Alışverişte bekleyen ve dışarı çıkan birinin hikayesi.

Merve alışverişin parasını öderken, Ahmet bir kenarda bekliyordu. Merve poşetleri doldurmaya başlayınca, iyice dışarı çıktı. Merve marketten çıkıp sigara içen Ahmet’in yanına gitti.
“Ahmet, poşetleri alır mısın?”
İki büyük market poşetini uzattı.

Ahmet ona öyle baktı ki, sanki yasa dışı bir şey yapmaya zorlanmıştı. Şaşkınlıkla sordu:
“Sen ne yapıyorsun?”
Merve ne diyeceğini bilemedi. Bu soru ne anlama geliyordu? Normalde erkekler fiziksel yardım ederdi. Kadının ağır poşetlerle yürümesi, erkeğin yanında rahatça yürümesi doğru değildi.

“Ahmet, çok ağırlar,” dedi Merve.
“Olsun,” diye diretti Ahmet.
Merve’nin sinirlenmeye başladığını görüyordu ama inadına poşetleri taşımak istemiyordu. Hızlı adımlarla yürümeye başladı, peşinden gelemeyeceğini biliyordu. “Poşetleri al diyor! Ben onun hizmetçisi miyim? Erkek adamım ben! Kendim karar veririm!” diye düşündü. Bugünkü ruh hali tam da Merve’yi alt etme üzerineydi.

“Ahmet, nereye gidiyorsun? Poşetleri al!” diye arkasından seslendi Merve, gözleri dolmuştu.

Poşetler gerçekten ağırdı. Ahmet de biliyordu, çünkü o sepete bu ürünleri doldurmuştu. Eve beş dakika mesafe vardı ama ağır poşetlerle yol uzun geliyordu.

Merve eve doğru yürürken gözyaşlarını tutamadı. Belki Ahmet şaka yapmıştı, geri dönecekti? Fakat hayır, uzaklaşıyordu. Poşetleri bırakası geldi ama bir sis içinde taşımaya devam etti. Apartmanın girişindeki banka oturdu, artık yürüyemiyordu. Yorgunluktan ve kırgınlıktan ağlamak istedi ama sokakta ağlanmazdı. Onu sadece incitmemiş, aşağılamıştı. Evlenmeden önce ne kadar ilgiliydi…

“Merhaba Merveciğim!” dedi komşusu Nine Fatma, düşüncelerinden çıkardı.
“Merhaba Nine,” diye cevapladı Merve.

Nine Fatma, alt katta otururdu, Merve’nin babaannesiyle dosttu. Büyükannesi öldükten sonra Nine Fatma ona destek oldu. Başka kimsesi yoktu—annesi başka şehirde yeni ailesiyle yaşıyordu, babasını hatırlamıyordu bile. Tek sığınağı babaannesi, şimdi de Nine Fatma’ydı. Merve, poşetleri ona vermeye karar verdi. Boşuna taşımamıştı. Nine Fatma’nın emekli maaşı azdı, Merve ona sık sık ikramlar götürürdü.

“Gelin Nine, sizi eve kadar götüreyim,” dedi, ağır poşetleri tekrar eline aldı.

Nine’nin evine çıkıp poşetleri bıraktı. İçinde ton balığı, sardalya, konserve şeftaliler vardı—Nine’nin sevdiği ama alamadığı şeyler. Nine o kadar duygulandı ki, Merve ona daha sık ikram etmediği için utandı. Vedalaştılar, Merve kendi evine çıktı. Kapıyı açar açmaz Ahmet mutfaktan çıkıp onu karşıladı, ağzında bir şeyler çiğniyordu.

“Poşetler nerede?” diye hiçbir şey olmamış gibi sordu.
“Hangi poşetler?” dedi Merve aynı tonla. “Zaten taşımama yardım ettiğin poşetler mi?”
“Hadi yaa, kızma şimdi!” diye gülümsedi Ahmet. “Küstün mü yani?”
“Hayır,” dedi Merve sakince. “Sadece bir sonuca vardım.”

Ahmet irkildi. Bağırış, ağlayış bekliyordu ama bu sakinlik onu tedirgin etmişti.
“Ne sonucu?”
“Benim bir kocam yok,” dedi Merve iç çekerek. “Evlendiğimi sanmıştım, meğerse bir ahmakla nikâh kıymışım.”
“Anlamadım,” dedi Ahmet, derinden alınmış gibi yaparak.
“Ne anlamadın?” diye Merve gözlerine baktı. “Ben bir koca istiyorum, erkek gibi davranan. Sen de galiba bir karı değil, koca istiyorsun,” ve ekledi: “O zaman senin de başka bir erkeğe ihtiyacın var.”

Ahmet’in yüzü öfkeden kızardı, yumruklarını sıktı. Ama Merve görmedi, çoktan odasına girip eşyalarını topluyordu.

Ahmet son ana kadar direndi. Gitmek istemiyordu. Böyle saçma bir şey yüzünden ailenin yıkılmasını anlamıyordu:
“İyiydik işte, poşetleri taşıdın diye mi bitecek her şey?” diye söylendi.
“Çantanı umarım kendin taşırsın,” dedi Merve sertçe, onu dinlemeden.

Merve biliyordu ki bu sadece ilk işaretti. Eğer susarsa, her seferinde daha kötüleşecekti. Bu yüzden kapıyı gösterdi…

Rate article
Lifequest
Alışverişte bekleyen ve dışarı çıkan birinin hikayesi.