Yabancı Oldum

Ayşe pencerenin önünde durmuş, kızı Elif’in son kutuları arabaya yüklediğini izliyordu. Kızı telaşla çantaları yerleştiriyor, kocasına bir şeyler anlatıyordu. Otuz bir yaşına gelmiş, yetişkin bir kadındı ama annesi hâlâ onu eteğine yapışan, yalnız kalmaktan korkan minik bir çocuk olarak görüyordu.

“Anne, hazır mısın?” diye seslendi Elif avludan. “Yola çıkıyoruz!”

Ayşe pencere kenarındaki küçük çantasını aldı ve yavaşça kapıya doğru ilerledi. Girişteki konsolun üzerinde fotoğraflar duruyordu: kızının düğünü, torunu Zeynep’in doğum günü, ailecek gittikleri yaz tatili… Artık çok uzaklarda kalmış gibi görünen sıradan aile anıları.

“Geliyorum,” diye cevapladı, evin kapısını kilitlerken.

Araba bagajı açık bir şekilde avluda bekliyordu. Elif’in kocası Emre, apartmanın önünde sigara içiyor ve sık sık saatine bakıyordu.

“Merhaba, Ayşe Hanım,” diye başını eğdi. “Nasılsınız?”

“İyiyim,” dedi kısa bir cevapla.

Emre ona sekiz yıldır tanışıyor olmalarına rağmen hep resmi davranıyordu. Kötü biri değildi ama… soğuktu. Ayşe onun yanında hiç rahat edememişti.

“Anne, arkaya otur,” dedi Elif, arka kapıyı açarak. “Daha rahat edersin.”

Sessizce yol aldılar. Ayşe pencereye yaslanmış, tanıdık sokakların yerini yavaş yavaş bilmediği semtlere bırakışını izliyordu. Kızının yanına taşınmak doğru bir karardı. Kocasının vefatından sonra tek başına yaşamak zordu, sağlığı da eskisi gibi değildi. Üstelik Zeynep vardı, torunuyla ilgilenebilirdi.

“İşte geldik,” dedi Elif, araba modern bir apartmanın önünde durduğunda. “Bizim evimiz.”

Daire geniş ve aydınlıktı. Büyük bir salon, ayrı bir mutfak, üç yatak odası. Elif gururla yeni yapılan tadilatı, eşyaları, beyaz eşyaları gösteriyordu.

“Bu da senin odan, anne,” dedi, en küçük odayı açarak. “Özellikle senin için hazırladım.”

Oda derli topluydu ama kişiliksizdi. Tek kişilik bir yatak, bir dolap, pencerenin yanında bir masa. Her şey yeni, her şey yabancı.

“Teşekkür ederim, kızım,” dedi Ayşe, çantasını yatağa koyarak. “Çok düşüncelisin.”

“Anne, Zeynep nerede?” diye sordu, etrafa bakarak.

“Arkadaşında kalıyor, bir günlüğüne. Yarın getireceğim, nihayet düzgün tanışırsınız.”

Ayşe başını salladı. Zeynep’i sadece birkaç kez görmüştü – doğum gününde, yılbaşında. Elif nadiren ziyarete geliyor, hep işiyle, eviyle, kocasıyla meşgul oluyordu.

Akşam mutfakta oturup çay içiyorlardı. Emre tabletiyle ilgileniyor, Elif komşulardan, yakındaki marketlerden bahsediyordu.

“Anne, burada çok seveceksin,” diyordu kızı. “Semt sakin, insanlar düzgün. Bahçede oyun parkı var, yakında sağlık ocağı da var.”

“Evet, burası güzel,” diye onayladı Ayşe.

“Bir de Zeynep’le ilgilenirsin artık. Çünkü dadı pahalı, anaokulu da eylülde başlıyor.”

Emre tableti bırakıp başını kaldırdı.

“Elif, senin annenin kendi hayatını yaşayacağını konuşmuştuk. Ona yük olmayalım.”

“Ne yükü ya?” diye çıkıştı Elif. “Torununa bakmak iş mi, keyif!”

“Tabii ki yardım ederim,” diye atıldı Ayşe. “Öyle oturmak için gelmedim buraya.”

Emre omuz silkti ve yeniden tablete döndü.

Ertesi sabah Elif, Zeynep’i getirdi. Kız dört yaşındaydı, hareketli, konuşkan, tıpkı Elif’in küçüklüğüne benziyordu.

“Zeynep, bu büyükanne Ayşe,” diye tanıştırdı kızı. “Artık bizimle yaşayacak.”

“Merhaba, büyükanne,” dedi Zeynep kibarca ama mesafeli duruyordu.

“Merhaba, güzel kızım,” diyerek eğildi Ayşe torununun yanına. “Ne kadar güzelsin!”

“Anne, büyükanne nenden oyuncak odamda kalıyor?”

Elif’in yüzü kızardı.

“Zeynep, artık burası büyükannenin odası. Oyuncaklarını senin odana taşırız.”

“Ama orada zaten çok oyuncak var! Kale yapacağım nerde?”

“Bir çözüm buluruz,” dedi Elif, kızını kucağına alarak. “Üzülme.”

Ayşe, Zeynep’in kendi alanı olarak gördüğü odayı işgal ettiğini anladı. İçinde bir suçluluk hissi uyandı.

“Salonda yatabilirim belki,” diye önerdi. “Kanepede.”

“Ay anne, ne diyorsun!” diye itiraz etti Elif. “Artık buradasın, kendi odan olmalı.”

Ama Zeynep bütün gün büyükannenin kapalı kapısına hüzünlü hüzünlü bakıyordu.

Günler akıp geçti. Elif işe gidiyor, Emre de çalışıyor, çoğu zaman akşam geç saatlere kadar. Ayşe Zeynep’le kalıyordu. Torunu yavaş yavaş alışıyordu ama aralarında bir yakınlık oluşmuyordu. Sanki birbirlerini tanımayan iki insan gibi kibardılar.

“Zeynep, sana masal anlatayım mı?” diye teklif ediyordu Ayşe.

“Gerek yok. Annem bana resimli kitaplar okuyor.”

“Peki, kurabiye yapalım mı?”

“Annemin aldığı hazır var. O daha sağlıklı diyor.”

Her ret, Ayşe’yi incitiyordu. İhtiyaç duyulmak, torunuyla ilgilenmek istiyordu ama kız sanki onu dünyasına almıyordu.

Akşam yemeklerinde konuşmalar hep iş, hafta sonu planları, Ayşe’nin tanımadığı insanAyşe, o gece telefonunu eline aldı ve uzun zamandır aramadığı eski komşusu Fatma’nın numarasını çevirerek, “Fatma, ben geldim,” diye fısıldadı, artık kendi hayatını yeniden kuracağını hissederek.

Rate article
Lifequest
Yabancı Oldum