Ayrılmanın Yedi Nedeni

— Tamam! Artık yeter! — Sevgi, bezini lavaboya öyle bir fırlattı ki sular mutfağın her yerine sıçradı. — Daha fazla dayanamıyorum! Duyuyor musun, Ahmet? Dayanamıyorum!

Kocası gazeteden gözlerini kaldırdı, suratını buruşturdu.

— Ne oldu yine? Sinirlerin mi bozuldu? Bir adaçayı iç, sakinleşirsin.

— Adaçayı iç! — diye alay etti Sevgi, ellerini kalçalarına koydu. — Otuz yıldır aynı şey! ‘Adaçayı iç Sevgi, bağırma Sevgi, akşam yemeği nerede Sevgi?’ Ben neyim sana göre? Hizmetçi mi?

Ahmet gazeteyi katladı, derin bir nefes aldı. Emeklilikte bütün kadınların aklını kaçırdığını düşündü. Çalışmayı bırakıyorlar, sonra da kendilerine problem üretiyorlardı.

— Sevgi Hanım, — dedi resmi bir tonla, — ne oldu? Açıkça anlat.

— Ne mi oldu? — diye güldü acı bir gülüşle. — Hiçbir şey olmadı Ahmet. Sadece bir şeyi anladım. Geç oldu tabii, ama anladım.

Sevgi ellerini önlüğüne sildi, önlüğünü çıkarıp askıya astı. Hareketleri yavaş ve bilinçliydi. Ahmet telaşlandı — karısı böyle davrandığında genellikle önemli bir karar veriyordu.

— Otur, — dedi. — Konuşalım.

— Neyi konuşacağız? — diyerek gazeteye dönmeye çalıştı. — Belki bir çay içsek daha iyi olur? Akşam köfte yapacağını söylemiştin…

— Köfte, — diye tekrarladı Sevgi ve başını salladı. — Tabii, köfte. Ahmet, en son ne zaman kendim için bir şey yaptığımı hatırlıyor musun? Senin için, çocuklar için, torunlar için değil. Kendim için?

Ahmet şaşırmıştı. Bu tür sorular onu hep çıkar yol bulamaz hale getirirdi. İnsan kendisi için ne yapardı ki? Aile vardı, ev vardı, sorumluluklar…

— Ne demek istediğini anlamıyorum.

— Anlamıyorsun, — diye onayladı Sevgi. — İşte bu. Ve hiç anlamadın. Tanıştığımız günü hatırlıyor musun?

— Üniversitenin bahar şenliğinde, — diye otomatikman cevap verdi.

— Evet. On dokuz yaşındaydım. Edebiyat bölümüne girmek istiyordum. Hatırlıyor musun?

Ahmet silik bir şeyler hatırlıyordu, ama o zamanlar bunu gereksiz bir kız muhabbeti olarak görmüştü. Evlenmek varken kadının üniversiteye gitmesine ne gerek vardı?

— Hatırlıyorum. Ne olmuş?

— Şu oldu ki, gitmedim. Çünkü sen dedin ki: ‘Evleneceğiz, niye okuyorsun? Çocuklar olacak, ev işleri…’ Ve ben dinledim. İlk sebep.

Sevgi pencereye yürüdü, bahçede top oynayan komşu çocuklarına baktı. Tıpkı o gün, hayatın gözlerinin önünden geçip gittiğini ilk düşündüğü güne benziyordu hava.

— Sonra Elif doğdu, — diye devam etti, arkasını dönerek. — Bir yaşına geldiğinde işe girmek istemiştim. Kütüphanede. Kitap seviyorum, hep sevmişimdir. Ama sen dedin ki: ‘Saçmalama! Çocuğu kime bırakacaksın? Evde otur, annelik yap.’

— Doğru demişim! — diye çıkıştı Ahmet. — Annesiz çocuk ne olur? Sokağa düşer!

— Doğru, — diye kabul etti Sevgi. — İkinci sebep. Sonra Ömer doğdu. Sonra senin annen bize taşındı, hatırlıyor musun? Hasta, güçsüz. Ve kim baktı ona? Kim çamaşır yıkadı, ilaç aldı, doktora götürdü?

— Sen. Ama bu normal, erkek çalışıyor…

— Normal. Üçüncü sebep. — Sevgi döndü, kocasına ilk kez görüyormuş gibi baktı. — Peki ben hastalandımda? Zatürree olduğumda hatırlıyor musun?

Ahmet ensesini kaşıdı. Biraz hatırlıyordu, karısı hastalanmıştı ama o zaman işler yoğundu — fabrikada baskı vardı, patron rahat durmuyordu…

— Hatırlıyorum tabii.

— Kırk derece ateşle kim baktı bana? Kim doktor çağırdı? Kim ilaç aldı?

Sessizlik uzadı. Ahmet hatırladı: arada bir yatak odasına uğrar, ‘nasılsın?’ diye sorar, sonra televizyonun başına dönerdi. Karısı kendi kendine idare ederdi.

— Kendim, — diye onun yerine cevapladı Sevgi. — Kendim eczaneye süründüm, kendim doktor çağırdım. Sen bir çay bile getirmedin. Dördüncü sebep.

Masaya geldi, kocasının karşısına oturdu. Ellerini dizlerine koydu, dik durdu. Ahmet birden fark etti ki karısı zayıflamıştı. Saçlarındaki beyazlar da artmıştı. Ne zaman olmuştu bunlar?

— Sonra ne oldu? — diye sordu daha yumuşak bir sesle.

— Sonra torunlar geldi. Elif’in Ayşe’si, Ömer’in Ali’si. Ve anne babaları çalışırken onları kime bırakıyorlardı? Bana. Kim derslerine yardım etti, yemek yaptı, okula götürdü?

— Yani… büyükanneler bunun için var.

— Büyükanneler. Doğru. Peki büyükbabalar o zaman nerede? — Sevgi acı bir gülümsemeyle kafasını salladı. — Büyükbabalar kahvede arkadaşlarıyla oturuyor. Veya balıkta. Ya da sadece televizyon izliyor. Çünkü ‘ben bütün hayatımı çalıştım, şimdi dinleneceğim.’ Beşinci sebep.

Ahmet sandalyesinde huzursuzca kıpırdandı. Konu hoş olmayan bir yöne gidiyordu. Karısı açıkça bir şeye geliyordu, ama neye?

— Sevgi, yeter artık! Ne ispatlamaya çalışıyorsun?

— Hiçbir şey ispatlamıyorum. Sadece açıklıyorum. — Kalktı, buzdolabından bir kavanoz komposto çıkardı. — İster misin?

— İsterim.

Sevgi iki bardağa komposto doldurdu, birini kocasının önüne koyduAhmet kompostosunu yudumdu ve o anda anladı ki, eğer gerçekten değişmek istiyorsa, şimdi harekete geçmesi gerekiyordu, yoksa Sevgi’yi sonsuza kadar kaybedecekti.

Rate article
Lifequest
Ayrılmanın Yedi Nedeni