardı… Geçen yıl öldü maalesef.”
Rukiye, güneşli sundurmada yatan yaşlı köpeğe burun kıvırarak baktı.
“Ben faydalı hayvanlardan bahsediyorum! Bu köpek emekli olmuş bile. Şaşırdım, hâlâ yaşıyor!”
“Peki, ama büyük bir sebze bahçem var! İşin çok olur, istediğin gibi ‘adapte’ olabilirsin,” diye çabucak ekledi Valide Hanım.
“Tamam anne, yarın işe koyuluruz. Hem ben de yardım ederim, odun keserim, çitleri tamir ederim. Ama şimdi dinlenelim,” dedi Veysel ve bavulları içeri taşındı.
Rukiye, topuklu ayakkabılarıyla çamura saplanıp söylenerek arkasından yürüdü. Sundurmaya çıktığında, Karabaş başını kaldırıp hırladı. Rukiye çığlık atarak kocasının arkasına saklandı. Veysel köpeğin kafasını okşadı.
“Ne oldu Karabaş, Rukiye seni faydalı görmedi diye mi kızdın? Aldırma, o kötü niyetli değildir,” dedi.
Karabaş kuyruğunu salladı, çocukluğundan beri tanıdığı sahibini görünce sevindi.
***
Sabah Valide Hanım, gelinine küçük çiftliğini gezdirdi:
“İşte tavuk kümesi, şurada elma ağaçları, kuş üzümü… Ve sebze bahçem. Bak, yabani otlar çıkmış, temizlemek lazım.”
Rukiye için bahçe işleri tam bir felaketti. Tüm yeşillikler ona aynı görünüyordu. Hangisinin yabani ot olduğunu anlamakta zorlanıyordu.
“Bak, bu havuç, bu da karahindiba. Sök şunu!” diye öğretmeye çalıştı Valide Hanım. “Hiç karahindiba görmedin mi?”
“Gördüm tabii! Ama sizin şu diğer otlarınızı ayırt edemiyorum! Ben botanik profesörü değilim!” diye tersledi Rukiye.
Zorlandı, terledi, sinirlendi. Spor kıyafeti kirlenmiş, tırnakları mahvolmuştu. Bir saat sonra beli ağrımaya başladı.
“Bugünlük bu kadar! Bu artık eko-turizm değil, angarya! Böyle bir şey nasıl sağlıklı olabilir?” dedi pes ederek.
“Sebze bahçesinden sonra sana tavuklarla tanıştıracaktım,” dedi Valide Hanım.
Rukiye ürperdi.
“Tavuklar yarın!”
Belini tutarak eve doğru yürüdü, ama sundurmada yine Karabaş vardı.Veysel, Karabaş’ın boş yatağına baktı ve yeni getirdiği yavru köpeği kucağına alarak, “Artık bu evin yeni bekçisi sensin, küçük Karabaş,” dedi.




