Ne zaman kocam iş seyahatine çıksa, kayınbabam beni odasına çağırır, “küçük sohbetler” yapardı… Ama gerçeği öğrendiğimde dünyam başıma yıkıldı.
Ali bavulunu kapatırken mırıldanarak bir şarkı söylüyordu. Yatak odasının kapısında durmuş, onu izliyordum, gözlerime yansımayan bir gülümsemeyle.
“Endişelenme, Ayşe,” dedi, yakasını düzeltirken. “Sadece üç günlüğüne İzmir’e gidiyorum. Dönüşüm bir anda olacak.”
Başımı salladım ama göğsümde bir sıkışma hissettim.
Yanıma geldi, yanağıma hızlı bir öpücük kondurdu ve ekledi: “Babamı yalnız bırakma sakın. Ben yokken huzursuz oluyor. Onunla biraz vakit geçir, tamam mı?”
“Tabii,” dedim, yüzümde donuk bir gülümsemeyle.
Söylemediğim şey şuydu: Ali her gittiğinde evin havası değişirdi. Sessizlik ağırlaşırdı. Köşelerdeki gölgeler daha karanlık görünürdü. Ve her seferinde—her seferinde—kayınbabam Yılmaz Bey beni çalışma odasına çağırır, o tuhaf konuşmalarından yapardı.
Başlarda masum şeylerdi.
“Ayşe,” diye seslenirdi, sesi hafif ve resmi.
Odasına girdiğimde onu her zamanki koltuğunda, sarı lambanın altında oturur bulurdum. Havada eski ahşap ve soluk tütün kokusu olurdu. Akşam yemeğini sorardı—ızgara levreğe limon koydum mu—ya da arka kapıyı kilitledim mi diye.
Ama son zamanlarda ses tonu değişmişti.
Artık yemek hakkında sormuyordu.
Evden ayrılmak hakkında soruyordu.
“Ayşe,” demişti bir akşam, gözleri bana dikili, “Hiç bu evden uzaklaşmayı düşündün mü? Böyle… burayı geride bırakmayı?”
Gözlerimi kırpıştırdım. “Hayır, baba. Ali’yle ben burada mutluyuz.”
Yavaşça başını salladı, ama bakışları üzerimde çok uzun kaldı, sanki benden ötesini görüyordu.
Bir başka akşam, parmağındaki gümüş yüzüğüyle oynarken mırıldandı:
“Gördüklerinin hepsine inanma.”
Bir gece perdeleri kapatırken, koltuğundan fısıldadı:
“Köşelerde saklanan şeylere dikkat et.”
Bu sözlerin ürpertisi içime işlemişti.
Gözleri odanın köşesindeki antika dolaba kayıyordu—kilitli, oymalı ayakları ve yıpranmış kolları olan eski bir mobilya. Hep oradaydı, görünmez gibiydi, ta ki şimdiye kadar.
Ama artık sanki o da beni izliyordu.
Bir gece hafif bir tıkırtı duydum. Metal metale sürtüyormuş gibi. Ses o dolabın içinden geliyordu.
Kulağımı dayadım.
Sessizlik.
Kendime evin yaşlı tahtalarının gıcırdadığını söyledim. Ama için rahat etmedi.
O gece, Yılmaz Bey yattıktan sonra sessizce çalışma odasına geri döndüm, el fenerimle. Dolabın yanına diz çöktüm, kilidine dokundum. Paslı, eski bir kilitti. Kalbim kulaklarımda atıyordu.
Saçımdan bir toka çıkarıp kilidi açmaya çalıştım.
Tık.
Kapı gıcırdayarak aralandı, içinde küçük bir ahşap kutu vardı.
Tereddüt ettim—sonra onu çıkarıp halının üzerine koydum ve kapağını açtım.
İçinde mektuplar vardı. Onlarcası. Sararmış, soluk mavi bir kurdeleyle bağlanmış.
Ve altlarında, siyah-beyaz bir fotoğraf.
Nefesim kesildi.
Fotoğraftaki kadın tıpkı bana benziyordu. Aynı gözler, aynı nasır, aynı hüzünlü gülümseme.
İsmini okumadan kim olduğunu anladım.
Leyla.
Annem.
Daha bebekken kaybettiğim.
Mektupları yavaşça açtım. Hepsi Yılmaz Bey’e yazılmıştı, zarif ama titrek bir el yazısıyla. Her satırında özlem, acı ve saklı bir gerçek vardı.
“Gözlerimi kapattığımda seni görüyorum…”
“Yine evde yok. Seni özlemek yanlış ama yapamıyorum.”
“Eğer bunu atlatamazsam… ona iyi bakacağına söz ver.”
Ellerim titredi.
Kim olduğumu sandığım her şey paramparça oluyordu.
Bunlar sadece aşk mektupları değildi.
Yalvarışlardı.
Son mektup basitçe şöyle diyordu:
“Ona sahip çık. Hiç öğrenmese bile.”
Leyla’nın fotoğrafına baktım. Yüzü bana bakıyordu, hüzünlü ve güzel.
Dizlerimin bağı çözüldü. Saatlerce orada oturdum.
Ayağa kalktığımda, bana gerçeği anlatabilecek tek adama sormam gerektiğini biliyordum.
“Baba,” dedim ertesi sabah, fotoğrafı elimde tutarak, “Annemi tanıyordun.”
Yılmaz Bey çayından başını kaldırdı. Bakışları fotoğrafa düştüğünde yüzü değişti.
Çay bardağını usulca masaya bıraktı, elleri titriyordu.
“Bunu bulmayacağını umuyordum,” dedi, boğuk bir sesle.
Karşısına oturdum. “Bilmeye ihtiyacım var.”
Gözleri dolarak bana baktı.
“Ayşe… ben sadece kayınbaban değilim.”
Sessizlik etrafımızı sardı.
“Ben senin gerçek bab”Senin gerçek babayım,” dedi ve o an hayatımın en büyük sırrı gözlerimin önünde aydınlanırken, aslında yıllardır aradığım sevginin hep yanımda olduğunu fark ettim.




