Büyükbabanın Endişeleri

Dedemin Dertleri

İbrahim Hüseyinoğlu, eşini altı ay önce kaybetmişti. İlk keskin acı gitmiş, kalbinin derinlerine gizlenip orada buz gibi bir parça halinde takılı kalmıştı. Ara sıra, en beklenmedik zamanlarda eriyor, gözlerine yansıyordu. Komşulardan biri tesadüfen sorduğunda, “Nasılsın Hüseyinoğlu, tek başına yaşamaya alışabildin mi?” diye, yaşlı adamın gözlerinde o acı yeniden parlardı.

“Eskiden böyle değildim, zayıfladım,” diye düşünürdü Hüseyinoğlu, sonra kendi kendine cevap verirdi: “Eskiden böyle bir felaket de yoktu ya…”

Gençliğinden beri köyde yaşıyordu. Emekli olunca, nihayet bolca boş vakti olacağını sanmıştı. Ama eşini kaybettikten sonra zaman durmuş gibiydi ve İbrahim ne yapacağını bilemiyordu. Hiçbir şeyin anlamı yoktu… Belki de sadece camideki dualar bir nebze teselli veriyordu.

Kızı Zeynep şehre gelin gitmiş, torunu Emre ise artık okul çağına gelmişti. Yaz başında Zeynep, kocası Cemal ve oğulları Emre ile köye geldiler.

“Baba, sana bakım için bir hediye getirdik,” diye lafa girdi Zeynep, torununu işaret ederek. “Daha önce bir bebektir, annem onunla ilgilenirdi. Şimdi sıra sende. Ona erkek olmayı öğretmen lazım.”

“Peki babası öğretmiyor mu?” diye sordu İbrahim.

“Babası hayatında eline çekiç almamıştır. Bilirsin, Cemal müzik işlerinden anlar. Bağlama onun işi. Kışın Emre’yi müzik okuluna yazdıracağız, belki babasının sınıfına düşer,” dedi Zeynep. “Ama eğitim dengeli olmalı. Yardım et bize. Oğlumun senin gibi becerikli ve çalışkan olmasını istiyorum.”

İbrahim gülümsedi ve torununa baktı.

“Haklısın Zeynep. Peki, öyle olsun. Bildiğim her şeyi öğreteceğim ona. Ömrüm yettiğince…”

“Böyle konuşma baba,” diye sözünü kesti kızı. “Uzun ve mutlu yıllarımız olacak. Ama Emre’nin yetişmesine yardım et bize.”

O gün dede, torununu atölyesine götürdü. Orada çalışma tezgâhını, raflardaki aletleri incelediler ve Emre’nin köşesini hazırlamaya başladılar.

İbrahim, torunu için eski bir yazı masasını uyarladı, ayaklarını kısalttı ve üzerine galvanizli sac kapladı. Emre’nin tezgâhına uygun, çocuk boyunda aletler de gerekiyordu.

Dede, Emre’nin tezgâhının üstüne bir raf yaptı ve oraya torununun kullanabileceği küçük aletleri yerleştirdi: minik çekiçler, tornavidalar, küçük kerpetenler, ufak bir testere ve pense. Dedemin gençliğinden kalma eski şeker kutularında ise çeşit çeşit çiviler duruyordu.

Emre heyecandan yerinde duramıyor, dedesine sürekli sorular soruyordu. Zeynep, onları zorla yemeğe çağırdı, yemekten sonra yine “erkek işlerine” daldılar.

“İşte, başlangıç yapıldı,” dedi dede akşama doğru. “Bugünlük bu kadar. Yarın erkenden balığa gideceğiz. O yüzden şimdi oltaları hazırlayıp erkenden yatmalıyız.”

Mutlu yaz günleri geçti. Zeynep ve kocası, İbrahim’in canlandığını, eski duruşuna ve gözlerindeki parıltıya kavuştuğunu fark ettiler.

“Vay canına Zeynep,” diye şaşırdı Cemal, İbrahim’in yanında değilken. “Öğretmen olduğuna bakma, hem oğluna rol model oldu, hem de babayı diriltti.”

“İlgi… Herkesin ilgiye ihtiyacı var, ister büyük olsun ister küçük,” diye mırıldandı Zeynep. “Babamın kendini bırakmasına izin veremeyiz. Bundan sonra daha sık geleceğiz. Şükür ki Emre ona destek oluyor. Yoksa bazılarının tek ilacı içki olur. Ama torun, güneş gibi aydınlık getirdi. İyi ki… Babamın akıllı bir adam olduğunu hep biliyordum.”

İç çekti ve tıpkı annesi gibi bahçeye yöneldi. Bahçe ve bostan, annesi hayattayken olduğu gibi düzgün olmalıydı ki babası, her şeyin onun gidişiyle dağıldığını hissetmesin.

Zeynep’in izni bitince şehre döndü, ama Cemal ve Emre dedelerinde kalmaya ve ona yardım etmeye devam ettiler.

Sonbahar geldiğinde Emre ilkokula başlayacaktı. Bu vesileyle İbrahim Hüseyinoğlu şehre davet edildi, torununu okula götürecekti. Gururla Emre’nin elini tutan İbrahim, on yıldır giymediği takım elbise ve kravatıyla torununun ilk töreninde dik durdu ve heyecanlandı. İstiklal Marşı çalınca, dede daha da dikleşti ve Emre’nin elini sıktı…

O an İbrahim kendine söz verdi: Pes etmeyecek, kalan gücünü torununu yetiştirmeye, kızına destek olmaya adayacaktı.

Köydeki evine döndüğünde, akşam odasındaki masaya oturdu ve önüne temiz bir kağıt koydu. İlkokul çocuğu gibi, uzun süredir eline kalem almamış biri titizliğiyle bir sütun halinde yapılacaklar listesini yazmaya başladı—Emre gelecek yaz tekrar geldiğinde hazır olmalıydı.

Listede birçok şey vardı: oyun ve spor alanı yapımı, salıncak, barfiks, masa ve banklar, kum havuzu. Yol kenarındaki kavak ağacına bir “tırmanma ipi” asmaya karar verdi, kendi çocukluğunu hatırlayarak… Bir de dere kenarındaki iskelenin tamiri gerekiyordu.

Liste her gün uzuyor, daha ilginç hale geliyordu. Masada ikinci bir kağıt belirdi—”hesap defteri.” İbrahim oraya malzeme masraflarını yazıyordu: tahtalar, bağlantılar, ipler, boya, kum getirtme. Meğer ne çok iş varmış! Kış gelmeden, karlar yağmadan malzemeleri temin etmVe İbrahim Hüseyinoğlu, torunlarının geleceği güzel günleri düşünerek, yılların yorgunluğuna rağmen bir genç gibi çalışmaya devam etti.

Rate article
Lifequest
Büyükbabanın Endişeleri