Büyükbaba’nın Endişeleri

Bugün günlüğüme, içimi dolduran duyguları yazayım dedim. Ahmet Bey, eşini kayneli altı ay oldu. İlk keskin acı biraz dinmiş gibi görünse de, kalbimin derinliklerinde sert bir buz parçası gibi duruyor. Ara sıra, en beklenmedik anlarda eriyip gözlerime doluyor. Komşular “Nasılsın Ahmet Bey, yalnız kaldın şimdi?” diye sorduğunda, bakışlarımda yiten bir ışık yanıyor sanki.

“Eskiden bu kadar hassas değildim,” diye geçirdim içimden. Sonra kendi kendime cevap verdim: “Eskiden böyle bir kayıp da yoktu ya…”

Gençliğimden beri bu köyde yaşıyorum. Emekli olunca bol bol vaktim olur diye düşünmüştüm. Ama eşim gidince zaman dondu sanki. Hiçbir şeyin anlamı kalmadı… Tek tesellim camiye gidip dua etmek oldu.

Kızım Sibel şehre gelin gitmişti. Torunum Alp artık okul çağına gelmişti. Yaz başında Sibel, damat ve Alp köye geldiler.

“Baba,” dedi Sibel torunumu göstererek, “Sana bir emanet getirdim. Eskiden küçüktü, annem bakar, şimdi sıra sende. Ona gerçek bir adam olmayı öğretmelisin.”

“Babası öğretmiyor mu?” diye sordum merakla.

“O işten anlamaz ki,” dedi Sibel gülümseyerek. “Metin müzik öğretmeni, bağlamayla haşır neşir. Kışın Alp’i müzik okuluna yazdıracağız, belki babasının sınıfına düşer. Ama eğitim dengeli olmalı. Yardım et bize. Oğlum senin gibi marifetli, çalışkan bir adam olsun istiyorum.”

Gülümsedim ve Alp’e baktım.

“Haklısın Sibel. Tamam, öğreteceğim ona bildiklerimi. Ömrüm yettiğince…”

“Böyle konuşma baba,” diye sözümü kesti Sibel. “Uzun yıllar hep beraber güzel günler göreceğiz. Ama Alp’in yetişmesine yardım et bana.”

O gün torunumu atölyeme götürdüm. Tezgahı, raflardaki aletleri gösterdim, ona özel bir köşe hazırladım.

Eski bir yazı masasını torunumun boyuna göre kısaltıp üzerine galvanizli sac kapladım. Küçük, çocuk elleri için özel aletler seçtim: minik çekiçler, tornavidalar, küçük kerpetenler, ufak bir testere… Dedemin gençliğinden kalma şeker kutularına çeşit çeşit çivileri doldurdum.

Alp heyecanla her şeyi soruyor, peşimi bırakmıyordu. Sibel zorla yemeğe çağırdı, yemekten sonra yine erkek işlerine daldık.

“Bugünlük bu kadar,” dedim akşam vakti. “Yarın erkenden balığa gideceğiz, o yüzden şimdi oltaları hazırlayıp erkenden yatalım.”

Mutlu yaz günleri geçti. Sibel ve Metin, bana bakıp “Baba eskisi gibi oldu,” diye fısıldaşıyorlardı. Gözlerimde yeniden bir ışık vardı.

“Sibel, sen iyi öğretmensin hem de akıllısın,” dedi Metin gizlice. “Hem oğluna örnek oldun, hem babayı yeniden hayata döndürdün.”

Sibel gülümsedi: “Herkesin sevgiye ihtiyacı var. Babamın kendini bırakmasına izin veremezdik. İyi ki Alp onun yanında. İçkiyle avunanlar gibi değil, torunu güneş gibi aydınlatıyor onu. Annem gibi bahçeyle uğraşıyorum, baba her şeyin eskisi gibi güzel olduğunu görsün istiyorum.”

Tatil bitince Sibel şehre döndü, Metin ve Alp köyde kaldı. Sonbaharda Alp okula başlayacağı için beni şehre davet ettiler. Gururla torununun elinden tutup okula götürdüm. Yıllardır giymediğim takım elbisemle, kravatımla törende dimdik durdum. İstiklal Marşı okunurken Alp’in elini sımsıkı tuttum.

O anda kendi kendime söz verdim: Pes etmeyeceğim, torunumu en iyi şekilde yetiştireceğim, kızıma destek olacağım…

Köye döndüğüm akşam, masaya oturup temiz bir kağıt aldım. İlkokula yeni başlamış gibi, uzun zaman sonra kalem tutarak madde madde yazmaya başladım: Alp gelecek yaz geldiğinde yapılacak işler…

Listem uzayıp gidiyordu: Oyun parkuru, salıncak, tahterevalli, banklar, kum havuzu. Yol kenarındaki kavak ağacına bir de halat bağlayacaktım, çocukluğumdaki gibi… Dere kenarındaki köprüyü de tamir etmeliydim.

Her gün listeme yeni şeyler ekleniyordu. Bir de “hesap defteri” açtım: Tahta, çivi, boya, kum parası… Ne çok iş varmış! Kış bastırmadan malzemeleri almalı, atölyede hazırlıkları yapmalıydım.

Artık her sabah erkenden kalkıyor, günlük plan yapıyordum. Torunum sık sık köye geliyordu: tatillerde, bayramlarda, hafta sonları… Ev yeniden şenleniyordu. Sibel yerleri silip perdeleri yıkıyor, börekler pişiriyordu. Ben, Metin ve Alp ise bahçe işleriyle uğraşıyor, spor alanını tamamlamak için çalışıyorduk.

23 Nisan’da Sibel bize üçümüze de kamuflaj kıyafetler aldı. Ne şenlik oldu! Ardından Anneler Günü yaklaştı.

“Sibel, sana ne alsam?” diye sordum merakla.

“Biz senin için her şeye hazırız,” diye atıldı Metin. “Sen bizim bir tanemiyşsin.”

“Bir tane mi?” Sibel gözlerini kırpıştırdı. “O zaman size bir sürprizim var. Ailemize yeni bir üye katılıyor! Henüz kız mı oğlan mı bilmiyorum ama…”

Masada bir anlık sessizlik oldu, sonra sevinç çığlıkları yükseldi. Sibel’i kucaklayıp öptük. Metin eşini havaya kaldırıp döndürdü, Alp ise gözleri dolu dolu olan dedesinin yanında zıplayıp durdu.

“Allah’ım sana şükürler olsun,” dedim içimden. “Eşim hep kız torun isterdi… Ama bir erkek daha olsa da güzel.”

Akşam çayını yudumlarken, “Artık üzülO gün, iki torunum için atölyede küçük birer çalışma köşesi hazırlamaya karar verdim, çünkü artık hayatın bana yeniden bir anlam verdiğini hissediyordum.

Rate article
Lifequest
Büyükbaba’nın Endişeleri