Bir Oğulun Polis Memuruna Hediye Ettiği Çizim, Bir Soruşturmanın Fitilini Ateşledi

**Günlük Sayfam**

Önce sadece masum ve tatlı bir an olduğunu düşündüm.

Altı yaşındaki oğlum Alp, son zamanlarda çizimlere takmıştı—kocaman pençeli dinozorlar, robot savaşları, gözleri şaşı bakıp gülen ejderhalar. Küçük elleri her zaman boya kalemi ya da keçeli marker izleriyle doluydu, evin her yanına dağılmış kağıtlar vardı. Ama o gün farklı bir şey oldu.

Odasından koşarak çıktı, elinde bir resimle. “Anne! Bunu polis amcaya çizdim!” dedi, gözleri heyecanla parlıyordu.

Şöyle bir baktım. “Çok güzel, tatlım. Hangi polis amcaya?”

“Bilmiyor musun?” diye omuz silkti. “Bize el sallayan. Parlak çıkartmalar veren.”

Bu mutlaka Komiser Emre olmalıydı. Mahallemizde sık sık devriye gezerdi—sıcak bakışlı, içten gülümsemesi olan, samimi bir adamdı. Her birkaç günde bir, arabasıyla mahallemize gelir, çocuklara el sallar, küçük polis rozetleri dağıtır, ebeveynlerle mahalle güvenliği hakkında konuşurdu. Alp, ona karşı hep biraz çekingendi ama belli ki bir şeyler değişmişti.

Birkaç dakika sonra, tam zamanında, bir devriye aracı sokağımıza yanaştı. Komiser Emre geçerken yavaşladı, nazikçe el salladı.

Alp, resmini sıkıca tutarak kaldırıma koştu. “Bekle! Sana bir şey yaptım!”

Polis aracı sessizce durdu. Komiser Emre gülümseyerek indi. “Merhaba küçük adam! Ne var elinde?”

Ben balkonda durmuş, gülümseyerek izliyordum. Alp, tanıdık yetişkinlerin yanında bile sessizdi. Ama şimdi gururlu görünüyordu.

“Seni çizdim,” dedi Alp, kağıdı uzatarak.

Komiser Emre eğilerek Alp’in boyuna geldi, resmi “teşekkür ederim” diyerek aldı. Alp’in anlatımıyla resmi inceledi.

“Bu bizim evimiz. Bu da arabada sen. Bu da bana el sallayan kadın,” dedi Alp.

Donakaldım. Ne kadını?

“Hangi kadın?” diye nazikçe sordu komiser, bana bakarak.

Alp, kağıdın köşesini gösterdi. “Penceredeki. Hep el sallıyor. Yan taraftaki mavi evde.”

Mavi ev.

Gülümsemem söndü. O ev aylardır boştu. Yılmaz ailesi yıl başında taşınmıştı. “SATILIK” yazılı tabela hâlâ eğri duruyordu.

Balkondan indim, şaşkınlık içinde. “Alp, ne diyorsun? O ev boş.”

Alp omuz silkti, sanki en doğal şeymiş gibi. “Ama o orada. Uzun saçları var. Bazen üzgün bakıyor.”

Komiser Emre yavaşça doğruldu, gözleri yeniden resmi inceliyordu. “Bunu bana verir misin?” diye sordu Alp’e.

Alp başını salladı. “Tabii! Evde daha çok var.”

Komiser güldü ama ses tonundaki değişimi fark ettim. “Sağ ol, küçük adam. Bunu karakola asacağım.”

Aracına dönerken bir kez daha mavi eve baktı.

O akşam, Alp’i yatırıp çıktıktan sonra kapı çaldı.

Komiser Emre ordaydı, yüzü daha ciddiydi. “Hanımefendi, rahatsız ettiğim için özür dilerim. Konuşabilir miyiz?”

“Tabii. Bir sorun mu var?”

İçeri girdi, alçak sesle konuştu. “Yan taraftaki mülkü kontrol ettim. İçime doğmuştu. Arka kapı zorlanmış. Kilidi kırık, neredeyse düşüyor.”

Midem kasıldı. “Birinin orada yaşadığını mı düşünüyorsunuz?”

“Olabilir. Belki izinsiz giren biri. Ekiptekilere sordum, evin boş olması gerektiğini söylediler—henüz satılmamış. Ama oğlunuzun resmi dikkatimi çekti. İşte.”

Resmi tekrar gösterdi, üst kattaki pencereyi işaret etti. Çocuk elinden beklenmeyecek kadar net, uzun saçlı, elini sallayan kırmızı bir figür vardı.

“Bu sıradan bir karalama değil,” dedi. “Belli ki birini gördü.”

Aklım karıştı. “Gerçekten birini gördüğünü mü düşünüyorsunuz?”

“Çocuklar biz yetişkinlerin fark etmediği şeyleri görür. Özellikle de bir şey aramıyorken. Gece sessizce ekibi çağıracağım. Siren yok, ışık yok. Bulduğumuzda haber veririm.”

Yavaşça başımı salladım, gözüm yandaki mavi evin karanlık pencerelerine kaydı. Boş bir ev olduğunu sanmıştım. Ama şimdi… O kadar emin değildim.

O gece huzursuzdum. Evin her gıcırtısı kalbimi hoplatıyordu. Gece yarısı, sessizce kumda lastik sesleri duydum. Panjurdan el fenerinin ışığının bahçede gezindiğini gördüm.

Sonra—fısıltılar. Alçak. Acil.

Ardından bir bağırış: “Birini bulduk!”

Ön pencereye koştum, tam iki polisin evden genç bir kadını çıkardığını gördüm. Kir pas içindeydi, ayakları çıplaktı, yüzü zayıflamış, gözleri korkuyla açılmıştı. Direniş göstermedi—sanki haftalardır gün ışığı görmemiş gibi yürüyordu.

Kalbim güm güm atıyordu.

Ertesi sabah Komiser Emre geri geldi.

“Güvende,” dedi yumuşak bir sesle. “Adı Elif. Bir buçuk ay önce kayıp ilanı verilmiş. Neredeyse iki saat uzaktaki bir kasabadan.”

Nefesim kesildi. “Burada ne işi varmış?”

“Saklanıyormuş,” dedi. “Güvendiği bir adamdan kaçmış. Kaçarken bu mahalleye gelmiş, evin arka kapısının kilitsiz olduğunu fark etmiş. Tavan arasında yaşıyormuş. Çıkmaya korkmuş. Telefonu yok. Çöplerden bulabildiği yiyeceklerle beslenmiş.”

“Aman Allahım,” diye fısıldadım.

“Ama bize bir şey daha söyledi,” diye devam etti, gözleri parlıyordu. “Yan tarafta birKomiser, “Oğlunuzun her gün çizdiği resimlere baktığını, ona el salladığını ve yalnız olmadığını hissettirdiğini söyledi,” dedi ve o an, küçük bir çocuğun farkında bile olmadan bir hayat kurtarabildiğini anladım.

Rate article
Lifequest
Bir Oğulun Polis Memuruna Hediye Ettiği Çizim, Bir Soruşturmanın Fitilini Ateşledi