Güneşin parlak ışığı perdelerin arasından süzülüp yemek masasındaki gergin yüzleri aydınlattı, ama geniş salonun havasını kaplayan soğukluğu eritmeye yetmedi.
“— Leyla’yla birkaç yıl burada kalmak istiyoruz,” dedi Serhat, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. “Kendimize bir daire alana kadar bize yardımcı olur.”
Yanında oturan Leyla, heyecanlı bir şekilde masa örtüsünün ucunu çekiştiriyordu. Karşılarında, Serhat’ın annesi Zeynep Hanım, sanki ekmeği değil de fikrin kendisini kesmeye hazırlanıyormuş gibi elindeki bıçağı sıkıca tutuyordu. Viktor Bey, baba, düşünceli bir şekilde çayını yudumluyor, göz temasından kaçınıyordu.
“— Burada mı kalacaksınız?” dedi Zeynep Hanım, bıçağı yavaşça masaya bırakarak. “Bu… karınla mı?”
“— Evet, anneciğim, eşimle,” diye vurguladı Serhat son kelimeyi. “Kira ödemekten yorulduk. İpotek için para biriktirene kadar geçici bir süre.”
“— Bizde yer var,” dedi Viktor Bey birden, çay bardağını kenara koyarak. “İki oda bomboş duruyor. Neden çocuklara yardım etmeyelim?”
Zeynep Hanım, kocasına küskün bir bakış fırlattı:
“— Benim fikrimi kimse sorma gereği duydu mu? Kendi evimde yabancı bir kadına katlanmak zorunda mıyım?”
“— Leyla yabancı değil,” dedi Serhat, içinde öfkenin kabardığını hissederek. “O benim ailem.”
“— Aile mi!” diye homurdandı annesi. “Bu bir heves, Serhat. Onu çok iyi görüyorum. Seni sevdiğini mi sanıyorsun? Onun tek istediği bu daire, senin paran, senin payın!”
Serhat yumruklarını sıktı. Bu konuşma daha önce de defalarca yaşanmıştı. Leyla ile tanıştıkları ilk günden beri annesi, hiçbir sebep göstermeden ona soğuk davranıyordu. Belki de sebep, Leyla’nın Serhat’ın annesinin kontrolü altındaki düzenini bozmasıydı.
“— Anne,” dedi Serhat, sakin kalmaya çalışarak, “bu evin üçte biri bana ait. Büyükannemin vasiyetiyle. Burada yaşamaya hakkım var.”
Zeynep Hanım’ın yüzü bembeyaz oldu:
“— Bana tehdit mi ediyorsun? Öz annene mi? Bunları o mu söyletti, değil mi? Seni böyle şantaj yapacak hale getirdi!”
“— Yeter, Zeynep,” diye araya girdi Viktor Bey, sesini yükselterek. “Serhat haklı. Burası onun da evi.”
“— O zaman kendi payında kalsın!” diye bağırdı Zeynep Hanım ayağa fırlayarak. “Kilerde! Ya da balkonda!”
Serhat ağır ağır ayağa kalktı, sabrı taşmıştı:
“— Tamam. Eğer iyi olanı istemiyorsan, payımı satarım. Ve inan bana, öyle komşular bulurum ki pişman olursun. Yüksek sesli müzik sevenler ya da yılan koleksiyoncularıyla yaşamak ne kadar eğlenceli olur, bir düşün!”
“— Bunu yapmaya cesaret edemezsin,” diye tısladı Zeynep Hanım.
“— Karar vermek için bir haftan var,” dedi Serhat kapıya yönelerek. “Sonra emlakçıyı ararım.”
Girişte durdu, titremesini durdurmaya çalıştı. Hayatında ilk kez annesine böyle bir meydan okuma yapıyordu. Ama Leyla için, onların geleceği için her şeyi yapmaya hazırdı.
Kiralık evlerine döndüklerinde Serhat, Leyla’nın gözlerindeki endişeyi gördü.
“— Nasıl geçti?” diye sordu Leyla, zaten Serhat’ın asık yüzünden cevabı anlamıştı.
“— Her zamanki gibi,” dedi yorgun bir şekilde koltuğa çökerken. “Babam bizden yana, annem karşı. Ama ona net bir mesaj verdim: Ya burada yaşayacağız ya da payımı satacağım.”
Leyla kaşlarını çattı:
“— Serhat, belki de buna değmez… Başarırız biz…”
“— Hayır,” diye kesip attı Serhat. “Geri adım atmayacağım. Seni kabullenmek zorunda.”
Bir hafta geçti, hiç cevap gelmedi. Sekizinci günde Serhat emlakçıyı aradı:
“— Dairedeki payımı satmak istiyorum. Hızlı ve uygun fiyata.”
Üç gün sonra, aile evine ilk “alıcılar” geldi – kolunda dövme, üzerinde alkol kokusuyla iki adam. Viktor Bey onları gülümseyerek karşıladı:
“— Buyrun, gezin! Şehrin göbeğinde güzel bir evin hissesi!”
“— Bizim payımız neresi olacak?” diye homurdandı biri, salonu süzerken. “Nerede yatacağız? Banyoda mı?”
“— Bu hukuki bir mesele,” diye göz kırptı Viktor Bey. “Hukuken tüm daire ortak mülk sayılır.”
Zeynep Hanım gürültüyü duyup yatak odasından çıktı:
“— Bunlar da kim?” diye sordu, sesi öfkeden titreyerek.
“— Alıcılar, canım,” dedi Viktor Bey sakince. “Serhat’ın hissesiyle ilgileniyorlar.”
“— Defolun!” diye bağırdı Zeynep Hanım. “Kimse benim evimde yaşayamaz!”
Ertesi gün başkaları geldi – egzotik böcek koleksiyonundan bahseden, tuhaf görünümlü bir çift. Zeynep Hanım, “avuç kadar zararsız örümcekler” sözünü duyunca rengi attı. Üçüncü ziyaret daha da kötüydü: Gündüz vakti davullu meditasyon yapmaktan bahseden bir adam.
Dördüncü gün, Zeynep Hanım dayanamayıp oğlunu aradı:
“— Sen cidden evi böyle manyaklara mı satacaksın?”
“— Uyarmıştım,” dedi Serhat soğukkanlılıkla. “Şansın vardı.”
“— Tamam,” diye zorla çıkardı Zeynep Hanım. “O Leyla gelsin. Ama kurallarım olacak!”
Akşam Serhat, şartları görüşmek için tek başına geldi. Leyla’yı getirmedi – onun tekrar aşağılanmasını istemiyordu.
“— Kurallarını söyle,” dedi, annesinin gözlerinin içine bakarak.
“— Onun eşyaları salonda ya da mutfakta olmayacak,” diye başladı Zeynep Hanım. “YVe en sonunda, Zeynep Hanım’ın yüreği yumuşadı ve bir pazar sabahı, elinde taze simitlerle kapılarını çaldığında, artık hep birlikte yeni bir sayfa açmanın zamanı geldiğini anladılar.




