Aşkın Gizli Bağları

**ZEYNEP KUZİN**

Kuzenim Zeynep, çocukken benim için tam bir rol modeldi. Zeynep İstanbul’da yaşardı, bense İzmir’de. Yaz tatillerinde büyükannemlerin köydeki evine gönderilirdik. Orada Zeynep’le gece gündüz ayrılmazdık. Mutluluk dolu günlerdi.

Her şeyini beğenirdim onun: düzgün fiziğini, lüle lüle kıvırcık saçlarını, İstanbul’dan gelme şık kıyafetlerini… Tabii şimdi geriye dönüp bakınca, Zeynep’in pek de güzel olmadığını anlıyorum.

Eski fotoğraflarına baktığımda, kısa boylu, tombul, biraz çarpık yüz hatları olan bir kız görüyorum. Bir de diksiyonu berbattı. Ama onun büyüsü ve neşesi, tüm eksiklerini kapatırdı. Zeynep’in etrafında sürekli bir erkek sürüsü dolanırdı.

Öyle bir liderdi ki, tüm çeteyi avucunda tutardı. Çocuklar ona sorgusuz sualsiz itaat ederdi. Zeynep, gözü kara, cesur bir kızdı. Dur durak bilmeyen bir yapısı vardı. Çoğu zaman davranışları beni tedirgin ederdi. Ben uslu ve sakin biriyken, o tam bir “kop gel”di!

Bir gün, kütüphaneden yeni çıkmış bir “Ayşegül” kitabını alıp okumak için ödünç aldı ve yaz sonunda İstanbul’a götürdü. Ben tir tir titriyordum. Ya ortaya çıkarsa? Sekiz yaşındaydık o zaman. Zeynep’in yaptığı bana hiç mantıklı gelmiyordu. Biz örnek çocuklar değil miydik? Ama içten içe böyle bir kuzenim olduğu için gurur duyuyordum. Sonunda kitabı geri vermek zorunda kaldık. Dedem ısrar etti. Üstüne de bitmek bilmeyen bir nutuk çekti. Büyükannem de “konuyu pekiştirmek” için odun yardımıyla birkaç ders verdi. O gün hem cezalandırıldık hem de günlük şeker hakkımızdan olduk. Ben de “duyulmadık” suça göz yummakla suçlanmıştım.

“Kızlar, köyde duvarların kulakları vardır! Birinin ağzına bir haber koy, iki dakikada tüm mahalleye yayılır! Öğretmen torunları hırsız çıkmış! Görülmüş mü böyle şey?” diye çıkışmıştı büyükannem.

Velhasıl, bu olay aile içinde büyük bir kriz yarattı. Sanırım bu yüzden hâlâ hatırlıyorum.

Zeynep çok iyi yüzebilir, paraşütle atlayabilir (genç paraşütçüler kulübüne giderdi), erkeklerle kıyasıya kavga edebilirdi. Kısacası, yazın üç ayı biriktirdiğim anılarla kış boyu idare ederdim. Zeynep’le su katılmamış dosttuk. Karakterlerimiz taban tabana zıt olsa da. O “kop gel”, ben “durgun suyum” derim.

Dedem öğretmendi. Her yaz bizi dikte ve kompozisyon yazmakla “eğitirdi”. Benim yazım düzgün, hatasız, süslü; Zeynep’inki ise yamuk yumuk, hatalarla dolu. Ama o hiç takmazdı. Dedem her seferinde kızar, “Öğretmen torunu nasıl bu kadar vurdumduymaz olur?” diye söylenirdi. Zeynep omuz silker, “Hadi canım” derdi.

Büyükannem de onu korkuturdu:

“Veeeeerda müdür olacak, sen de Zeyneeeep, sokakları süpüreceksin!”

Desene…

Yıllar geçti, büyüdük. Yazın buluşacağımız günleri iple çeker olduk. Kışın mektuplaşırdık. Önce çocukluk sırlarımızı, sonra kızların sırlarını paylaşırdık. Derler ya, “Kardeş kardeşin ne öldüğünü ister, ne onu öldüğünü.”

Gelinlik çağı geldi. Ben biraz erken girdim bu döneme, 17’de evlendim ve hiç pişman olmadım. 18’de kızım oldu. Politeknik üniversitesini bitirdim. Zeynep ise zar zor liseyi üçlerle tamamladı. Öğretmen okuluna kaydoldu. Bu seçimini hiç anlamamıştım. Diksiyonu bozuk, notları düşük… Halam Meryem (Zeynep’in annesi), kızının diplomayı alabilmesi için okul yönetimine sayısız “hediye” vermek zorunda kaldı.

Fakat ilerleyen yıllarda Zeynep tez yazmaya bile kalkıştı. Ancak sağlığı bozulunca vazgeçmek zorunda kaldı. Eminim emekliliğinde bu işe geri dönecek… Karakter abidesi işte!

Yirmi yaşımdayken bir günlük geziyle İstanbul’a gittim. Asıl amacım Zeynep’i görmekti. Yıllardır buluşmamıştık. Bir de kocası Vedat’la tanışmak istiyordum. Düğünlerine gidememiştim. Ama bu buluşmanın nasıl sonuçlanacağını asla tahmin edemezdim!

Önce halam Meryem’e uğradım, hediyeleri verdim. O hemen ağlayarak Vedat’tan bahsetmeye başladı:

“Verdaaa, hepimiz bu evliliğe karşıydık. Zeynep için hazır bir damat bulmuştum. Mükemmel bir delikanlı! Her şey düğüne gidiyordu ki bir de baktık Vedat çıktı ortaya! Zalim, mülkçü, çapkın! Aç ayı oynamaz derler, bizim kız da peşine takıldı işte! Ah, çekecek bununla başı dertten kurtulmayacak, göreceksin! Eminim dayak da atıyor! Cahile laf anlatmak, ölüyü diriltmekten zor! Neyse, katlanıyoruz. Torun bekliyoruz. Çocuğu baba şefkatinden mahrum etmeyelim,” diye söylenip durdu halam.

Halamın dertlerini dinleyip Vedat’la tanışmaya hazırlıklı olarak Zeynep’i ziyaret ettim. Hamileydi, güzelleşmişti ama gözlerinde derin bir hüzün vardı. Belli ki kurban rolünü seviyordu…

Vedat’la konuştuktan sonra halamın ona olan öfkesini anladım. Ama Zeynep… Gururlu, dik başlı kuzenim, bu “zorbaya” tamamen teslim olmuştu!

Ona hayranlıkla bakıyor, her dediğini can kulağıyla dinliyordu. Vedat’ın ağzından çıkanVe o gün anladım ki, Zeynep’in hikâyesi bana hayatın cilvesini bir kez daha hatırlatmıştı: bazen en gürültülü nehirler bile sessizce akar, ama yolu mutlaka denize çıkar.

Rate article
Lifequest
Aşkın Gizli Bağları