— Hayır, Elif, anlamıyorsun! Artık böyle yaşayamam! — Aylin, arkadaşının elini öyle sıkı kavradı ki Elif’in yüzü buruştu. — Onunla evleniyor! O… o boş kafalıyla! Ben neyim peki, on iki yılımı çöpe mi attım?
— Aylin, bırak, acıyor! — Elif elini çekmeye çalıştı ama arkadaşı sıkıca tutmuştu, gözlerinde çaresiz bir ateş yanıyordu. — Beni dinle…
— Hayır, sen beni dinle! — Aylin mutfak sandalyesinden fırladı, küçük odada bir ileri bir geri tıpkı kafesteki bir hayvan gibi volta atmaya başladı. — On iki yıl, Elif! On iki yıl onu bekledim! Üniversitedeyken, ona destek olmak için çalıştım. İş ararken yanında oldum. Annesi hastalandığında, hastanede onunla oturdum, öz kızı gibi! O ise… o…
Aylin’in sesi titredi, sandalyeye çöktü, yüzünü elleriyle kapattı.
Elif, arkadaşına soğumuş çay dolu bardağı usulca itti.
— Belki de hayrına oldu, Aylinciğim? Belki de o senin kaderin değildi?
— Kaderim değil mi? — Aylin başını ani bir hareketle kaldırdı, Elif’e öyle bir baktı ki arkadaşı irkildi. — Kaderim değil mi? Peki ya kaderim neydi o zaman? Kırk yaşında yalnız başıma oturup “keşke”leri mi düşünecektim?
— Daha otuz sekiz yaşındasın…
— Neredeyse otuz dokuz! — diye kesip attı Aylin. — Peki şimdi ne yapacağım? Her şeye sıfırdan mı başlayacağım? Başka birini mi arayacağım? Bu yaşta kim beni ister ki? Tüm düzgün adamlar çoktan evlenmiş!
Elif cevap veremedi, sustu. Aylin’i üniversiteden beri tanıyordu, tüm bu yıllar boyunca umutla umutsuzluk arasında nasıl gidip geldiğini görmüştü. Volkan bir geliyor, bir kayboluyor, evlenme vaatleri ediyor, sonra “hazır değilim” diyordu. Aylin ise bekliyor, her sözüne inanıyordu.
— İngilizce kursuna gittiğimiz günleri hatırlıyor musun? — diye sessizce sordu Elif. — O zamanlar yurtdışına gitmek, dünyayı görmek istediğini söylerdin. Sonra Volkan’la tanıştın ve her şeyi bıraktın.
— İngilizce’nin bununla ne alakası var? — diye tersledi Aylin. — Onu sevdim, anlıyor musun? Gerçekten sevdim! O saçma sapan erkek değiştiren kızlar gibi değil. O ise… beni kullandı!
— Kullanmadı, Aylin. Sadece… sizin yıldızınız barışmadı.
— Yıldız mı? — Aylin ayağa kalktı, pencereye yürüdü, karlı bahçeye uzun uzun baktı. — Düğününü duyduğumda bana ne dedi biliyor musun? Onu fazla iyi tanıdığımı. Oya ile daha ilginç olduğunu, çünkü onun gizemli olduğunu söyledi. Gizemli! Yirmi yaşında, selfie çekmekten başka bir şey bilmeyen bir öğrenci!
— Aylin, kendine eziyet etme…
— Etmiyorum! — diye sertçe döndü Aylin. — Öfkeleniyorum! Nasıl böyle oldu anlayamıyorum! Biz mutluyduk! Yazlıkta geçirdiğimiz o yazı hatırlıyor musun? Bana çiçekler aldığı zamanları? En iyisi olduğumu söylediği anları?
— Hatırlıyorum, — diye onayladı Elif. — Ama o günler çok geride kaldı, Aylinciğim.
— O kadar da değil! Daha bir yıl önce! Çocuklardan bahsediyorduk, kız ya da erkek olursa ne isim koyacağımızı. Hatta isimler bile düşünmüştü! Şimdi ise Oya ondan hamile, iki aylık!
Elif irkildi.
— Hamile mi? Bundan hiç bahsetmemiştin!
— Niye bahsedeydim? — Aylin sandalyeye çöktü, bir anda tüm enerjisi çekilmiş gibi oldu. — Onun sadece onunla evlenmeyeceğini, aynı zamanda ondan çocuk beklediğini bilmen mi gerekiyordu? Bizim hayalini kurduğumuz o çocuğu…
— Allah’ım, Aylin… — Elif ayağa kalktı, arkadaşını omuzlarından tuttu. — Çok üzüldüm senin adına…
— Üzülme benim için! — Aylin sarılmayı reddetti. — Acıma beni! Benim hatamdı! Ona ilk “ciddi ilişkiye hazır değilim” dediğinde ayrılmalıydım. Ama onu değiştirebileceğimi sandım, ne kadar iyi biri olduğumu anlayacağını düşündüm…
— Sen gerçekten iyi birisin, Aylin. İyi kalplisin, akıllısın, güzelsin…
— Güzel mi? — Aylin acı bir kahkaha attı. — Şu halime bak! Saçlarımda aklar, yüzümde kırışıklıklar, fazla kilolarım. Onun Oya’sı ise genç, ince, şık. Tabii ki onu seçti!
— Olay yaş ya da dış görünüş değil!
— Peki ne o zaman? Anlat bana, Elif! Ne? Ben neyi yanlış yaptım? Neden onu tutamadım?
Elif, arkadaşının yanına oturdu, ellerini avuçlarına aldı.
— Dikkatle dinle beni. Hiçbir şeyi yanlış yapmadın. Harika bir sevgiliydin, destek oldun, neredeyse eşi gibiydin. Ama Volkan… seninle mutlu olamayacak biriydi. O bencil, Aylin. Hep kendini düşündü.
— Hayır, sen onu tanımıyorsun! O çok şefkatli, ilgili olabiliyor…
— İşine geldiğinde. Hatırla, ihtiyacın olduğunda aylarca kaybolduğunu. Seni ailesiyle tanıştıracağına söz verip bahaneler uydurduğunu. Seni sevdiğini söyleyip başkalarıyla görüştüğünü!
— Başkalarıyla mı? Nereden biliyorsun bunu? — Aylin arkadaşına sertçe döndü.
Elif duraksadı, gözlerini kaçırdı.
— Geçen sene onu görmüştüm… Sarışın biriyle. Bir kafede öpüş— Onunla birlikteydiler ve sen bana hiç söylemedin! — diye haykırdı Aylin.




