On İki Yıl Fark: Aşkın Yaş Sınırları

Kemal, genç kızın kendisinden tam on iki yaş küçük olduğunu öğrenince yüreği ağzına geldi. Otuz yaşındaydı, kız ise daha on sekiz! Evet, reşitti, en azından bakılabilirdi ama yine de bu yaş farkı içini kemiriyordu. Üstelik üniversite öğrencisiydi ve ona ders vermek için gelmişti. Hangisinden bakarsan bak, hoş değil, terbiyesizce, ayıptı.

Peki, bu kıza, hayatına böyle gizemli bir şekilde giren bu şirin öğrenciye ne sunabilirdi ki? Ona madencilik dersleri anlatacak, sınavlarını değerlendirecekti. Notlarını kontrol edecek, ödevlerini okuyacaktı, onun ne kadar güzel bakır rengi saçları ve büyüleyici zümrüt gözleri olduğunu düşünmeyecekti!

Asıl gizem, Nilgün’ü öğrenci olmadan önce görmüş olmasıydı. Kemal, beş yıldır ders verdiği teknik üniversiteden önce onu bir tramvay yolculuğunda fark etmişti. Kalabalık arasında güneşten gözlerini kısıp bekleyen o minyon güzeli görür görmez yüreği hop etmişti: “Keşke böyle biriyle tanışsam!”

1957’nin taptaze baharıydı. Ülkenin her yerinde güzel bir gelecek beklentisi vardı. Bilimsel gelişmeler hızla ilerliyor, insanlık uzaya, okyanusların derinliklerine açıklıyordu. Ama Kemal’in kalbi o anda tramvay durağındaki yabancı kıza koşuyordu. Birden profesör, akademisyen olduğunu unutmuştu; şimdi sadece utangaç bir erkekti, mutluluğu düşleyen.

“Keşke böyle biri olsa!” diye geçiriyordu içinden, sonra hemen bu hayalleri silkeliyor, kendini boş yere tutulduğu için azarlıyordu.

Ama “mutluluk” kendiliğinden buldu onu. Üstelik bir de ne olsun: inatçı, zeki, keskin bakışlı – her şeyin üstesinden gelebilecek bir kızdı bu! Erkeklerin doldurduğu bir teknik üniversiteye girmiş, zor bir bölüm seçmişti. Kemal’in içi rahat etmedi, çünkü bu kız, ona danışmanlık verdiği sınıfa dahil olmuştu. Sonra bir de ismi çıkmıştı ortaya: Nilgün. Arkasında sadece on sekiz yıl ve bir o kadar da coşku vardı. Sanki öğrenmeye doymak bilmiyordu. Kemal, onun için uzak bir öğretmen, Kemal Bey olabilirdi, ama artık yanı başındaydı. Canlı, gerçek, hayal değil.

Kemal, Nilgün’e yakınlaşmak için konumunu kullanmaya cesaret edemedi. Tam tersine, onu sadece bir hayal olarak görmemek için incelemeye başladı. Onun nasıl biri olduğunu anlamak istiyordu. Bu yüzden Nilgün’ü doğal ortamında, derslerde ve arkadaşlarıyla konuşurken izledi. Kişisel temasları ise neredeyse yoktu, çünkü genç öğretmen, öğrencilerle arasında olması gereken mesafeden ötürü ellerinden bağlıydı. Onu sinemaya davet edemezdi, parka götüremezdi, müzeye gezemezdi. Sadece öğretebilirdi.

Yine de, danışman olarak, etkinlikler düzenleyebilirdi… tabii tüm öğrencileri için. Bu fikir aklına ilk geldiğinde, gece yarısı sinema bileti almaya koşacak gibi oldu! Zar zor uyudu, ertesi gün yirmi beş bilet alıp geldi – tüm sınıfa. Kemal Bey biliyordu ki okul yönetimi asla sinema için bütçe ayırmazdı. O yüzden kendi cebinden ödedi. Böylece öğretmen, tüm sınıfı konserlere, tiyatrolara, sinemaya götürmeye başladı. Nilgün’ü mutlu etmek için kendini kültürel etkinliklerin arkasına saklıyordu. Bu arada, bu geziler öğrencileri ve danışmanlarını birbirine yakınlaştırdı. Kemal Bey’i öğrenciler çok sevdi, çünkü herkese eşit davranıyordu. Yalnız Nilgün’le biraz daha temkinliydi.

Çünkü bir keresinde biraz sakar bir konuşma yaşamıştı ve ona nasıl yaklaşacağını bilemiyordu.

* * *

Olay şöyle olmuştu. Bir gün Nilgün ve arkadaşı Aylin sınıfta nöbetçiydi. Çok zor bir iş değildi: toz almak, ders araçlarını düzenlemek gibi şeyler. Ama Aylin o gün acele ediyordu, Nilgün’den onu bırakmasını istedi. Nilgün de razı oldu. Zaten okulda yalnız kalmayı seviyordu. Sessizce sıraları düzenledi, masaları yerleştirdi.

Bir de şarkı söylüyordu. Ne var yani? Öğrencilere şarkı söylemek yasak değil ya? Öyle güzel söylüyordu ki, uzak diyarlardaki bir peri masalının prensesine benziyordu.

Tabii ona yardım etmek için sihirli hayvanlar gelmedi. Ama sınıfın önünden geçenKemal Bey, kapıdan içeri girerken o tatlı sesi duyduğunda kalbi yerinden çıkacak gibi attı, çünkü artık biliyordu ki bu ses, hayatının aşkının sesiydi ve ona her şeye rağmen kulak vermeliydi.

Rate article
Lifequest
On İki Yıl Fark: Aşkın Yaş Sınırları