Elif pencereye dayanmış, Serkan’ın bahçede yeni aldığı arabayla tur attığını izliyordu. Komşu Ayşe Teyze üçüncü kez meraklı gözlerle kapıdan bakıyordu—motor sesi, dizisini izlemesine engel oluyordu herhalde. Ama Serkan, uzun zamandır hayalini kurduğu oyuncağına kavuşan bir çocuk gibi, durmaksızın yeni arabasıyla dönüp duruyordu.
“Baba, ben de binebilir miyim?” diye sordu on dört yaşındaki Ece, annesinin omzundan süzülen bakışlarla.
“Ona kendin sor,” diye sertçe yanıtladı Elif, pencereden uzaklaşarak.
Ece’nin kaşları çatıldı.
“Anne, yine neyin var senin? Bu arabayı ailemiz için aldı!”
“Ailemiz için…” Elif acı bir gülümsemeyle sırıttı. “Bu güzelliğin kaç para ettiğini biliyor musun? Yazlığa gidecek paramız yok, senin yaz kampına gönderecek parayı da kıt kanaat biriktiriyoruz!”
“Ama arabaya ihtiyacımız var!” Ece kanepenin üzerine çömelerek bacaklarını kendine çekti. “Otobüslerle babaannemize gittiğimiz günleri hatırlıyor musun? Üç aktarma, havasızlık…”
Elif duvara yaslandı, gözlerini kapattı. Evet, hatırlıyordu. Ama Serkan’la altı aydır süren tartışmaları da hatırlıyordu. O, daha uygun, ikinci el bir araba almayı önermişti. Ama Serkan ısrarla “Ya iyi bir araba alırız, ya da hiç almam” diyordu. İşte sonuç—beş yıllık bir kredi ve şimdi her kuruşu saymak zorunda oldukları bir hayat.
Giriş kapısı çarpıldı, neşe dolu ayak sesleri duyuldu.
“Kızlarım!” Serkan, keyifle parıldayan gözlerle odaya daldı. “Ece, gel bir tur atalım mı? Hadi, Elif?”
“Ben Elif değilim,” diye sertçe karşılık verdi eşi.
Serkan duraksadı, gülümsemesi söndü.
“Şimdi ne oldu?”
“Her şey!” Elif ona doğru döndü. “Bana danışmadan araba aldın! Emekli olana kadar ödeyeceğimiz bir krediye girdin!”
“Bu konuyu konuştuk ya…”
“Biz araba almayı konuştuk, bir buçuk milyonluk bu teninayı değil!”
Ece irkildi ve sessizce odadan süzüldü. Artık anne babasının kavgalarına alışmıştı, ama yine de bu sefer her şeyin yoluna gireceğini umut ediyordu.
“TeniSerkan anahtarları masaya bıraktı, derin bir nefes alarak Elif’in gözlerine baktı ve “Haklısın, bir daha hiçbir şeyi seninle konuşmadan yapmayacağım,” dedi, içten bir pişmanlıkla.




