Kapıda duran komşu, Selim Bey, hızla yaklaşan kadına yetişmeye çalışıyordu. “Nevin Hanım! Durun bir dakika! Konuşmamız lazım!” Elleriyle işaret ediyor, sesi gittikçe yükseliyordu.
“Vaktim yok, Selim Bey. Torunumu anaokulundan alacağım,” dedi Nevin, geçmek için hamle yaptı ama adam yolu kesmişti.
“Beklesin biraz torunun! Önemli bir mesele bu. Kocanız Mehmet Bey’le ilgili.” Selim’in gözlerinde tuhaf bir ışık vardı. “Dün neredeymiş biliyor musunuz?”
Nevin dondü. Göğsüne bir ağırlık çöktü ama belli etmemeye çalıştı.
“Tabii ki biliyorum. Yazlıkta patatesleri çapaladı.”
“Yazlıkta mı?” Selim sırıttı. “İlginç! Ben öğlen üçte onu İstiklal Caddesi’nde gördüm. Yedinci Eczane’nin önünde. Bir kadınla. Çok samimi konuşuyorlardı.”
Sözler şimşek gibi çarptı Nevin’e. Mehmet o sabah erkenden yazlığa gittiğini söylemiş, akşam yorgun ve toprak içinde dönmüştü. Bel ağrısından şikayet ediyordu.
“Yanılıyorsunuz,” dedi titrek bir sesle. “Kocam bütün gün yazlıktaydı.”
“Yanıldım mı?” Selim cebinden telefonunu çıkardı. “İşte fotoğraf da var. Uzaktan çektiğim için bulanık ama Mehmet Bey’i tanımamak mümkün değil.”
Nevin bakmak istemiyordu ama gözleri kendiliğinden ekrana kaydı. Siluet gerçekten de Mehmet’e benziyordu. Aynı kambur duruş, aynı ellerini cebinde tutma hali.
“Bu kadın kim?” diye fısıldadı.
“Onu bilemem. Ama öğrenirim. Tanıdıklarım var her yerde, Nevin Hanım.” Selim telefonunu cebine koydu. “Üzülmeyin çok. Erkekler böyledir, zayıftırlar. Belki de ciddi bir şey yoktur.”
Nevin dönüp apartmana yürüdü, bacaklarının titrediğini hissederek. Arkasından Selim’in memnun sesi duyuldu:
“Bir şey öğrenirsem hemen söylerim! Komşuyuz, birbirimize destek olmalıyız!”
Evde mutfağa oturdu, uzun süre camdan dışarı baktı. Kırk üç yıllık evlilik. Kırk üç yıl! İki çocuk yetiştirmişlerdi, şimdi torunlarla uğraşıyorlardı. Bu yaşta böyle saçmalıklar olabilir miydi?
Mehmet her zamanki saatinde işten döndü, Nevin’in yanağına her zamanki gibi bir öpücük kondurdu, ellerini yıkayıp sofraya oturdu.
“Yazlıkta işler nasıl?” diye sordu Nevin, onu izlerken.
“Normal. Patatesleri çapaladım, soğanları seyrelttim. Çok yoruldum, belim ağrıyor.” Mehmet gerindi, omurgası çıtırdadı. “Yarın yine gideceğim, otları ayıklayacağım.”
“Şehre uğramadın mı? Eczaneye falan, bel ağrın için bir ilaç almak için?”
Mehmet şaşkınlıkla baktı.
“Şehre niye gideyim? Gereken her şey yanımda. Bir şey mi alacaktın?”
Nevin ocağa döndü. Ya Mehmet çok iyi yalan söylüyordu ya da Selim yanılıyordu. Ama fotoğraf…
“Mehmet, bugün Selim’le karşılaştın mı?”
“Komşumuz mu? Evet, sabah asansörde rastlaştık. Garip bir adam oldu. Nereye gittiğimi, ne yapacağımı sorguluyordu. Savcı gibi.” Mehmet kaşlarını çattı. “Sana bir şey mi söyledi?”
“Önemli bir şey yok. Selam verdi sadece.”
Gece boyunca Nevin uyuyamadı. Sağa sola döndü, kocasının nefesini dinledi. Kırk üç yıl yan yana uyumuşlardı, şimdi kuşkular sarmıştı yüreğini. Gerçekten başka bir kadın olabilir miydi? Bu yaşta?
Sabah Mehmet her zamanki gibi yazlığa gitti. Nevin’i öptü, termosuna çay doldurdu, yemeğini aldı.
“Akşam dönerim,” dedi. “Belki yolda balık alırım, taze çıkmışsa.”
Nevin onu asansöre kadar geçirdi. Yarım saat geçmeden kapı çaldı. Selim Bey, zafer kazanmış gibi duruyordu.
“Nevin Hanım, girebilir miyim? Yeni bilgilerim var.”
“Buyurun,” diyerek içeri aldı.
Selim mutfak masasına oturdu, önemli bir şey anlatacakmış gibi öksürdü.
“Şu kadınla ilgili her şeyi öğrendim. Adı Leyla Hanım. Üçüncü sağlık ocağında hemşire. Üç yıl önce dul kalmış. Çocukları başka şehirde.” Duraksadı, etkiyi artırmak için. “Mehmet Bey’le altı aydır tanışıyorlar. Doktor sırasında başlamış.”
“Bunu nereden biliyorsun?”
“Eşimin kuzeni o sağlık ocağında çalışıyor. Kayıt memuresi. Herkesi bilir. Sık sık beraber görüyorlarmış. Ya yemekhanede oturuyorlarmış, ya da bahçede konuşuyorlarmış.” Yaklaştı. “Bir de her hafta doktora gidiyormuş. Kardiyolojiye. Siz biliyor muydunuz?”
Nevin’in yüzü sarardı. Mehmet hiç kalpten şikayet etmemişti. “Sağlam öküz gibi” derdi hep.
“Bilmiyordum,” diye mırıldandı.
“Gördünüz mü? Sizden saklıyor. Dürüst olsa niye saklasın?” Selim keyifle başını salladı. “Takip etmenizi öneririm. Yarın mesela, peşinden gidin. Gerçekten yazlığa mı gidiyor, görün.”
“Kocamı takip edemem! Ayıp olur.”
“Neden ayıp olsun? Siz resmi eşi değil misiniz?” Ayağa kalktı. “Neyse, size kalmış. Ben komşuluk görevimi yaptım, uyardım.”
Selim gittikten sonra Nevin mutfak masasına çöktü, ağladı. Kırk üç yıldır hiç sorgulamadan güvenmişti. Aklından bile geçirmemişti böyle bir ihtimali. Şimdi…
Akşam Mehmet gerçekAkşam vakti Mehmet kapıyı çaldığında Nevin’in gözlerinde bir ışık parladı, çünkü o an anladı ki gerçek sevgi, şüphelerin gölgesinde değil, yüreklerin dürüstlüğünde saklıydı.




