**Güzel Bir Tesadüf**
Ayşegül, yarım saat önce kuryenin getirdiği zarif buketi düşünceli düşünceli inceliyordu. Yanlışlık olamazdı; bu çiçekler kesinlikle ona yollanmıştı. Bunu, içindeki not açıkça gösteriyordu: *”Güzel Ayşegül’e.”*
Boşandığı andan itibaren Ayşegül’ün bir gizli hayranı olmuştu. Mehmet’ten ayrılma süreci onun için zor geçmişti, ama asıl yıkıcı olan, eski kaynanası Fatma Hanım’ın üzerine döktüğü kirli laflar ve Mehmet’in annesini desteklemesiydi.
Ne tuhaftı ki, boşanma belgesini aldığı akşam, kapısı çalıp da kuryenin o muhteşem gülleri uzattığını görünce, ilk aklına gelen Mehmet’in onunla dalga geçtiğiydi. Ama sonra düşündü: Böyle bir buketin fiyatını göze alabilecek kadar cömert değildi zaten.
O günden sonra haftada iki-üç kez çiçek gelmeye başladı. Her seferinde, yalnızca *”Güzel Ayşegül’e”* yazan bir not eklenmişti. Kimin bu çiçkleri gönderdiğini bulmak için kafa patlatıyordu.
Bir gün, yine bu güllere bakarken, Mehmet’in ona sadece bir kez çiçek aldığını hatırladı. O da, Fatma Hanım’ın kışkırtmasıyla çıkan bir kavganın ardından gelmişti.
*”Paraları savuruyorsun!”* diye bağırmıştı Mehmet, karısının pahalı bir kuaförde manikür yaptırdığını öğrenince.
*”Bu kadar da abartılacak bir şey değil,”* diye karşı çıkmıştı Ayşegül. *”Ben de çalışıyorum, kendi paramı harcayabilirim.”*
*”Büyük harcamaları birlikte konuşacağımıza söz vermiştik!”* diye sinirlenmişti Mehmet. *”Bu manikür servet değerinde! Annem bana fiyatını söyledi!”*
Ayşegül, kaşlarını hafifçe kaldırdı. Tabii ki, yine Fatma Hanım devreye girmişti. Kaynanası, ilk günden beri onu sevmemiş, sürekli eleştirmişti.
Mehmet ise hiçbir zaman karısını savunmamıştı. Fatma Hanım oğlunun kafasına bir şeyler sokmak için elinden geleni yapıyordu. Genç çiftin evine geldiğinde, *”Bu pencereler nasıl bu kadar kirli olabilir?”* diye ağlayıp sızlanır, Mehmet de sonra Ayşegül’e temizlik konusunda laf yetiştirirdi.
Bir gün, Fatma Hanım, Ayşegül’ün işten dönüşünü görmüş ve kıyafetini beğenmemişti. Oğluna, *”Bak şu elbisenin yırtmacına! Patronun da erkek, belli ki onun gözüne girmek için kıvırıyor!”* diye fısıldamıştı.
Mehmet, annesini susturmak yerine, onaylamıştı. Ve sonra Ayşegül’e *”tatlı hayatı”* yaşatmıştı.
O kavga, Ayşegül’ün kendi maaşıyla manikür yaptırmasıyla başlamış, Mehmet’in onu *”savruk”* ve *”asalak”* diye aşağılamasıyla bitmişti.
*”Bunu bana nasıl söylersin?”* diye isyan etmişti Ayşegül. *”Üstelik ben senden daha fazla kazanıyorum!”*
Doğruydu; Ayşegül, Mehmet’ten daha iyi bir maaş alıyordu. Zaten Mehmet son zamanlarda işini bile tutturamıyor, bir yerden diğerine atlıyordu. Ya ücret azdı, ya da çalışma koşulları ağırdı.
Mehmet’ten hiç para görmemişti. Hatta market alışverişine bile katılmazdı. Tek sorumluluğu faturaları ödemekti, ama ona bile düzenli uymuyordu. O gün de kira yüzünden Ayşegül’e çıkışmıştı.
*”Kirayı zar zor ödüyoruz, sen de deli paralar verip tırnak yaptırıyorsun!”*
*”Kira ödemek için para kazanmak lazım,”* diye yanıt vermişti Ayşegül sertçe. *”Sen de bu işlevi kaybetmişe benziyorsun. Market, benzin, araba tamiri… Hatta kıyafetlerimi bile ben alıyorum!”*
*”Benim evimde yaşıyorsun, bir de bana parayla mı laf atıyorsun?”* diye gürlemişti Mehmet. *”Annem haklıymış, kadını evine sokarsan, hemen kendini hanım sanıyor!”*
Ayşegül dayanamamış, eşyalarını toplayıp çıkmıştı. Kendine ait küçük, eski bir dairesi vardı. Belki mükemmel değildi, ama en azından özgürdü.
Mehmet, annesine koşup *”Kadını kovdum, gitti!”* diye ağlayınca, Fatma Hanım *”Dönecektir, merak etme!”* diye güven vermişti.
Ama Ayşegül dönmedi. Boşanma davasını açtı.
Tam o gün, bir kurye yine kapısını çaldı. Şık bir buket daha. Bu sefer içinde *”Güzel Ayşegül’e”* notuyla…
**Gizem Çözülüyor**
Bir gün, Mehmet’in uzaktan akrabasıAyşegül, çiçekleri gönderenin Mehmet’in babası olduğunu öğrendiğinde, yıllardır hissettiği boşluğun sebebini anladı ve gülümsedi.




