Yerinden Olmuş Annenin Pencereden Ayrılış Mücadelesi

Leyla bir türlü yerinde kıpırdayamıyordu. Kollarında küçük Ayşecik derin bir uykuya dalmıştı, ama kendisi pençesinden kurtulamadığı pencerenin önünden ayrılamıyordu. Tam bir saattir avluya boş gözlerle bakıyordu.

Birkaç saat önce sevdiği kocası Murat işten gelmişti. Leyla mutlaktaydı, o ise bir türlü yanına uğramıyordu. Odaya geçtiğinde bavulunu topladığını gördü.
“Nereye gidiyorsun?” diye şaşkına dönmüş bir sesle sordu.
“Gidiyorum. Seni bırakıp sevdiğim kadının yanına.”
“Murat, şaka mı yapıyorsun? İşte bir şey mi oldu, yoksa iş gezisine mi çıkıyorsun?”
“Anlamak istemiyor musun? Bıktım senden. Tüm aklın Ayşe’de, beni görmüyorsun bile. Kendine bile bakmıyorsun.”
“Bağırma, Ayşe’yi uyandıracaksın.”
“İşte yine! Hep onu düşünüyorsun. Adamın seni terk ediyor, sen ise—”
“Gerçek bir adam karısını küçük çocukla bırakmaz,” diye fısıldadı Leyla ve kızının yanına gitti.

Kocasının huylarını iyi biliyordu. Tartışmayı sürdürse büyük bir kavga başlayacaktı. Gözlerindeki yaşları ona göstermeye hiç niyeti yoktu. Ayşe’yi beşiğinden alıp mutfağa geçti. Oraya Murat gelmezdi, zaten kendisine ait bir şey yoktu orada.

Pencereden onun arabasına bindiğini ve uzaklaştığını izledi. O dönüp bakmadı ama Leyla hâlâ pencerenin önündeydi. Belki de bir an arabasının tekrar avluya gireceğini, bunu bir şaka yaptığını söyleyeceğini umuyordu. Ama hiçbir şey olmadı.

Bütün gece uyuyamadı. Kimseyi arayıp başına gelenleri anlatacak biri yoktu. Annesi onu çoktan unutmuştu. Kızının evlenmesiyle rahata ermiş, şimdi tüm sevgisini küçük oğluna vermişti. Arkadaşları da kendisi gibi genç annelerdi. Şimdi dinleniyorlardır. Hem onlar ne yapabilirdi ki?

Sabaha karşı ancak uyuyabildi. Murat’ı aradı, ama aramayı reddetti. Mesaj attı: “Beni rahatsız etme.”

Tam o sırada Ayşe huzursuzlandı. Leyla ona gitti. Ağlayıp sızlamanın vakti yoktu. Gitti mi? Bırak gitsin. Onun bir kızı vardı, düşünmesi gereken oydu. Şimdi yıkılma zamanı değil, hayatını düzene sokma zamanıydı.

Cüzdanındaki ve kartındaki parayı görünce dehşete düştü. Ev sahibesinden yardım isteyip iki hafta kirasını erteletebilse bile, bu para yetmezdi. Üstelik yiyecek bir şeyler de lazıydı. Evden çalışabilse olurdu ama Murat dizüstü bilgisayarını da götürmüştü.

Önünde iki haftalık süre vardı. Bir çare bulmalıydı. Fakat tanıdıkları arayınca anladı ki, iş bulması imkânsızdı. Küçük çocuğuyla kimse işe almazdı. Yer paspası silmek için bile Ayşe’yi bir saatliğine bırakacağı biri lazımdı. Kiralık bir oda aramaya baktı ama mahalleler iç karartıcıydı. Tek çözüm ailesine gitmekti. Ama hayat ona geç kalmıştı. Abisi ise genç yaşta evlenmiş, iki çocuk yapmıştı ve hepsi birlikte iki odalı bir evde yaşıyorlardı.

Leyla ev sahibesine taşınacağını söyledi. Kendini boşlukta kalmış gibi hissediyordu. Beş gün sonra evden çıkacaktı. Eşyalarını toplarken kapı çalındı.

Kapıyı açınca donup kaldı. Karşısında kayınvalidesi Sevim Hanım vardı.

“Hay Allah, daha ne başıma gelecek?” diye düşündü, içeri geçmesine izin verdi.

Sevim Hanım’la ilişkileri hep gergindi. Dışarıdan gülümsüyorlardı ama içten içe nefret ediyorlardı. Tanıştıkları ilk günden beri Sevim Hanım, Leyla’yı sevmediğini belli ederdi. Tüm annelerin yaptığı gibi, oğlunun kararına karşı çıkmıştı. “Daha iyisini bulamaz mısın?” diye düşünüyordu. Bu yüzden Leyla başından beri aynı evde yaşamayacaklarını söyledi.

Kayınvalidesi geldiğinde hep dipte bir gerginlik olurdu. “Leyla, şu raf biraz silinmiş mi sanki?” diye söylenirdi. Yaptığı yemekleri de beğenmezdi. “Bunu domuzlar yer,” derdi. Hamile kalınca biraz yumuşadı ama Ayşe doğduğunda “Bu çocuk bizden değil, test yaptırın!” diye çıkıştı.

Ancak Ayşe altı aylıkken birden değişti. Küçük kızı sevmeye, tutmaya başladı. Murat, karısını hep teselli ederdi: “Annem beni tek başına büyüttü, bu yüzden biraz fazla koruyucudur,” derdi.

Şimdi ise Sevim Hanım kapının önündeydi. Üstelik Murat gittikten sonra. Belki de son bir kez işini iyice berbat etmeye gelmişti. Ama Leyla’nın umurunda değildi.

Sevim Hanım’ın sert sesiyle irkildi: “Hadi çabuk, eşyalarını topla. Burada duramazsınız.”

“Afedersiniz, anlamadım?”

“Ne anlaması? Eşyalarını topla dedim. Benim eve geleceksiniz.”

“Size mi?”

“Başka nereye gideceksin? Annene mi, o kalabalık evine?”

“Peki… her şeyi biliyorsunuz?”

“Elbette biliyorum. Keşke daha önce öğrenseydim. Şu densiz bugün arayıp anlattı. Benim üç odalı evim var, hepsineArtık yeni bir hayat başlıyordu, üstelik Sevim Hanım’ın yanında, hiç ummadığı bir destekle.

Rate article
Lifequest
Yerinden Olmuş Annenin Pencereden Ayrılış Mücadelesi