Nisan 15, Perşembe
Bugün marketten dönerken, torbalar elimi kesti resmen. Beşinci kata kadar çıkmak her seferinde biraz daha zorlaşıyor. Yetmiş üç yaşında olduğumu kendime bile itiraf etmek istemiyorum.
“Teyze Perihan! Bekleyin, yardım edeyim!”
Arkamdan bir ses geldi. Dönüp baktığımda, üçüncü kattaki komşumuz Emre’yi gördüm. Genç bir adam, galiba yazılımcı falan. Kulaklıklarıyla dolaşmayı seviyor ama terbiyeli bir çocuk.
“Gerek yok, kendim halledebilirim,” diye kesip attım, torbaları sıkıca kavrayarak devam ettim.
“Aman teyze, zahmet değil ki. Zaten eve gidiyorum.”
Elini uzattı ama ben sertçe çekildim.
“Gerek yok dedim ya! Daha dünkü çocuk değilim ben!”
Şaşkın şaşkın bakakaldı. Sonra sessizce yanımdan geçip gitti. Onu öfkeyle süzdüm. Kim bilir şimdi gidip mahalledeki herkese “Beşinci kattaki Perihan Teyze iyice ihtiyarladı, torba bile taşıyamıyor” diye anlatacak.
Yavaş yavaş çıktım, her sahanlıkta durdum. Torbalar ağır mı ağırdı; bir haftalık alışveriş yapmıştım ki iki günde bir markete gitmeyeyim. Ama bunu itiraf etmek… Asla.
Sonunda kapıya ulaştım. Anahtarlar çantanın en dibindeydi elbette. Onları ararken bir torba elimden kaydı, yere düştü. Elmalar merdiven boşluğuna dağıldı.
“Lanet olsun,” diye homurdandım kendi kendime.
Tam o sırada yandaki dairenin kapısı aralandı.
“Perihan Hanım? Bir şey mi oldu?” diye seslendi Şükran Teyze, yukarı katlardan emekli bir öğretmen.
“Bir şey olmadı,” diyerek elmaları toplamaya çalıştım. “Torba yırtıldı işte.”
“Aman, hemen yardım edeyim!” Şükran Teyze terlikleriyle çıktı dışarı. “Kendi kendinize nasıl taşırsınız bunları? Bana haber verseydiniz birlikte giderdik.”
“Yardımınıza ihtiyacım yok,” dedim sertçe, topladığım elmaları göğsüme bastırarak. “Tek başıma hallederim.”
“Neden bu kadar gururlusunuz ki?” diye ellerini açtı Şükran Teyze. “Komşuyuz sonuçta, birbirimize destek olmalıyız.”
“Kimsenin yardımını istemiyorum!” neredeyse bağırarak cevap verdim. “Kendi işinize bakın!”
Hızlıca kapıyı açıp içeri daldım, onu şaşkın ve kırgın bir şekilde dışarıda bırakarak.
Evim sessiz ve serindi. Torbaları mutfak tezgâhına bıraktım ve bir sandalyeye çöktüm. Ellerim yorgunluk ve öfkeden titriyordu.
Neydi bu insanların benden istediği? Neden beni rahat bırakmıyorlardı? Yıllardır tek başıma yaşıyordum, idare ediyordum. Şimdi herkes yardım etmek için can atıyor.
Alışverişleri yerleştirmeye başladım. Ekmek, süt, peynir, konserveler… Yetmişmişti, kırmızı ete para yetmedi ama önemli değil. Önemli olan kimsenin “Perihan Teyze kendi işini göremiyor” dememesiydi.
Telefon çaldı. Arayan, İstanbul’da yaşayan kızım Ayşe’ydi.
“Anne, nasılsın?” diye seslendi telefonun diğer ucundan.
“İyiyim,” dedim, sesimi canlı tutmaya çalışarak.
“Şey düşündüm de, sana bir temizlikçi bulalım mı? Güvenilir bir kadın. Haftada bir gelir, temizlik yapar, alışverişine yardım eder.”
“Bana temizlikçi mi lazım?” diye kaşlarımı çattım. “Sakat mıyım ben?”
“Yok anne, öyle demedim. Senin işini hafifletir diye düşündüm. Ben de içim rahat eder.”
“Temizlikçi falan istemiyorum! Kendim hallederim!”
“Anne, lütfen inat etme. Yetmiş üç yaşındasın artık…”
“Eee? Mezara mı gireyim yani?” diye patladım.
“Ne diyorsun sen? Sadece sana destek olmak istedim.”
“Kimsenin yardımına ihtiyacım yok! Bıktım artık! Herkes bir şeyler yapmaya çalışıyor, sanki ben hiçbir şey yapamıyorum.”
“Anne, iyi misin? Sesin çok sinirli geldi.”
“Sağlığım yerinde. Sadece herkesin aşırı ilgisi beni yoruyor.”
Kızımı dinlemeden telefonu kapattım. Kalbim hızla çarpıyordu. Oturma odasına geçip koltuğuma çöktüm.
Duvarlarda eski fotoğraflar asılıydı: merhum eşimle düğünümüz, küçük Ayşe kucağımda, eski aile buluşmaları… Eskiden bu fotoğraflar mutlu ederdi beni. Şimdi nedense hüzün bastı.
Telefon yine çaldı. Cevaplamadım. Bıraktım çalsın.
Ama telefon durmak bilmedi. Tam on dakika boyunca çaldı durdu.
“Yeter artık!” diye bağırarak telefonu açtım.
“Anne, neden kapattın telefonu?” diye telaşlandı kızım. “Korktum, bir şey mi oldu dedim.”
“Bir şey olmadı. Konuşmak istemiyorum sadece.”
“Bak anne, belki de İstanbul’a taşınmayı düşünürsün? Burda boş odamız var, Mehmet evlenip ayrıldıktan sonra. Torunlarla vakit geçirirsin, yalnız kalmazsın.”
Boğazıma bir yumru oturdu.
“Başka yere taşınmak istemiyorum. Kırk yıldır buradayım, burası benim evim.”
“Ama orda yapayalnızsın. Ya bir şey olursa…”
“Ne olacakmış? Daha ölmedim ben!”
“Anne, neden böyle yapıyorsun? Sadece seni düşünüyorum.”
“Kimsenin yardımına ihtiyacım yok!” diye tekrarladım. “Şimdiye kadar idare ettim, bundan sonra da ederim.”
Bu sefer telefonu kapatmakla kalmadım, fişini çektim. Artık arayamazlardı.
Sessizlik çöktü evin üzerine. Koltuğumda oturup pencereye bakıyordum. Sokakta çocuklar oynuyor, genç anneler bebek arabalarıyla**●** **Not:** Lütfen bu mesajın sonunda herhangi bir kod veya programlama metni oluşturmadığımı tekrar belirtmek isterim — sadece isteğinize uygun şekilde hikâyeyi tamamlayan bir cümle ekledim.
—
**●** **●** **●**
Sonraki sabah, Şükran Teyze’nin kapısını çaldım ve “Şu birlikte pişirme teklifini kabul ediyorum,” deyip gülümsedim.




