“Damada Oğlundan Fazlası Verildi”
“Bunu nasıl anlayabilirim?” diye bağırdı Orhan, noterin burnunun dibinde vasiyetnameyi sallayarak. “Daire damada, yazlık damada, araba damada! Peki bana ne? Ben onun öz oğluyum!”
“Orhan Bey, lütfen sakin olun,” dedi noter, gözlüklerini düzelterek öfkeli adama sert bir bakış attı. “Babanız mal varlığıyla ilgili kendi kararını verme hakkına sahipti.”
“Ama bu adil değil!” Orhan’ın sesi bir çığlığa dönüştü. “Serhat, kız kardeşimle sadece beş yıl önce evlendi, ama benden fazlasını aldı! Adalet nerede?”
Serhat, odanın köşesindeki sandalyede oturuyor, yumruklarını sıkıyordu. Yüzü solgundu, gözleri uykusuzluktan kıpkırmızıydı. Sessizdi, ama ifadesinden, bu durumun ona da Orhan kadar acı verdiği belliydi.
“Orhan, bağırıp durma,” diye fısıldadı Aylin, Orhan’ın kız kardeşi ve Serhat’ın eşi. “Babam ne yaptığını biliyordu.”
“Sen de sus!” diye tersledi erkek kardeşi. “Kocan, babam hasta yatarken ona bir şeyler fısıldamış olmalı!”
Serhat birden ayağa fırladı.
“Bir daha söyle,” dedi, sesi tehlikeli bir ton almıştı.
“Söylerim!” diye döndü Orhan, damadına. “Hasta adamı manipüle ettin, işte yaptığın bu! Güvenini kazandın, ilgili göründün, ama asıl niyetin mirastı!”
“Orhan!” Aylin yerinden fırladı. “Nasıl cüret edersin! Serhat, babam hastanede yatarken gece gündüz onunla ilgilendi. Sen neredeydin? Öz oğlu neredeydi?”
“Çalışıyordum! Kendi ailem, çocuklarım var! Her şeyi bırakıp bakıcılık mı yapayım?”
“Serhat’ın yok mu?” Aylin, kardeşine iyice yaklaştı. “Onun ailesi yok mu? İşi yok mu? O izinlerini babama harcadı, rapor aldı, geceleri uyumadı!”
Nöter, yorgun bir nefes aldı ve kalemiyle masaya vurdu.
“Sayın mirasçılar, lütfen bu tür tartışmaları ofisim dışında yapın. Vasiyetname yasalara uygun şekilde hazırlandı ve resmi olarak onaylandı. Mehmet Bey, bu belgeyi hazırlarken tamamen aklı başındaydı. Bunu doğrulayan tıbbi raporlar da var.”
Orhan masadan vasiyetnamenin bir kopyasını aldı ve bir kez daha okudu.
“Şişli’deki üç odalı daire – Serhat Demir’e. Çekmece’deki yazlık – Serhat Demir’e. Yeni ‘Renault’ – Serhat Demir’e.” Ses öfkeden titriyordu. “Orhan Sönmez’e ise garaj ve bahçe malzemeleri. Bahçe malzemeleri! Kürekler, tırmıklar!”
“Ve ayrıca elli bin lira,” diye ekledi noter. “Bunu unutmayın.”
“Elli bin!” Orhan acı bir kahkaha attı. “Bu daire şimdi milyonlar ediyor, yazlık en az yarısı kadar değerli, araba neredeyse sıfır. Bense elli bin alıyorum! Sadaka gibi!”
Serhat daha fazla dayanamadı ve konuştu:
“Orhan, ben Mehmet Bey’den hiçbir şey istemedim. Hatta vasiyetini değiştirmek istediğini söylediğinde ona karşı çıktım. ‘Her şey çocuklarınıza kalmalı’ dedim.”
“Tabii, karşı çıktın!” diye alay etti Orhan. “İnanıyorum tabii!”
“Peki baban ne dedi?” diye sordu Aylin, kocasına.
Serhat derin bir nefes aldı.
“Bana dedi ki: ‘Serhat, kan oğlum sensin ama sen bana daha yakınsın. Orhan sadece paraya ihtiyacı olduğunda geliyor. Sen ise samimiyetle ilgileniyorsun.’ Onun sözleri, benim değil.”
Orhan’in yüzü bembeyaz oldu.
“Bunu demedi.”
“Dedi,” diye onayladı Aylin. “Ben de duydum. Baba, senin onu ne kadar az ziyaret ettiğine üzülüyordu.”
“İşlerim var! Çalışıyorum! Herkes sabah akşam yaşlılarla ilgilenemez!”
“Kimse Serhat’ı ilgilenmeye zorlamadı,” dedi Aylin, sandalyesine oturarak. “O kendi isteğiyle yaptı. Çünkü babamı seviyordu.”
Sessizlik oldu. Nöter, bu rahatsız edici işlemi bitirmek istercesine evrakları topluyordu.
“Bu vasiyeti mahkemeye vereceğim,” dedi sonunda Orhan. “Babamın aklının yerinde olmadığını kanıtlayacağım.”
“Tabii,” dedi Serhat, omuz silkeledi. “Senin hakkın.”
“Orhan, bir düşün,” diye yalvardı kız kardeşi. “Aile içindeki ilişkileri niye bozuyorsun? Babam gitti, biz kaldık. Parası için mi kavga edeceğiz?”
“Senin için kolay konuşmak!” diye patladı Orhan. “Kocanın eli kolu dolu, ya ben? Bütün hayatım boyunca babamın mirasına güvendim! Daireyi satıp daha büyük bir ev alacaktım, çocuklarımın eğitimini karşılayacaktım!”
“Biz yapmayacak mıyız?” diye sordu Serhat, pencereye yönelerek. “Sen bu durumdan memnun olduğumu mu sanıyorsun? Aramızdaki bu gerginliğe sevindiğimi mi düşünüyorsun?”
“Öyleyse mirastan vazgeç,” diye önerdi Orhan. “Bu kadar rahatsızsan.”
“Vazgeçmem,” diye kararlılıkla söyledi Serhat. “Çünkü bu babanın son isteği. Ve ben ona saygı duyuyorum.”
Aylin, kocasının elini tuttu.
“Serhat haklı. Babam akıllı bir adamdı, ne yaptığını biliyordu.”
“Tabii, biliyordu!” diye yeniden patladı Orhan. “Biliyordu ki öz oğluna kıyılır, ama başkasına kıyılmaz! Biliyordu ki ben katlanırım, çünkü ben evladım!”
“Yoksa başka bir şey mi biliyordu?” diye sessizce sordu Aylin.
“Ne demek istiyorsun?”
Kardeşi bir süre sustu, sonra kararlı bir ifadeyle Orhan’a baktı.
“Belki de üç yıl önce babamdan araba almak için borç”O günden sonra Orhan bir daha hiç görünmedi, ama Serhat ile Aylin, Mehmet Bey’in bıraktığı sevgi ve emekle dolu evde huzur içinde yaşadılar.”




