Hayali Evlilik

Evlilik Oyunu

Mehmet, istasyonun peronunda dolaşıyor, bahar güneşinin sıcaklığına keyifle gülümsüyordu. Genç adam yedi yıldır ormancılık yaparak çalışmış, hayli para biriktirmiş ve annesiyle kız kardeşine hediyeler almıştı. Şimdi nihayet evine dönüyordu.

“Oğlum, nereye gidiyorsun? Bin de götüreyim seni!” diye tanıdık bir ses duydu arkadan.

“Dede Mustafa! Beni tanımadın mı?” diye sevinçle döndü Mehmet.

Yaşlı adam avucunu alnına koyup gözlerini kısarak yabancıyı süzdü.

“Benim, Mehmet! Bu kadar mı değiştim?”

“Mehmetciğim! Vay canına, ne sürpriz! Seni göreceğimizden umudu kesmiştik. En azından bir haber verseydin!”

“Çalıştığım yer öyle ücra bir yerdi ki posta bile nadir gelirdi. Annem, Ayşe, herkes iyi mi? Yeğenim artık okula gidiyordur herhalde?” diye gülümsedi Mehmet.

Dede Mustafa gözlerini yere indirip derin bir iç çekti:

“Demek hiçbir şeyden haberin yok… Kötü haberlerim var, Mehmetciğim. Annen üç yıl önce vefat etti. Ayşe bir süre sonra kendini içkiye verdi, sonrasında da Elif’i terk edip kayıplara karıştı.”

“Peki Elif nerede?” diye yüzü değişti Mehmet’in.

“Ayşe onu kışın evde kilitli bırakıp kaçmış, biz de hemen fark edemedik. Üç gün sonra benim karıcık gürültü duyup gitti, baktı ki zavallı çocuk ağlayarak pencereden yardım istiyor. Elif’i aldık. Önce hastaneye, sonra da yetimhaneye yerleştirdik.”

Yol boyunca sessizce gittiler. Mustafa dede, Mehmet’i düşünceleriyle baş başa bırakmaya karar verdi. Yarım saat sonra at arabası terk edilmiş bir avlunun önünde durdu. Mehmet, otlarla kaplı avluya bakarken gözlerinden yaşlar süzüldü.

“Üzülme evlat. Gençsin, güçlüsün, çabuk toparlarsın. Hadi bize gel, dinlenirsin, yemek yeriz. Karıcık çok sevinecek,” diye teklif etti yaşlı adam.

“Sağ olun, önce eve gideyim. Akşam uğrarım,” dedi Mehmet.

Bütün gün avluyu temizleyen Mehmet’e akşam misafirler geldi: Dede Mustafa ve eşi Fatma Nine.

“Mehmetciğim! Ne kadar da büyümüşsün! Yakışıklı delikanlı olmuşsun!” diyerek komşusuna sarıldı yaşlı kadın. “Yemek getirdik. Yiyelim, sonra da evi toparlamana yardım ederiz. Dönmene ne kadar sevindik!”

“Ayşe’den bir haber var mı? Nasıl olur, hep düzgün bir kızdı…” diye sordu Mehmet yemekte.

“Yok, bilmiyoruz. Zavallı dayanamadı. Önce kocasını, sonra annesini kaybedince çöküş yaşadı. Peki Elif’i ne yapacaksın? Belki alırsın? Sonuçta dayısısın,” diye sordu Fatma Nine.

“Bilmiyorum. Önce evi düzene sokayım, sonra yeğenimi ziyarete gideceğim. Beni hiç tanımıyor çünkü.”

Bir hafta sonra Mehmet, Elif’i görmek için şehre gitti. Yolda bir oyuncak mağazasına girdi. Zarif, esmer bir kız sıcak bir gülümsemeyle karşıladı onu.

“Seçim yapmanıza yardım edeyim mi?” diye teklif etti.

“Evet. Oyuncaklardan pek anlamam. Yedi yaşında bir kız için bir bebek alayım ve bir de sizin seçeceğiniz bir şey.”

Kız çabucak gösterişli bir bebek ve bir masa oyunu çıkardı.

“İşte! Tam aradığınız şey. Bütün kızlar şimdi bu bebeklere bayılıyor ve bu oyun da çok popüler.”

“Teşekkürler! Umarım yeğenim beğenir,” diye sevindi Mehmet.

***

Elif, dayısını soğuk karşıladı. Kaşlarını çatarak sessizce baktı. Ama hediyeleri görünce biraz yumuşadı ve nihayet gülümsedi.

“Beni hiç tanımıyorsun,” dedi Mehmet.

“Tanıyorum. Annem ve büyükannem fotoğraflarını gösterip anlattılar,” diye lafını kesti kız.

“Öyle mi?” diye gülümsedi Mehmet. “Ne anlattılar?”

“İyi ve şefkatli olduğunu. Dayı, ne zaman eve gideceğiz?” diye fısıldadı Elif etrafına bakarak…

Çocuğun sorusu Mehmet’i afallattı. Zavallının burada iyi vakit geçirmediğini anlamıştı.

“Elif, sana kötü davranıyorlar mı?” diye aynı sessizlikte sordu.

“Evet,” diye başını öne eğdi ve ağladı kız.

“Şimdi seni hemen alamam ama söz veriyorum, yakında eve döneceksin. Üzülme, tamam mı?”

“Tamam,” diye fısıldadı Elif.

Mehmet, hemen yetimhane müdürünün yanına giderek iç karartıcı haberleri aldı.

“Anlıyorum, dayısınız ama vesayet için akrabalık bağı yeterli değil. Resmi bir işiniz var mı?”

“Yok. Daha yeni işten döndüm. Ama birikmiş param var,” diye açıklamaya çalıştı.

“Bu geçerli bir sebep değil! Her şey resmi olmalı. Medeni haliniz? Eşiniz, çocuğunuz var mı?”

“Yok,” diye başını salladı Mehmet.

“Kötü, çok kötü… Vesayet almak istiyorsanız, iş bulup evlenmelisiniz.”

“Ama bu bir günde olacak iş değil! Elif eve dönmek istiyor!”

“Yapabileceğim bir şey yok,” diye ellerini açtı müdür.

Şehirde neredeyse bütün gün geçiren Mehmet, son otobüse yetişebildi. Oturduğu koltukta ağır düşüncelere daldı.

“Vay, merhaba!” diye yanındaki hoş bir sesle irkildi.

“Sen miydin?” diye şaşırdı. “Burada ne işin var?”

Yanında oyuncak mağazasındaki güzel satıcı kız oturuyordu.

“Köye dönüyorum, Çamlıca’ya. Şehirde ç”Ve böylece Mehmet, Elif ve Aysel bir aile oldu, çünkü bazen en gerçek aşklar sahte evliliklerle başlar.”

Rate article
Lifequest
Hayali Evlilik